• Öncelikle, Ayrıntı yayınlarının bu bilim kurgu serisindeki "röportaj ve diğerleri" tarzı eklemelerini hoş karşılamadığımı belirtmek istiyorum. Kitaptaki bütünlüğü zedeleyip, dikkat dağınıklığına neden oluyorlar çünkü.

    Kitapta 4 bölüm var: Birinci ve üçüncü bölümler "Şişedeki Mesaj" ve "Değişim" başlıklı hikayeleri, ikinci bölüm "Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar" başlıklı bir konuşması, dördüncü bölüm ise "Dengeleri Ayarlamak" başlıklı bir röportajı.

    Hikayelerin ikisini de oldukça beğendim. "Değişim" adlı hikayeyi okumadan önce Shakespeare'in Fırtına isimli oyununu okumanızı tavsiye ediyorum. Bu oyunu önceden okumuş olanlar için eminim ki öykü daha başka anlamlar ifade edecektir.

    Yazarın konuşmasını ve yaptığı röportajı samimi bulmakla beraber, o sevmediğim "Amerikan tarzı iğnelemeli, esprili, abartılı jestli" tarzı sebebiyle okumakta zorlandım. Hatta çoğu yerde sıkıldım.

    Nola Hopkinson'un dili oldukça sade, kolay anlaşılır, vermek istediği mesajı en hızlı ve iyi şekilde verebilmeye müsait. Yine hikayelerinin belirli bir dinamiği var, akıp gidiyor, ilerisini ve sonunu merak ettiriyor. Ayrıca seçtiği konular da, başta eşitlikle alakalı olmak üzere tüm dünya insanlarının temel dertleriyle alakalı.

    Son olarak, yazarın dilimizde yayımlanmış tek kitabı bu. Diğer kitaplarını okumak isteyenler İngilizce aslından edinmek zorunda.

    İyi okumalar dilerim.
  • Dünyanın en kederli felsefecisi denildiğinde tanınması imkansız ama Diderot denildiğinde de ‘Haaaa Şuu’ tepkisinin verilmesine neden olan büyük adam! Bu tepkiyi nereden mi biliyorum? Bir arkadaşımdan.
    Sizlere tanıttığım bu eserde 1943 yılına ait bir basım ve sitemize de bunu ekledim zaten haricen. Bir de benim eski üniversite yani İstanbul Üniversitesinden ve Edebiyat Fakültesi Profesörü ‘Sabri Esat Siyavuşgil’den harika bir çeviri eser.
    Kitap tam da adına layık aslında. Kimler kimler yok. Clairon (ki kendisi meşhur bir aktris. Fransız İhtilali ile her şeyini kaybedip sefalet içinde ölenlerden birisi de kendisi), Duquesnoy (Belçika asıllı bir heykeltraş. Kendi eserinden birisi de -adını burada zikredemeyeceğim- link olarak paylaştım), Voltaire’nin eserlerinde de oynayan Henri Louis Kain. Gene Voltaire’nin kendisine hediye ettiği Ecossaise ve tiyatroda yaptığı değişiklerle adını Fransız Tiyatro tarihine yazdıran Louis Leon Felicite de Brancas.
    Moliere ile çalışan Michel Boyron ya da nam-ı değer Baron, Gaussem (az evvel sözünü ettiğimiz baronun yeğeni), Matmazel Raucourt, hatıratı da basılan Clairo Rene Mole. Hicivleriyle ve Shakespeare oyunlarıyla tanınan Dev. Garrick ve diğerleri…
    https://i.hizliresim.com/2aAqr0.jpg
    Kitap 2 adamın konuşması üzerine geçiyor. Birinci adamı zaten anlayacağımız üzere -ki kendisi ayrıca kitabın da yazarı- orada bir sorun yok ama ikinci adamı bir türlü çıkaramadığım da utanç resmen benim gibi hafiye için. :))))))
    Böyle bir muhteşem eseri daha tadına doyamadan bitirmek, gerçekten kötü bir his. Bu arada bir önceki paragrafta da kelime oyunu yapmaya çalıştım ama beceremedim. Hadi sizi şu sürprizle baş başa bırakayım. İkinci de Diderot. Zaten burada iki tip sanatçı arasında kendi kişiliğini tartıştığını söylemek de manasız olmaz. Güzel ve doyamadığım bir kitaptı ne diyim ki? Bol keyifli okumalar, mutlu akşamlar dilerim..
  • İlk kez 1608 yılında oynanmış bu oyunu birkaç ay önce, 2018'de, izleme fırsatı buldum. Çok etkileyiciydi açıkçası. İlk kez savaş içeren bir tiyatro oyunu izledim. 200 sayfalık kitabı ve o uzun cümleleri nasıl karıştırmadan ezberleyebildiler bilmiyorum ama çok başarılılardı. Özellikle kahin rolünü canlandıran Name Onal'ı çok beğenmiştim.

