• Sen sınıfa girdiğin zaman
    Karanlıklar silinirdi karatahtadan
    Ağlayan kitaplar güler
    Aç kalan umutlar beslenirdi
    Önce içimizdeki kuşkuyu
    Sonra korkuyu yıkardı bakışların
    Sesinde sabahlar seslenirdi
    Çiçek çiçek açılan gözlerimiz
    Çakılıp kalırdı sevincin yüzüne
    Bütün geçmiş gelecekle süslenirdi
  • Basit yaşayacaksın. Basit
    Mesela susayınca su içecek kadar basit...
    Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
    Tek düğmesi olacak elindeki cihazin;
    tek bir düğme, tek bir cümle gibi...

    Sevince lafı dolandırmadan soylediğin
    'seni seviyorum' gibi.

    Basit bir öpücük yetecek sana...
    Basit, sıcak bir öpücük;
    ve o opücükle dolacak tüm günlerin,
    tüm düşlerin.
    O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
    öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

    Kabak çekirdeği verecek sana
    rakamların veremediği mutluluğu.
    El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
    en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.

    İki harekette giyiniverecek,
    iki harekette soyunuvereceksin.
    Kısacık olacak uyanman,
    ve yola çıkman arasında geçen süre;
    Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
    yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
    Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
    bakışların bile anlatabilecek kendini.

    Beklentilerin de basit olacak:
    Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
    Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
    ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz
    aşk romanını.

    Pankreasının sağlığına dua edeceksin
    kapatırken gözlerini.
    Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
    Bir kaşarlı tost olacak aradığın
    nasıl oturacağını
    bilemediğin sofrada,
    parmakların en kıymetli çatalın.
    Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık
    denklemleri.
    İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
    Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
    kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir 'fa diyez'in
    mutluluğunu.

    Makyajı ilk 'a' sına kadar bilmen yetecek.
    Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
    'Bilmiyorum' diyebileceksin bilmediğinde ve
    Çok normal olacak 'onu da' bilemeyişin.

    Tek dereden su getirmen yetecek,
    bir 'istemiyorum' diyebilmeye,
    Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
    Saatin, sadece saati gosterecek,
    Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
    Küçük bir not defteri olacak 'bilgini' en hızlı 'sayan'.

    Basit yaşayacaksın, basit.
    Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
    basit...

    Nazım Hikmet Ran
  • Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk 
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini
    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin 
    Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
    O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
  • Ferit şimdi de, biraz evvelki gibi şuurun sathını dışardan vuran bir projeksiyon gibi değil, normal olduğu için korkutmayan bir tasavvur halinde kızın gözlerini hatırladı. Şimdi onları daha net görüyordu. Hiç şüphesiz bunlar, sesi çıkmayan sahibinin içinde boğulan manaları dışarıya nakletmek için, her gün biraz daha artan bir ifade kabiliyeti edinmeye çalışıyorlardı. Ferit, günün birinde, yalnız bakışların diliyle bu gözlerin bir konferans verecek veya şiir söyleyecek hale gelebileceklerini tasarladı.Sonra Düşüncenin muhtevasının dilden ayırmanın mümkün olup olmadığı hakkında, bir gün felsefe seminerinde hocaya sorduklarını hatırladım. Tıp fakültesini bırakıp felsefeye devam ettiği günden beri, manalar yüklü bir sis perdesinin, bir iç çekişin, bir yüz kımıldatışın, bir bakışın bazen sayfalarca yazı ya bedel kıymetinde, nominal Vetireleri (üslup) aşan, daha zengin ve kökleri daha derin bir semboller sistemi olup olmadığını çok düşünmüştü.
  • "Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine.
    Kiminin rengi ak kiminin sarı.
    Ah beni vursalar bir kuş yerine.
    Akşamları gelir incir kuşları.

    Ki ben Mona Rosa bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
    O masum bakışların su kenarında.
    Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza.
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
    Alev alev sardı her tarafımı.
    Artık inan bana muhacir kızı.

    Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
    Yağmurdan sonra büyürmüş başak." 00:15 17.09.2018
  • Genceli Nizami'nin dediği gibi
    Taşı onunla yıksalar
    Üzerinde akik biter,
    Bakışların ki...
  • Gitmek Biraz Ölmektir - Tarık Tuta

    Biliyorum gideceksin. Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin. Ne eski bir şarkı engelleyebilecek gitmeni ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım. Usul usul ve ağır başlı adımlarla gideceksin. Her adımda gitmenin acısı yankılanacak sokakta. Bir törendeymişçesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi bakacağım ardından. Sen geriye dönüp bakmayacaksın.

    Gideceksin…

    Yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı sukuta kurban vereceğim. ‘Keşke’ diyeceğim sonra ve sonraları da ve her zaman ‘keşke’ diyeceğim. Söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak tüm bedenimi. Engizisyonlarda kurban edileceğim her gün. Geç kalmış infazın korkusu kemirecek beynimi. Duvarlara bakıp hayıflanacağım.

    Biliyorum gideceksin…

    Puslu bir eylül ayında gideceksin. Gözlerinle birlikte, saçlarınla birlikte gideceksin. Geride seni hatırlatan bir tek kelebekler kalacaklar. Bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle. İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. Taşımayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime. Sihirli sözlerin avutulucuğuna salacağım boyalı yüzümü. Kimse fark etmeyecek seni. Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım. Seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım. Başlayıp da bitiremediğim yazılarımda. Bir radyo istasyonunda çalınan Ortadoğu şarkısında.

    Sen gideceksin…

    Ve aslında gitmelisinde..
    Hem de bir eylül ayında gitmelisin.
    Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların.
    Korkularımla yüzüstü kalakalmalıyım öylece basık bir kenar mahalle kahvehanesinde. Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.
    Yokluğuna alışmamalıyım.
    Alışamamalıyım…