• Bir kadını mutlu etmek için; dost gibi dertleş, baba gibi koru, adam gibi sev.
  • İyi ki geldin!
    Yüreğimin zarif acısı
    Şimdi Bu Şehir, adının incesiyle gülümsüyor kuşlara
    Basıp geçtiğin Yollar, dokunduğun Duvarlar ...
    Her Yer şarkı söylüyor.
    Kimyası değişiyor gökteki yıldızların.
    Aklımdaki kuyruklu uçurtmalar parlıyor.
    Şimdi onun evin gölgesinde bir avuç su kalbim.
    Yüzünü yıkıp göçüp gitmiş babalar.
    Ağzını uzatıp yudumluyor, terlemiş şen çocuklar.
    İyi ki geldin bak!
    Şimdi bu şehir çocuk,
    bu şehir baba,
    bu şehir aşk…

    Yedi Güzel Adam
  • Aşksız adam dünyada
    Belli bilin ki yoktur
    Her birsi bir nesneye
    Sevgisi var aşıktır
    Yunus Emre
    Sayfa 137 - Tekin Yayınevi
  • verimsiz bir toprak oldum
    ne şiir ne bir kaç satır karalama
    hiç birşey yok boş bir adam oldum
  • 184 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Neden bunca zamandır erteledim bu kitabı okumayı? Savsaklığınla meşhursun sen zaten Demet diyor içimden biri.Haklı. Doğrusu, itiraz hakkım değil şimdi.

    Vuslatı beklemekle beslenen, ama bu bekleyişin onu tam anlamıyla bir arife çevirdiği gönlü gam yüklü şair. Hem gamlı hem de her hücresi bile mahcubiyet timsali olan bir adam.
    Öyle ya -çoğumuzun bildiği- bir hikayesi var.
    Ahmet Arif'in Cemal Süreye'ya itibari tam olduğundan kız kardeşi ile -daha birbirlerini görmemelerine rağmen- evlenmek ister. Cemal Süreya' nın aklına yatar, bunu kardeşine iletir. Kardeşi de şaşırır ve abisinin tavsiyesi ile tanışmayı kabul eder. Buluşmak için sözleşirler. Yanına kız kardeşini alan Cemal , bekler durur Ahmet Arif'i, ama yoktur. Gelmez buluşmaya. Eh haliyle kız kardeşi de çok bozulur bu duruma . Geri dönerler. Sonradan Cemal Süreyanın kulağına Ahmet Arif'in gömleği olmadığı için buluşmaya gelmediği çalınır. Bu da kayıtlara 'şairin gömleği' olarak düşer.
    Belki de bundan sebep, bir şiirinde,
    "Utanirim,
    Utanırım ben fıkaralıktan,
    Ele, güne karşı çıplak..." demiştir, kim bilir..
    Hikaye ne derece doğrudur bilemem.Ama bildiğim tek şey günümüzde iki -saçma sapan - kelime yazanların bile bir sürü para kazandığı şu devirde, böyle şairlerin bunca fakirliği çekmesi gücüme gidiyor. Yüreğim yanıyor.

    Kitabını bitirdim ama üzerimdeki tesiri öyle çabuk bitmeyecek buna şüphem yok.

    Kitabındaki hasret, sevgiliyi beklemenin hem huzursuz hem doyurucu hali aldı tam tasanın içine koydu beni. Ama şunu da söylemekte fayda var, Arif'in kitabında sadece ici duygu dolu satırlar barındığını söylemek haksızlık olur.
    Zira içersinde Anadolunun parçası olan çukurovanın tütünü , pamuğu da var, işçilikten yana gelen fakirlikte var, halkın yigitliginden kaynaklı gelen sitem de var, aslında bu sitemin adalet arayışından doğduğunun kanıtları da var. Unutmadan, mahpusluk, ah maphusluk da var..

    Ama sevmek , böylesine sevmek, tutkuyu bu denli hissettirmek , okurken bir kalbi olduğunu insana hatırlatmak takdire şayan. "Bir umudum sende, anlıyor musun?" diyor. Gel de bu cümledeki masumiyeti, sevdayı, beklentiyi, hasreti anlat şimdi..
    Okurken ama böyle şiir olur mu, okuyucuya bu yapılır mi, hiç mi vicdanin yok, olacak iş mi seninkisi Arif! diye epey hayıflandim. Hayıflandıkça da tuttum alıntı paylaştım. Artık paylaşım yoğunlugundan engellencegimi düşünüp tuttum kendimi :D Yine de dayanamadım şiirlerden alıntı ekledim incelememe de. Şimdi de biraz incelemeyi okuyan tasalansın değil mi?

    "Sus kimseler duymasın,
    Duymasın, ölürüm ha.
    Aymışam yarı gece,
    Seni bulmuşam sonra.
    Seni, kaburgamın altın parçası.
    Seni, dişlerinde elma kokusu.
    Bir daha hangi ana doğurur bizi?"

    Ben cok geç kalmışım, siz de daha fazla geç kalmayın, elinizi çabuk tutun efendim!
    Keyifli okumalarınız olsun... (:
  • Üç gerçek biliyorum,
    Ama demem;
    Yohh yohh demem..!
    Ateş, sen beri gel!
    Er kişi niyetine
    Nasıl da kıldınız namazımı?
    Oysa ben hala diriydim,
    Bilemediniz nazımı niyazımı...
    Susacaksan az öteye git,
    Buzlu bir soluk çek.
    Ben yokum, yokk!
    Ateş var, bir şiire gebe;
    Beni Şair belleme...

