hazal ✶

hazal ✶
@shieldmaiden
tryna climb a wall that my mind has built ~๑
biyoloji lisans öğr.
eskişehir
ankara, 12 Nisan 2001
1.010 kütüphaneci puanı
200 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Kendi ölümümü, kendi kırılganlığımı kabul etmek her şeyi kolaylaştırıyor, bağımlılıklarımı çözüyor, küstahlığımı, kendime hak gördüğüm şeyleri tanımlayıp onlarla yüzleşebiliyorum, kendi sorunlarımın sorumluluğunu alıyorum -korkularım, emin olamadığım şeyler yüzünden acı çektiğimi bilip başarısızlıklarımı kabul ediyorum ve redleri kucaklıyorum- hepsi kendi ölümümü düşündüğüm zaman hafifliyor. Ne kadar karanlığa bakarsam hayat o kadar aydınlanıyor, dünya daha huzurlu bir yer oluyor, herhangi bir konuda daha az bilinçdışı direnç gösterdiğimi hissediyorum.
Sayfa 196
Alıntı
Bukowski bir ara şunu yazmış: “Hepimiz öleceğiz, hepimiz. Ama sirk! Sadece bu bile birbirimizi sevmemizi sağlamalı, ama sağlamıyor. Hayatın önemsiz meseleleri bizi eziyor, korkutuyor; bir hiç bizi yiyip bitiriyor.”
Sayfa 195
Alıntı
Kültürümüz büyük ilgi çekmeyle büyük başarıyı karıştırarak aynı şey olarak kabul ediyor. Ama aynı şey değiller. Zaten büyüksünüz. Halihazırda. Farkında olsanız da olmasanız da. Herhangi biri farkında olsa da, olmasa da. Nedeni yeni bir iPhone uygulaması indirmiş olmanız, okulu bir yıl erken bitirmeniz ya da kendinize bir tekne almanız değil. Bunlar büyüklüğü tanımlamazlar. Zaten büyüksünüz çünkü sonsuz bir karmaşanın ve kesin bir ölümün karşısında neyi kafaya takıp neyi takmayacağınızı seçmeye devam ediyorsunuz. Sadece bu gerçek, hayata kendi değerlerinizi seçiyor olmanız sizi zaten güzel, başarılı ve sevilen biri yapıyor. Farkında olmasanız da. Bir lağımda uyuyup açlıktan ölseniz de. Siz de öleceksiniz, bu nedenle siz de yaşamakta olduğunuz için şanslısınız. Bunu hissedemeyebilirsiniz, ama bir ara gidip bir uçurumun kenarında durun, belki o zaman hissedeceksiniz.
Sayfa 195
Hak görmenin yerçekimi tüm dikatimizi içimize yöneltir. Sadece kendimize bakarız, dünyadaki tüm sorunların merkezi bizmi-şiz gibi hissederiz, sanki bütün haksızlıklar sadece bize ıstırap verir, yüceliği herkesten çok biz hak ederiz. Hak görmek baştan çıkartıcı olduğu kadar yalıtır da. Dünya için duymamız gereken merak ve heyecan kendimize döner ve yanlılıklarımızı, niyetlerimizi karşılaştığımız her insana, deneyimlediğimiz her olaya yansıtırız. Bu bir süre seksi, heyecan verici gelebilir, kendini iyi hissetirir, bir sürü bilet satırır, ama aslında spiritüel zehirdir. Hepimizi hasta eden salgının dinamiği de budur. Maddi olarak gayet iyi durumdayız, ama psikolojik olarak bir alay düşük seviyeli, sığ yoldan işkence çekiyoruz. İnsanlar tüm sorumluluklardan kaçarak toplumun onların duygularına ve duyarlılıklarına hizmet etmesini istemekteler. Gelişigüzel şeylerden emin olup bunları genellikle şiddet yoluyla, sözde sarhoş oluyorlar, değerli bir şeyi deneyip başaramamak korkusuyla hareketsizlik, tembellik tuzağına düşüyorlar. Modern zihnin pohpohlanması bir şeyi kazanmadan hak etiğini düşünen, fedakârlık yapmadan sahip olmaya hakı var sanan bir toplum yaratı. Hiçbir gerçek yaşam deneyimi olmayan insanlar kendilerini uzman, girişimci, kâşif, yenilikçi, öncü ve koç ilan edebiliyorlar. Yapıyorlar çünkü herkesten daha büyük olduklarına inanıyorlar, sadece olağanüstü olanın yayınlandığı bir dünyada kabul görmek için büyük olmaya ihtiyaç duyuyorlar.
Sayfa 194
Alıntı
Siz gitiğiniz zaman dünya nasıl farklı ve daha iyi bir yer olacak? Nasıl bir iz bıraktınız? Etkiniz ne oldu? Afrika’da kanat çırpan bir kelebek Florida’da kasırgaya neden olur denir; giderken siz ardınızda hangi kasırgaları bırakacaksınız? ... Bu sorudan kaçındığımız zaman, önemsiz, nefret dolu değerlerin beynimizi ele geçirip arzu ve hırslarımızı yönetmesine izin veririz. Kesinlikle bildiğimiz tek şey ölümdür. ... Öümden rahatsız olmamanın tek yolu kendinizi olduğunuzdan daha büyük bir şey gibi görmeniz ve anlamanızdır; kendinize hizmet etmenin ötesine uzanan değerler seçmeniz gerekir; çevrenizdeki kaotik dünyaya toleranslı, basit, her an geçerli ve kontrol edilebilir değerler. Tüm mutlulukların temel kökü budur. ... Kendinizden daha büyük bir şeyi sevmek, daha yüce bir bütüne katkı sağlayan bileşenlerden biri olduğunuza inanmak, hayatınızın idrak etmesi mümkün olmayan büyük bir sürecin küçük bir parçası olduğunu kavramak. Bu duygu nedeniyle insanlar kiliseye giderler; savaşlarda mücadele ederler; aile yetiştirir, emeklilik için para biriktirir, köprüler inşa eder ve cep telefonunu icat ederler: Sadece kendilerinden daha yüce ve daha kavranamaz şeyin parçası olduklarını hissedebilmek için.
Sayfa 193
Alıntı