Alengirli şiir
Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı…

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık.
Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı…

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik…
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim…

Hilal, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

ŞİİR SOKAKTA
Acción Poética hareketi 1996 yılında Monterrey Meksika'da ortaya çıkmış bir edebiyat fenomenidir. Boş duvarlara siyah boya ile şiirlerden dizeler yazma fikrini Meksikalı şair Armando Alanis Pulido bulmuştur. "Şiir olmazsa şehir olmaz" fikrinden yola çıkan akım, aşk şiirleri ve iyimser sözlerin yanı sıra (kurallarından biri olan politika ve dini inançlara değinmeden) şehirlerin mevcut durumlarına göndermeler içerir. Daha sonra Avrupa'ya yayılmıştır. Son yıllarda Türkiye'de "şiir sokakta" adıyla ortaya çıkan hareket Acción Poética'nın Avrupa'daki yankılarından esinlenmiştir.

Vapur Edebiyat Dergisi Sayı: 3, Kolektif (Sayfa 32)Vapur Edebiyat Dergisi Sayı: 3, Kolektif (Sayfa 32)

Ben de yazdım:
ESKİ İMAR PLANI

Selim'e.. .

Yasemin'in düğünü var yarın.

Yasemin. Bir inceltme işareti gibi kaşları. Bütün kaba saba sözler, abuk sabuk tavırlar, sert ve kart hadiseler onun gözlerinde yumuşar, kaşlarında incelir.

Bunları kendisine söylemedim. Ben zaten ona neyi söyledim ki?

Bakın burada yazdığım bir yığın şiir duruyor. Ona yazdığım. Kağıtlara yazıyordum o zamanlar. O zamanlar kağıtlara şiir yazılıyordu.

Bu da bir vakitler günlük yazmaya niyetlenip de bir türlü devamını getiremediğim ve giderek ara ara, belki ay ay yazdığım, . .. ama yazdığım, bir defter.

Neler yazmışım böyle:

''Onu seviyorum. Seviyor muyum? Kendime dahi itiraf edemediğim bu müphem duyguyu mahsus en az kendi kadar belirsiz bir istifham haline getiriyorum. Değil mi? Hadi hiç de değilse bunu itiraf et Arif! Hiç değilse bunu. . .''

Yasemin.

Onu seviyorum. Seviyor muyum?

Artık sevmiyorum. Yarın düğünü var. Ama hafızam bütün geçmiş zamanları zapt etmiş bir vaziyette yerinde duruyor. İşte onu aldatamam. O bir ikaz alarmı, bir uyarı zili gibi kafamın içinde hatıraları daima zinde, canlı ve kudretli tutuyor.

Aşk çok kudretli bir duygu azizim. Çok kudretli. .

Başkalarına fazla alelade, feci bayağı, epey sıradan gelen nice hadiseye aşk denilen oklava, ruhumuzun bilinmez bir yerinde öyle tuhaf şekiller veriyor ki, bir masal ülkesinde, bizim için tertiplenmiş bir müsamereyi seyreden insanlar oluveriyoruz.

Biz insanlar ne garip varlıklarız azizim.

Bir cuma günü yağmur yağmıştı da, . . .. sadece tatlı bir tesadüf eseri olarak, onun arkasından yürüyorum diye sanki yan yana yürüyor, birlikte ıslanıyormuşçasına, engin ve dipsiz bir hülyanın dalgalarında kulaç atmıştım.

Aptallık mı? Sersemlik mi? Delilik mi? Delilik. Bunu içimde yaşattığım insan sürekli tekrarlıyor içinden. Delilik. İç sesimizin bile bir iç sesi var. Delilik.. .

O günü biraz daha canlı anımsamalıyım. Cumhuriyet Caddesi'nde. .. Kuvvetli bir yağmur yağıyor. .. Giderek artıyor. . Aamaaaan..

Yasemin'in yarın düğünü var.

Bu cümle .. . bir ağustos gecesinde uykusuzluktan çökmüş sinirlerimi bir sivrisinek gibi rahatsız ediyor. Teyakkuzda bir zihinle uyunamaz.