    Eyy Zemheri !!
    Bu gece nallarım yeni örs almış,
    Cilalı feryadım sana...
    Koşmak ve uçmak ayrı bir dil,
    Er kadının sözü lazımmış;
    Dişice ve dişli bir sevdada...
    Neyleyim, belki de
    O erkekçe ben dişice;
    Vuu !
    Babam utanmasın benden
    Aman haa..!!



    Bu taş’a oturma, genç!
    Kurranıma dedi...
    Dedim, genç değilim;
    Bu yobaz sevdaya
    İki söz daha yazıp,
    Kalkacak olan ben’im...
    İyilik yaramıyormuş, dedi.
    Get, dedim...
    Şiirlerin ardına saklanan
    Korkak diyorlar bana;
    Ben edebimden susuyorum, dedim...

    O ki, O..!
    Vay ki vayy..!
    Utanmaz gelberilere peşrev mi çekek?
    Yiğidin de harmanı soyundan gelir,
    Yoğum ben yohh, ey kahpe felek !!
    Beni kaybedenlere yazın...
    “Susmanın dili sevdiğine kaçmışmış...”
    Tevv ! Erzurum atasözü...
    Yüz yıl sonra adımı anacaklar;
    Demedi deme..!


    Hazır dememişken,
    Erzurum da deme...
    Ben bu “köv”i sattım,
    Sanata başladım.
    Tevv !!
    Kokana şiirbazlar beğenmese de;
    Sen iç , boşverr...
    Bu gecenin hesabı kime yazılacak?
    İç hadi, içç!...bendensin!
    Kim daha cüretkar?
    Kim daha edepli?
    Kim daha sarışın?
    Kim daha esmer?
    Bu göz’e de, bu su yakışsın...

    Kansam da kansam,
    Kalksam be Rima!
    Şu kaldırım taşından bi kalksam,
    Yar’e bi aksam...
    Hem O yar’e bi....!
    Tevv...
    Dilenci değilim diyorum,
    Açlığımla, susuyorum...


    Bense hep,
    Fevkalade şiirleri döş’üme alıp;
    Seni düş’ledim...
    Ayıpsa ayıp,
    İlla da illa...
    Bu şiir, sezaryen bir şiir;
    Suç benim değil...
    Gebeliğe sulanmışsın,
    Son günlerin erik ister;
    Tevv, kaç akçe bir erik eder?!
    Doğum sancısı
    Diş ağrısı
    Kader ve keder...

    Ey doğacak olan!
    Seni beklemek boynumun borcudur...
    Erkek şiirse eğer,
    Adını Yusef Masadow koyun!
    Dişiyse eğer,
    Adımdan az ötede soyun!
    Sevdadan bahsetmeyin bana;
    Demedi demeyin ama,
    Biz O’nu daha rüyada...!!
    Evvelallaah!!!
    Bi de neyseee gelsin,
    Tüm Alkış sevenlere;
    Neyseee...!!

    Desem ki;
    Yalnızlığın tülünden bakan kadın
    Bunu hakediyor...
    Sırt çevirmiş dönek adam
    Bunu hakediyor...
    Ahh, düş’e düşenler !!
    Vah ki, vahh!!
    Uyuyun da geçsin,
    Vebal yok ki uykuda,
    Sarın da geçsin...
    Sakallarımı kestim,
    Sevin de geçsin...
    Tövben sana borçtur,
    Demedi deme!

    Ben uyusam,
    Büyüsem,
    Bürünsem,
    Ve kuşansam;
    Kime ne ?!
    Bilmezler ki;
    Haklıyı ve haksızı sorarlar Hafız...
    İkisi de mahpus..!
    Ve bilmezler ki;
    Uykuya dalmak ne zor iştir...
    Köyüm ıssız
    Alem suspus...!

    // Yusef Masadow //
  • Göçebe bir aşığın memleketiydi Türkiye. Nerelere atildı kimlere onuru üç buçuk kuruşa satıldı... Yine de doyulmadı. Defalarca çelme takıldı, ezilen hayata, hayale rüya/kabusa söz etti diye yok olunan bir vatandaşın öyküsüydü Nazım Hikmet. Dünya tanıdı; kitaplar, sayfalar dolusu yer açtı onun için; lakin Nazım her dönem de olduğu gibi o dönemde de nefes alamaz bir adam oldu. Yabancı şarkılara şiir oldu, bu cennet topraklarda olduysa da kayboldu... bir çok dil yetinmedi, iftiralar, ve iftiralar.

    Belki de Nazım Hikmet'i; Nazım yapan da hayatın da göçebe olmak yapmıştır, mecburi bir göçebe hayatı. Öyle ya, bir daldan düşer gibi olmuyor insan. Yaşamı, hayatı, kaderi, kederi oluyor;; insanı insan yapan, insan olmak için nefes alan (zorla olsa da)

    Bu güzelim Cennet Vatan'ın kıymeti uzak olunca, daha bir can yakıyor. Düşüyorsun bir cehenneme, kurtaran olursa (dost) az da olsa nefes almaya çalışıyor insan, zor olsa da. Nefes bitene kadar verilen dünya savaşı...

    İnsanoğlu işte, gidene kadar götürüyor ömrünün, özgür kelebeklerindeki yalnızlık sarkılarını. Sadece size kalan, aklınıza taktığı kelepçeler, pranga vurulan, özlemler kalıyor.
    Kimse kolay gelmedigi gibi Nazım Nazım olmak içinde az bir eziyet çekmedi...
    Kadim Tataroğlu