    İzledikten sonra kitabını da okumak istedim fakat bir türlü denk gelmedi, bugüne kısmetmiş. Çok akıcıydı. Yer yer upuzun cümleler vardı fakat okuması hiç yorucu değil. Bir çırpıda bitirebilir ve üzerine düşünebilirsiniz. Kitapta vatanı için birçok savaşta yara almış fakat halkından tiksinen bir adam var, ismi Martius. -Corioli şehrini savunmadaki başarılarından sonra Coriolanus diye anılıyor.- Hakkında çok kibirli olduğunu söylüyorlar. Kitabın ön sözünde de bu geçiyor. Ben böyle düşünmüyorum. Başarılı ve bunun farkında olan bir adamdı o. Halkından da nefret ediyordu, başta kulağa kötü gelse de aslında sebepsiz de değildi. Halkı birçok kez nankörlük etti ona. Hatta bir savaşta yenilme korkusuyla Coriolanus'u yalnız bıraktılar. Daha da ileri gidip ona vatan haini bile dedikleri oldu. Onlara yaralarını gösterip oy dilenmek istemedi Coriolanus. Gururluydu. Annesi Volumnia'nın sözüne çok değer verir hatta bazen bence kontrolüne bile girerdi. İnsanlara "soylular ve diğerleri" şeklinde yaklaşmasının asıl sebebi bence annesinin onu öyle yetiştirmesiydi. Bence Coriolanus'un üstüne çok gittiler, anlamadılar onu. Hele öyle bir sonu var ki izlediğimde de okuduğumda da beni çok etkilemişti.

    Tabii bunlar benim fikrim, kitabı okuduğunuzda kimin haklı kimin haksız olduğuna karar vermekte zorlanıyorsunuz. Ben Martius için üzülmeyi tercih ettim. Bakalım siz ne düşüneceksiniz. Eğer fırsatını bulursanız izlemenizi tavsiye ederim. Oyununu izlemek ayrıca keyifliydi. Okuyacak herkese iyi okumalar!
  • ''Ünlü şair ve eleştirmen T.S. Eliot, Elizabethan Dramatists (Elizebeth Çağı Tiyatro Yazarları) adlı kitabında, Elizabethan ve Jacobean dönemlerde yaşayan oyun yazarlarını üç gruba ayırır: Birinci grupta, Shakespeare yaşamasaydı bile büyük sayılacak oyun yazarları; ikinci grupta, Shakespeare'den sonra tiyatro edebiyatına olumlu katkıda bulunan oyun yazarları; üçüncü grupta da, Shakespeare'den öğrendiklerini zaman zaman başarıyla uygulayabilen oyun yazarları vardır.''
    Mina Urgan
    Yapı Kredi Yayınları
  • Okuduğum üçüncü tiyatro oyunu, aralarında en çok Şair Evlenmesi'ni sevdim. Diğerleri Shakespeare'e aitlerdi ve bir türlü okurken anlayamıyordum, bu hoşuma gitti.

