• Gerçek aşk sevgilinin bütün kusurlarını görür ve sever.. Aşk inanmanın şiiridir. Aşk şüphe etmez. Aşk kıskanmaz. Aşk iğrenmez. Aşk çirkin bulmaz. Aşk küçümsemez. Aşk bencilliğin, kendini sevgiliden daha üstün görmenin, buhranın ve kötümserliğin tam zıddıdır. Aşk istemez, yalnız verir. Aşk bir mücadele değil âhenktir.. Aşk bunun için ilâhidir.. Gerçek aşkın bir tek değişmez vasfı vardır: tükenmezlik.. Aşk engellere ve hücuma uğradıkça kuvvetlenen ihtirastır. Rakipsizdir, yenilmez.. Aşk kendi saadetini bir başkasınınkine feda etmektir.. Mârifet bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en mâsum, en kudretli ve en muhteşem cinayet.

    Aşkın tam bir tarifi yapılamaz. Şiir de böyledir. Yapılmış ve yapılacak tariflerden her biri, denizden alınmış bir kova suya benzer. Hiç şüphesiz bu, deniz suyudur, fakat deniz değildir. Aşkı denize, tarifi de kovaya benzetirseniz elde edilen şey, aşkın bir halini izahtan ibaret kalır. Enginsiz, kıyısız, renksiz, dalgasız, derinliksiz bir izah.
  • -sokak kedileri çiftliği kurmalıyız biz seninle
    -birlikte gerilim romanları planlamalıyız
    -cinayet taslakları ( ama çizerek ama susarak)
    -özgün törenlerle anmalıyız darağaçlarında
    kuruyanları, sokaklarda vurulanları ve dağlarda
    kahpece avlanılanları
    çok uzak artık
    çok uzak
    çok uzak artık
    çok uzak
  • Bir kez daha uğradığımız
    Cinayet yerine benziyor
    Unutmak istediğimiz ne varsa
    Meğer ne çok biriktirmişim
    Unutmam gereken şeyleri
  • topraktan koptu herşey öldürülenler dışında
    gittiler.
    ayrılıkları için ayin kurup son yağmurlar için yakardıktan sonra
    kalan kuşlar için uzun ömürler dilediler
    uğultular içinde bıraktılar köyleri
    çamurdan,taştan ve sazdan evlerinin arasında
    çıplak ayaklar altında binlerce yıl aşınmış taş yollar bıraktılar
    arkalarında gittiler.
    siyah buruşuk paltoları içinde o anlaşılmaz sureler
    anlatıcılar...bilge çocuklara aşkı ve ölümü tebliğ edenler
    geceler ve günler süren efsanelerde paslanmış hançerler
    paslanmış gerçekler,binlerce yıl toprak altında beklemiş eller
    kahredilmiş kahramanlar,anlamlı ölümler ve anlamdışı eylemler
    gül bahçelerinde hurafeler söyleyerek gittilerbahçeler,evler üzerinde,o yabanıl rüzğar gelip yeniden yerleşti
    sonra,o zamana kadar bilinmeyen başka adamlar geldiler
    susuz ağaçların silüetlerine astılar sevdalı ölülerini
    yağmurun yabanıl yıkayışında yalnızlığı ustaca gizlediler
    yıkadılar yüzlerini gidenlerin kanlarında
    gidenlerin kanlarıyla toza dumana bulanarak gittiler.şimdi kimse hatırlamıyor eski çocukların gözlerini
    eğilmiş ölü başlar üstünde dağınık,kara,ıslaktır bugün gece
    onlar gittilerevlerin ocakları önünde derin ve yaşlı adamların kimsesizliği
    hala duruyur
    izler var hala,ancak hiç bir geçmişe gitmiyorlar
    izler hiç bir yere götürmüyorlar
    çünkü şimdiki zamanda gerçek hayat bir zındandır
    kendini tutuklamış geçmişi hapsetmiş içinde
    nereye gidebilirsin ki?nereye gitsen aynı ıssızlık dönüp durur kalbinin çevresinde
    ağıtlar için yeterince solgun
    asur,med ve armen hikayelerinde
    ıssızlık eğemen oldu kimsenin sahiplenmediği cinayet hançerlerine
    şimdi siyabend delirmiş bir geyiktir dağlarda
    mem'se hikayenin zemherisinde üstü betonlanmış bir ceset
    onlar gittiler.ve sonra hepimiz gidince
    kaldı orada kalbimiz,o tutsak sırtlan,o gögüs kafesindesözler bugün çiğnenmiş,hayat bugün feshedilmiştir
    yaşamaktan pişmanlık yasasının hükmettiği o mezarlarda
    herkesin bir başkasının ölümünü öldüğü o çok kişilik mezarlarda
    doğmamış çocuklar dahil herkes terkedilmiştir.
    sadece köylerinden,şehirlerinden değil,herkes kendininden
    çekip gitmiştirkayalara sarıldı kaldı kalbimiz,kayalarda kesildi
    bir hayata sarılır gibi sarılarak kuru ağaçlara
    yeşertmek için gerekli miktarda kanımız kaldı
    ana südü gibi helal,su gibi aziz olsun şehadetimiz deyip
    söz verdik,yine veririz
    geleceğin mavi göklü çocuklarına armağan diye
    bakırdan mittani tepsileri içinde kalbimizi
    ey sonsuz sevecek olanlar dedik,ayetimiz açıktır
    depremi yurt edinen kavim biziz
    gerilla yürüyüşü dolaşıyoruz bütün kışlarımızda
    dağ eteği evlerinde uzak lambalar şimdi
    bütün hayellerimizi birleştirdi kendi doğrultusundahayat için kalbimiz dört ırmak olduysa da
    hayattan koptu her şey öldürülenler dışında
    ah sürüklendi ömrümüz yaralı bir kuş gibi gidenlerin ardından

