Önce insan olmak. İz bırakmadan iz bırakabilmek...
Locked in Sendromu'ndan mustarip 13-14 yıldır yataktaydı. Kollarını, bacaklarını kıpırdata- mıyor, konuşamıyor, başını oynatabildiğinde gözlüğünden alfabe tahtasına yönlendirebildiği lazer ışınla iletişim kurabiliyordu. Kitabımı bir an önce gösterme mutluluğumun heyecanıyla odasına dalıp gösterdim. Alfabe tahtasına, harflere sabırla tane tane ışık tutarak, "Nasılsın?" diye sordu. Önce insan. İz bırakmak sonraki iş. Ona ithaf ettiğim kitabımla iz bırakacağımızı zannederken önce "Nasılsın?" diye sorarak iz bırakmadan iz bırakan Ali Arif'ti. Halinden hiç şikayetçi olmadı, hep yaşamak istedi. Yaşama hırsından, ölümden korktuğundan değil. Günlerini dolu dolu geçirdi, Açık Radyo'da müziklerini seçtiği caz programı yaptı. Ondan öğrendim hiçbirimizin yaşamdan şikayet etmeye hakkı­mız olmadığını.
Sayfa 2501
Annem televizyonun karşısında. Saat sabahın 9’u. Üstünde çiçekli bornozu, bir Brezilya dizisi seyrediyor, dizi de çiçek çiçek, üzerinden şeker kamışı şurubu gibi bir müzik akıyor. Köhnenin köhnesi bir televizyon programı. Onu bu acıklı şeyi seyrederken gördüğüm için rahatsızlık duyuyorum. Sinemayı seven, şiir ve müziğe hayran olan o. Çok daha iyi şeylere layık o. Böyle bir şeyi nasıl sevebilir? Ona bunu sert bir şekilde söyledim, kızdı. Paris’e döndüm. Onu televizyonunun karşısında yalnız bıraktım. Yolda, onun bunu sevmediğini anladım, ama artık vasatlık, bayağılık, çirkinlik kaçırtmıyordu onu. O an onun ne kadar yalnız olduğunu anladım. Eğer kalsaydım, televizyonu açmayacaktı.
Sayfa 110
Avuntu mu?
Birçokları, şairin, "sadece aşk şiirleri" yazmasından yanadır. Yaygın, biraz da "resmi" bir görüştür bu. Şiir üretimini, bir bakıma, belirli sınırlar içinde tutmak istedikleri söylenebilir. Oysa, yaptıkları şiir tüketimi, şairlere yaptıkları "tavsiyelere" uymaz, tam tersidir. (...) O zaman soru şu: günümüzde ve ülkemizde, ister "resmi", isler "hususi" sektörde olsun. şiir ancak belirli bir propaganda gereksinimini karşılamak için tüketiliyorsa, niye bazı "aklıevveller" şairleri ısrarla tüketim alanı olmayan şiirleri yazmaya iterler? Çıldırsınlar diye mi? Bundan çıkan bir soru daha var. O daha berbat: Bu işlevsel tüketimlerin dışında, şiiri estetik düzeyde gereksinen, gerçek bir şiir tüketicisi yok mu? Yayınevlerinin şiir kitabı yayımlamaya gittikçe boşverdiklerine, radyonun televizyonun şiir programı yapmayı akıllarına bile getirmediklerine, en kabadayı şiir kitabı satışının ülke nüfusuna oranla hiç mesabesinde kaldığına göre, yok mu diyelim? Belki de biz kendi kendimizi avutuyoruz.
Sayfa 112 - Yusufçuk, 1 Kasım 1980.·Kitabı okudu
Alıntı
​Mahrumiyet bölgesi denir denmez korkunç bir rüzgâr esiyor bu topraktan Sırtı duvara yüzü üniformalılara dönük döneklere Soruluyor şark hizmeti yaptınız mı sizler diye Filmin en acıklı yeri burası olunca dünyayı küçümsemek Bir patavatsızlık Neye üzülecektir sincabına su verirken caka satan kalaycı Sümüğünü pazarlık gücü gizli günahla artınca koluna silen kirve. ​Gizli günah anneciğim güzellik duygusunun alenî müttefiki Canım annem Müttefikler bize top twenty programı tavsiye etti Eridi hani o külrengi güneş var ya anneciğim Eridi küçüldü benim bedenime nâzil oldu İzledim anneciğim külrengi güneşin Boydan boya gezişini gövdemi Domuz ciğeri ezmesi hakkında Fikrimiz çok mu lazım Abelard iyi fikir mi.
Sayfa 390 - ~JOHN MAYNARD KEYNES'TEN NEFRETİMİN YİRMİ SEBEBİ (17) Şiiri·Kitabı okudu
Şiir
Arkadaş Zekai Özger
Ben Arkadaş'ımı nerede bulduğumu tam adresiyle söyleyemem: Şiirler başlığıyla toplanmış, oldukça yıpranmış bir kitabı var kütüphanemde; sanırım, yirmili yaşlarımdayken bir dostum getirmiş olmalı
Sayfa 150 - günahın bir başka tasviri·Kitabı okudu
Edebiyat
Sevgili Tanrı, baştan başlamak değil niyetim. Geri getirmek günleri, yolları, parmak uçlarını, yüzündeki çizgileri, fazlasını ve eksiğini... Yine de bir kez daha eserse rüzgâr, kabarırsa deniz, tutuşursa tütün ve karar vermem gerekirse; akşamları saçma sapan bir televizyon programı izlerken göğsüme sığınan huzurlu bir baş seçerdim.
Edebiyat