Sürekli bağlılık kuramayanlar aynı zamanda sevisel yaşamlarında çocukluktan kalma bir anaya ya da babaya saplanıp kalmanın, yani bir cinsel bozukluğun sıkıntısını çekmektedirler.
Avrupa’dan aydınlanma çağı yaşanırken feodal Japonya’da hala uzun ve ıstıraplı bir yaşam süren şair Kobayashi İssa’nın günün birinde Kyoto’daki Zen Budist Tapınağı Shisen-do’ya gittiği ve tatami hasırlara oturup bahçeye uzun uzun baktığı söylenir. Genç bir rahip kumun inceliğinden ve etraflarında net bir daire çizilen taşların güzelliğinden bahsetmek için yanına gitmiş.İssa sessiz kalmış. Genç rahip karşılarındaki kum ve taş manzaranın derinliğini etkileyici bir şekilde överken İssa sessiz kalmaya devam etmiş.Issa’nın sessiz kalışını yadırgayan genç rahip dairenin mükemmelliğini övmeye başlamış. O zaman İssa kumla taşların ötesindeki büyük açelyaların ihtişamını eliyle göstererek,”Daireden çıkarsan çiçeklere rastlarsın”demiş.
Okuduğu şarkı ya da çaldığı parçadan sonra bir şarkıcı ya da piyanistin çevresini saran, gönülleri romantik sevgiyle dolu bir alay kız ya da kadın düşünelim. Elbet her biri için en akla yakın davranış, ötekileri kıskanmaktır; ne var ki, sayılarındaki çokluk sevisel amaçlarına ulaşmalarını engellediği için bu amaçlarından el çeker, sevgileri yüzünden kalkıp saç saça baş başa geleceklerine birlik ve bütünlük içinde bir kitle gibi davranır, ortak davranışlarla sevdikleri
kişiye karşı hayranlıklarını açığa vururlar; her biri sevdiklerinin başını süsleyen buklelerden biri olsa sevinecektir hani. Yani başlangıçta birbirlerine rakip bu kız ya da kadınların
aynı objeye karşı duydukları sevgi, aralarında bir özdeşleşmenin doğmasını sağlar. Genellikle bir içgüdü değişik şekillerde donatılmıştır, dolayısıyla kendisine belli bir doyum
sağlayacak bir sona yönelmesi, gerçekteki koşulların böyle bir doyuma kavuşmasını olanaksız kılacak bir sona rağbet etmemesi bizi şaşırtmayacaktır.
"Çocukluktaki Nesne Seçiminin Sonraki Etkisi. Libidosunu yasak sevisel saplantısından kaçırabilen bir kişi, onun etkisinden bütünüyle kurtulmuş olmaz.
Genç erkeğin ilk ciddi sevgilisinin anne veya babasını andırması, bu gelişim evresinin açık bir izidir. Genç erkek bu yüzden olgun bir kadına, genç kız ise otorite sahibi bir erkeğe vurulur.
Nesne seçimi, bu ön örneklere dayanılarak yapılır. Erkek, her şeyden önce anısında kalan annesini arar; çünkü anne, onu çocukluğundan beri egemenliği altına almıştır. Eğer anne hâlâ yaşamaktaysa, kendisinin yenilenmesi çabasına (çocuğun annesi yerine yeni bir nesne/sevgili seçmesine) karşı çıkar ve bu durumu düşmanca karşılar."
Belki de acı, yaşadığımızı bize his settiren bir dosttur. Onu
sevinçle kabul etmeli ya da ondan ayrı lmalıyız. Şurası kesin:
İlerleyen yaşla beraber beden ne denli düşkünleşirse,
zihin o denli keskinleşir. Öğrenme becerisi açısından deği l .
A m a kesinl ikle akı l y ürütme yetis i . B ıçak gibi! Neredeyse
insanın baş ını döndürecek kadar keskin . H andiyse ileriyi
görmeye yetecek kadar! O kadar çok deneyim ediniriz ki k i şisel
haritamızdaki beyaz alanları bile nihayet doldurabiliriz.
Hayatımızı tereddüt etmeden çizeriz buraya. Hal böyle
olunca da belimizin ağrımasına, boynumuzun tutulmasına,
parmaklarımızın kalemi kavrayamamasına ya da bir şeyleri
not etmek için evin üst katına ç ıkarken soluk soluğa kalmaya
aldırmayız.
Etras'ta Luna'ya dua etmek için kıyıda her biri dalgaların taşıdığı bir dua olan taşlar üst üste yığılırdı.
Burada taşları alıp götürecek bir gelgit yoktu ama ritüelin sakinleştirici yönünü hep sevmişti. Düzgün bir yığın oluşturdu: İlk taş Luc için; sonra Lila, Soren, Başhemşire Pace, hastanedeki sağlıkçılarla şifacılar ve acemiler, Shiseo, Ilva (gönülsüzce), Sonsuz Alev ve Direniş için.
Kule tehlike arz edecek kadar sallanmaya başlayana dek uzadı. Elinde son bir taş vardı. Tereddüt etti.
Yığını yıkarsa her şey boşuna olurdu. Bir an taşı aldığı yere geri bırakmayı düşündü.
Ama yerleştirdi.
Kaine Ferron'ın ölümünden ben sorumlu olmayayım.
Yığın sallanıp yıkılacak gibi oldu. Sonra durdu.
Helena'nın boğazı düğümlendi ve göğsündeki ağırlık hafifledi; sanki evren ona mümkün olduğunu söylüyordu.
Bir Güney ritüelinin Kuzey'de yeri yoktu ama savaş için her şeyini feda etmişti ve yine de yetmemişti. Elinde sadece batıl inançlar kalmıştı.