    Kısacık zaten, edebiyatımızda bu tarz önemli olan eserler herkesin kütüphanesinde bulunmalı bence :)
  • Toplantı resmen başlamadan önce komplocular Caesar'ın etrafında
    toplandı. Geçmişte Caesar'ın emrinde görev yapan Lucius Tillius Cim­ber, belli ki Pompeius yanlılarından biri olan kardeşinin affedilmesi rica­sında bulundu. Diğerleri de etrafını çevirdikleri Caesar'dan bu ricayı ye­rine getirmesini istiyor, ellerine dokunup öpüyorlardı. Publius Servilius Casca Longus, Caesar'ın koltuğunun arkasına geçti. Ricalarından etki­lenmeyen Caesar, yumuşak bir ses tonuyla onların söylediklerine karşı­lık veriyordu. Birden Caesar'ın togasını kavrayan Cimber omuz kısmını yırtarak aşağı çekti. Kararlaştırılan sinyali gören Casca hançerini çekip sapladı fakat heyecandan sadece diktatörün omzunu veya boynunu sı­yırmayı başarmıştı. Ona dönen Caesar'ın "Lanet Casca, ne işler çevi­riyorsun?" gibisinden bir şey söylediği rivayet edilir. Bazı kaynaklara
    göre Casca'yı kollarından kavramış, hançerini elinden almaya çalışmış­tı. Suetonius'un anlatımına göreyse elindeki kalemi kendisine saldıran senatöre sapladı. Casca, kendisine yardım etmesi için kardeşini çağırdı.
    Plutarkhos bu çağrıyı özel olarak Caesar'ın da konuştuğu Latince değil, Yunanca yaptığından bahseder. Diğer komplocular da şimdi Caesar'a saldırmaya başlamıştı. Brutus da dahil olmak üzere aralarından birkaçı diktatörün çevresindeki keşmekeş içinde kazara yaralandı. Sadece iki senatör Caesar'a yardım etmeye çalıştı fakat kalabalığın arasından ona
    ulaşamadılar. Diktatör sonuna kadar saldırganlarla mücadele etti, on­larla boğuşuyor zorlayarak aralarından sıyrılmaya çalışıyordu. Marcus Brutus diktatörü kasıklarından hançerledi. Karşısında Servilia'nın oğlu­nu gören Caesar'ın direnmeyi bıraktığı ve "Sen de mi, oğlum?" dediği söylenir (Shakespeare'de geçen et tu Brute, yani Sen de mi Brutus sözü
    için maalesef doğrudan herhangi bir kaynak bulunmamaktadır). Kafası­nı togasıyla örten diktatör, Pompeius'un heykelinin dibinde çöktü. Tam tamına yirmi üç yerinden hançerlenmişti
  • Kitabımız bir romantik komedi özelliğini taşıyor ancak dikkatimi çeken farklı bir nokta. Messinada oyunun geçtiği yer ve o dönemde İspanyol idaresi altında ama oyunun karakterleri İtalyan. Dikkatimi cezbetti yalan yok. Aragon Prensi Don Pedro benim ilgimi daha çok çekse de kitapta diğerleri üzerinde duruluyor. Romantik (!) çiftimiz Klaudio ve Hero ile onların komedyen ve çooook ciddi duruşlu (!) rakipleri Benedik ve Beatris çifti ön plana çıkıyor.
    Kitabın bir de filmi var. (Aslında 3 tane de çaktırmayın siz) Bu filmlerden 1993 uyarlamasında Danzel Washington, Keanu Reeves ve Michael Keaton’u görüyoruz.
    Açıkçası son günlerde yaşadıklarımı göz önüne aldığımızda biraz komik bir esere ihtiyacım vardı. Biraz da o yüzden okudum aslında. Özellikle bazı yerlerde konuşmalar gerçekten de beni içten bir şekilde güldürdü. Buna da çok ihtiyacım vardı.
    Bu arada kitabı öğlen bitirdim ama internetim olmadığından inceleme ve alıntılarını da yeni atabildim. Umarım kalabalık yapmamıştır. İyi akşamlar dilerim..