Burada bir sivrisinek sesi saklı. Bu satırların arasında. Ömürlerinde hiç değilse bir kez aşık olmuş, ayrılmış, ve sevdiği kız başkası ile evlenmiş olanlar bu sesi duyuyor olmalı.

İnanılmaz bir ses. Yüreğimi sızlatıyor. Bir çeşmeden maşrapaya şap şap dökülen bir su gibi. . Kesik kesik. . Fakat devamlı .. Kesik kesik olması devamlı . . Rahatsız eden, beni öfkelendiren de bu zaten.

Çıldırıyorum ben galiba. Yahut çıldıracağım. Yasemin'in yarın düğünü var. Bunu yazmak değil, sadece ve bir an için, saniyenin onda biri kadar düşünmek bile dehşet verici, tüyler ürpertici. Yasemin'in yarın düğünü var. Kahrolası cümle. Yasemin'in yarın düğünü var. Defol! Yasemin'in yarın düğünü var. Yeter, yeter. .. yeter. . .!

Yasemin'in yarın düğünü var. Giderek hızlanan bir müzik gibi. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda'yı söyleyen Cem Karaca'nın sesi. Giderek hızlanıyor. Bu tempoya ayak uyduramayan sinirlerim azıyor, nefes alamayıp sürekli esneyen bir adam oluyorum, soğuk ve soluk bir nefes. Derin bir nefes alıyorum. Olmuyor. Tanrım. Olmuyor. . Yasemin'in yarın düğünü var. Küfredeceğim. Belki o zaman rahatlarım. Yasemin'in yarın düğünü var. Yasemin'in. .. ... yarın . . düğünü. . .. var.

yeter. . ............... yeter. . yeter.

Ama Yasemin'in yarın düğünü var.

Anlıyor musunuz?

Hayır onu sevmiyorum. Seviyor muyum? Seviyorum. Hayır sevmemem lazım. Yasemin yarın bir başka adamla, bir yatakta. . .. Sustum. Susmalıyım. Yazamam. Düşünmemeliyim bile. Yarın. .. bir başka adamla .. bir yatakta. .. Hayııırrr!!

Sevmiyorum. Yasemin seni sevmiyorum. Çünkü senin kaşların var. Bir inceltme işareti gibi. Evet bunun için sevmiyorum. Çünkü gözlerin o kadar naif ve güzel ki, .. gözlerinin üstünde onları inceltmeye yeltenecek bir işarete gerek yok. Yani ben seni seviyorum da. .. . kaşlarını sevmiyorum. Ama kaşlarını bir şeye benzetip de, onları benzettiğim şeylerle kurmaca bir vakıa ile yargılayan da ben değil miyim? Saçmalıyorum. Seni seviyorum. Sevmiyorum. Saçmalıyorum ama sevmiyorum. Sevmiyorum.

Biz insanlar ne garip varlıklarız azizim.

. .ve Yasemin.. ne ilginç bir isim!. Ne demişti o adam? Hani o gece sığındığımız moral istasyonu. Hayalimdeki kadın. dememiş miydi? Hayalimdeki kadın. Kah biraz hakikat, kah biraz yalan, biraz rüya, biraz vakıa, biraz hülya. . o kadar çok şey uydurdum ki. . Neresi moral azizim buranın, neresi moral istasyonu. Ürperen yürekler, titreyen eller, yanıklaşan sesler. . Muhakkak yüksek tansiyon hastası bu adamlar. Ceplerinde hap taşıyorlardır. Olur olmaz yutuyorlardır. Olur olmaz. Olur olmaz o kadar çok şey uydurduk ki. .. Handiyse ben de inanacağım. İnanıyorum galiba. Yasemin kim? Güleyim bari. .. Üstelik onu sevmiyormuşum. Yok seviyormuşum da. İçimdeki bu mücadeleci seslerin sahibi kim. Be hey kim? Yasemin kim ulan. Kim?

