Hak görmenin yerçekimi tüm dikatimizi içimize yöneltir. Sadece kendimize bakarız, dünyadaki tüm sorunların merkezi bizmi-şiz gibi hissederiz, sanki bütün haksızlıklar sadece bize ıstırap verir, yüceliği herkesten çok biz hak ederiz.
Hak görmek baştan çıkartıcı olduğu kadar yalıtır da. Dünya için duymamız gereken merak ve heyecan kendimize döner ve yanlılıklarımızı, niyetlerimizi karşılaştığımız her insana, deneyimlediğimiz her olaya yansıtırız. Bu bir süre seksi, heyecan verici gelebilir, kendini iyi hissetirir, bir sürü bilet satırır, ama aslında spiritüel zehirdir.
Hepimizi hasta eden salgının dinamiği de budur. Maddi olarak gayet iyi durumdayız, ama psikolojik olarak bir alay düşük seviyeli, sığ yoldan işkence çekiyoruz. İnsanlar tüm sorumluluklardan kaçarak toplumun onların duygularına ve duyarlılıklarına hizmet etmesini istemekteler. Gelişigüzel şeylerden emin olup bunları genellikle şiddet yoluyla, sözde sarhoş oluyorlar, değerli bir şeyi deneyip başaramamak korkusuyla hareketsizlik, tembellik tuzağına düşüyorlar.
Modern zihnin pohpohlanması bir şeyi kazanmadan hak etiğini düşünen, fedakârlık yapmadan sahip olmaya hakı var sanan bir toplum yaratı. Hiçbir gerçek yaşam deneyimi olmayan insanlar kendilerini uzman, girişimci, kâşif, yenilikçi, öncü ve koç ilan edebiliyorlar. Yapıyorlar çünkü herkesten daha büyük olduklarına inanıyorlar, sadece olağanüstü olanın yayınlandığı bir dünyada kabul görmek için büyük olmaya ihtiyaç duyuyorlar.