    Hüseyin Kaytan
  • şu güzelim dünyamızda savaş ve kıyım
    şu güzelim dünyamızda sömürü ve zulüm
    şu güzelim dünyamızda işkence ve bin türlü cinayet
    yani emperyalizm yani yedi boğumlu akrep
    yani şu güzelim dünyamızda gökyüzü kadar mavi
    gökyüzü kadar sonsuz bir özgürlük açana dek
    davacısıyım bütün kayıp çığlıkların
  • 208 syf.
    ·1 günde·7/10
    Öncelikle kitabın olay akışı beklenilenden biraz farklı, ilk cinayet araştırmasında bazı bilgiler buluyorlar fakat ondan sonrakilerde sadece kurbanların ölüm haberlerini alıyorlar ve bir şekilde katili yakalamaya çalışıyorlar. Ana karakterlerimizin yaşamıyla ilgili fazla bir detaya girilmemiş, bu yönden biraz eksik kalmış gibi duruyor, keşke biraz daha uzun tutulabilseydi. Ama gene de kitap sonuna gelindiğinde yarım kalmış gibi bir his uyandırmıyor ve yazarın da işlemek istediği temayı ele alırsak (Kitabın sonunda kendisinin yazdığı ufak bir kamu spotu bölümü var.) o açıdan olmuş diyebilirim.

    Onun dışında 8 bölümden oluşuyor ve her bölümün önünde bir şiir var. Onun için bölüm geçişlerinde 4-5 sayfa boşluk var, kitabın dili zaten anlaşılabilir ve akıcı bir şekilde yazıldığı için çok rahat ve hızlı bir şekilde okuyabiliyor.

    İyi okumalar.
  • Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
    Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
    ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
    yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
    hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

    Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
    ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

    Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
    bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
    onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
    kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
    'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi
    tükürsek cinayet sayılıyor artık
    ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

    Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
    tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
    ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
    alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
    kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
    ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
    Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
    okuduğum bütün kitaplar paramparça
    çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
    bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
    bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
    sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
    bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

    Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
    ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
    kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
    Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
    biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
    ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
    ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
    dizginlerini koparan bir at sanki bu
    soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
    ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
    bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
    bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
    ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

    Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
    birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
    şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
    geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
    Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
    sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
    ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
    oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
    sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
    Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün

    Ahmet Telli