Titreyen bir el.. çok titriyor. . .. yakalıyor beni. Bırakmıyor. Bak diyor. Bak işte Yasemin. Hani lan nerde? Nerde? Bak karşında. Orada. Ama yok orada. Karşımda ben varım. Ben. Yasemin senin içinde. Ruhunda. Onu göremezsin. Kendinde görebilirsin ancak. Kendini görebilirsin. O hayalindeki kadın çünkü. Yasemin'in kaşlarının bir inceltme işareti gibi olduğunu da mı ben uydurdum. Ya o cuma gününü. . .Ya o yağmuru. .Onun arkasından yürüdüğümü .. .Birlikte, beraber, yan yana ıslanıyormuş gibi saadetle dolup boşaldığını ciğerlerimin. Bunları da ben uydurdum. Söylesene. .. Çek o titrek ellerini içimden. Sersem herif. Sersem!. Deli misin, nesin. Ha deli misin? Deli. Ah! Bunu içimde yaşattığım insan sürekli tekrarlıyor. Deli. Deli. Deli. ..

İç sesimin bile bir iç sesi var.

Ama. Ama . ..Yasemin'in yarın düğünü var. Yasemin, bir başkası ile, bir yatakta. .. . Dur!.

Sert, parlak, şeytan gözü bir bilye gibi yuvarlanıyor bu söz. ... Yuvarlanıyor, yuvarlanıyor, yuvarlanıyor. .. ..... ... .. . ....

Bak. . ... ..... Senin önüne düştü.

Yasemin'in yarın düğünü var. . .

7, haziran, 2014; 00:31

Özdemir Asaf
Mısralarına vuslat dizelenen,
Bir şiir bırakıyorum gönlüne:
Ötesi aşk, berisi sen...

Bir Yudum Şiir
Bazı vakit insan, hiçbir yere hiçbir şeye tutunamaz. Birden bütün fena adamların bütün fena meselelerin arasında kalıverir öylece. Üstelik kimseye derdini anlatamaz, herkesin ağzında aynı lakırtılar: Herkes haksız da sen mi haklısınlar, kimse bilmiyor da sen mi biliyorsunlar, vesaireler... Bülent Parlak bir başka şiirinde, "Nereye gitsem yakışmadım beni kim aklayacak?" diye sorar. Hakikat, sevgili okur. Dünya üstümüze yıkılsa da cevabımızdır, hakikat. Var olun. 

Bülent Parlak - Şubat Kimseye Çekmedi

 

elleri vardı, siz bilmezsiniz
ben tek başımaydım, onlar ise yalnızdı
şubattan kalan bir gece yarısıydı sanki bütün caddeler
yine yenik ve gazetesiz ayrılıyorduk bir çağdan
çağın canı cehenneme
cennet nereye düşer şimdi
annesinden dayak yerken sorunca çocuk

ellerin vardı, sen de bilmezdin
hatırı sayılmak kimsenin aklına gelmeyen bir yoksul gibi
karşında duruyordum
senin için ıslak mendilleri kurumuş evlerin önemi yoktu
patrona halil, ilk posta teşkilatı ve
çekinerek kızının evinde ayaklarını uzatan babaların
kaldım, bir yanım alacaklı tarih diğeri aşk.
radyoların canı cehenneme 
ben birşey demesem allah yine de anlıyordu

elleri vardı, demedim kimseye
başına ne gelirse hepsi yaşamaktan
ve bir çocuğun oyuncağının ardında yitip giden elleri
iki keder arasında gülmek doğru sayılmaz 
bir parkın yoldaşıydım sanki
hiçbir richter tespit edemese de
richter’in canı cehenneme 
titriyordu elleri

elleri vardı, siz bilmezsiniz
bir gülse kansere ve bana
yani durmadan çocukluğundan bahseden bana çare bulunacaktı
birkaç damla kan sızardı gözlerinden
bolşevikler tövbeye dururdu
aylardan şubat
güneşini avuçlarında saklayan bir uçurum gibi sessiz
yaşamın canı cehenneme
gözlerin doluyordu

Nupel Da, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla. Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta! Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem,girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim. Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız. Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek
hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

Şiir Resitali, İsmet Özel (Sebeb-i Telif)Şiir Resitali, İsmet Özel (Sebeb-i Telif)
fatmanur petek, bir alıntı ekledi.
21 saat önce · Kitabı okuyor

Sınavda Çıkmayacak Sorular
teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar
çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını
ortadoğu’yu ihtiyaç halinde seviyorlar, gökdelenleri her haliyle
eve geç kalmayı borsaya bağlıyorlar, geri kalanları astrolojiye
‘konuşan tartı’lardan korkmuyorlar bir de
-ben bazen korkuyorum-

artist diyorlar erken ölenlere bir akşam üstü her yer kalabalık
her yer kalabalık, üzgünüz yeteri kadar ve rimbaud mahkemelerde sanık
sırasıyla ölüyor kumbarası kırılmış çocuklar, tez konusu bile değiller
içinden ortadoğu geçmeyince şiir de olmuyor, bir şeyler kahrolsun!
-işgal edilmiştir inandığımız tüm çiçekler-

stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin, keşişleri hemen sobeleyin
bu saklambaç bizden uzak, kavimler göçü konumuz değil, seni seviyorum!
ideolojiler söylüyorum dünya kurtarmak isteyenlere ve çok rüya görüyorum
insanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok
ben bazen korkuyorum, annem duruyor hemen kalbime
beni hep yanlış öldürüyorlar anne diyesim geliyor
sonra cihad geliyor aklıma, cihad’ı çok seviyorum
-ama bunları coğrafi keşiflerle açıklayamam-

çocuğu okula yazdırıyorlar, merkez sağ’ı ve dedikoduyu çok seviyorlar
üniter yapı diyorlar, uluslararası toplum, en az iki yabancı dil
minareler gölge ediyor, başka ihsan da istiyorlar
akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar
demokraside ısrar ediyorlar bir de, ben rahatça ölsek diyorum

yemeklerden sonra pişman oluyorlar, kravat takıyorlar, az seviyorlar
aşık olamıyorlar, çok şişmanlıyorlar ve hiç gülmüyorlar
-manavlar da şiire inansın diye kırmızıydı belki elmalar-
elmalar deyince aklıma annem geliyor ve taksitli sancılar
bir yanağın elma oluşunu
devrik cümlelerle düşünüyorum

sigortalı bir işe girmeden aşık olunmuyor.

Kadraj Hataları, Güven Adıgüzel (Sayfa 37)Kadraj Hataları, Güven Adıgüzel (Sayfa 37)

Ahmet Şafak
Bana Bir Haller Oldu Bilemezsin
Kitaplarımı Okullara Dağıttım
Dolma Kalemlerimi Postacıya Hediye Ettim
Oyuncak Arabalarımı Çocuklara Verdim
Bir Sahil Kasabasına Yerleştim

Artık Şiir Yazmıyorum
İçimdeki Hüzün Denizinde Balık Tutuyorum
Bana Bir Haller Oldu Bilmezsin
Adını Kalbimin En Derinine Yazdım
Silemezsin
Gel Desem Gelmezsin
Aşk Nedir Bilmezsin
Seni Ayrılık Alır
Geriye Aşk Kalır

Pelin levent, bir alıntı ekledi.
Dün 01:11 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Şiir, canlı ve cansız varlıkların arasında, onları birbirinden uzakta tutarak değil, tam tersine körcesine bir aşk uzamında kaynaştırarak, adım adım öğrenilir.

Şiirler, Pablo NerudaŞiirler, Pablo Neruda
poena, bir alıntı ekledi.
Dün 00:58 · Kitabı okudu · Puan vermedi

- Bana bir şiir okusanıza Woldemar, dedi. Şiir okuyuşunuz hoşuma gidiyor. Biraz şarkı okur gibi söylüyorsunuz ama, bu da hoş... Gençlik havası var...

İlk Aşk, Ivan Sergeyeviç Turgenyevİlk Aşk, Ivan Sergeyeviç Turgenyev