• Şair, yazar Onat Kutlar, PKK tarafından katledildikten sonra sonsuzluğa uğurlanmıştı.

    30 Aralık 1994 akşamı Taksim’deki The Marmara Oteli'nin kafesinde terör örgütünün patlattığı bomba Onat Kutlar ile arkeolog Yasemin Cebenoyan'ın ağır yaralanmasına yol açmış, Yasemin Cebenoyan olay yerinde yaşamını yitirmişti. Onat Kutlar ise 11 Ocak 1995 günü tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti.

    ONAT KUTLAR KİMDİR?

    Onat Kutlar, 25 Ocak 1936 tarihinde Alanya'da doğdu. Tam adı Mehmet Arif Onat Kutlar. Aslen Gaziantepli. Ali Rıza Kutlar ve Meliha Kutlar’ın oğlu. Babası bir hakim olduğu için önce Malatya ve İzmir’den sonra 6 yaşında taşındıkları Gaziantep’de çocukluğu ve gençliği geçti. İlk ve orta öğrenimini Gaziantep'te tamamladı. Gaziantep Lisesinin çıkardığı "İlke" adlı dergide ilk öyküleri yayınlandı. 1954 yılında Gaziantep Lisesinden mezun oldu.

    Felsefe okumak için istanbul'a gitti, ama Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'ne girdi. Bir yıl orada okuduktan sonra, ayrılıp İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu, son dersinin sınavına girmeyerek okuldan ayrıldı ve felsefe okumak üzere1961 yılında Paris'e gitti. İki yıl sonra döndüğünde bir süre Doğan Kardeş Dergisi'nde çalıştı. İstanbul Hukuk Fakültesi ilk sınıfında okurken, arkadaşları Erdal Öz, Kemal Özer, Adnan Özyalçıner, Hilmi Yavuz, Doğan Hızlan, Konur Ertop'la birlikte a dergisinin kurucuları arasında yer aldı.



    1952’de çeşitli dergilerde çıkan şiir ve hikâyeleriyle tanınmaya başlayan Onat Kutlar, edebiyattaki özgün yerini ödül kazanan "İshak" adlı öykü kitabıyla aldı. 1959 yılında yayınladığı "İshak" adlı öykü kitabı ile 1960 yılında Türk Dil Kurumu ödülünü kazandı. 1965 yılında Türk Sinematek Derneği'ni ve Yeni Sinema dergisini kurdu. 1965-1976 yılları arasında, Türkiye'ye dünya sinemasının kapılarını açan Türk Sinematek Derneği'nin başkanlığını yaptı.

    "Yusuf ile Kenan", "Hazal" ve "Hakkâri'de Bir Mevsim" adında üç tane senaryo yazdı ve çekilen filmlerle yurtdışı ve yurtiçi festivallerde birçok ödül kazandı. 1975 yılında Polonya tarafından Kültür Madalyası ile ödüllendirildi. 1985 yılında Berlin Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptı. İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu'nda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu'nda görev yaptı. 1978’de, Kültür Bakanlığı Sinema Yapım ve Gösterim Merkezi’nin kuruluş çalışmaları içinde yer aldı.

    1989’da, İranlı şair Füruğ Ferruhzad’ın şiirlerinden bir seçmeyi Celal Hosrovşahi ile birlikte çevirerek Sonsuz Günbatımı adıyla yayımladı. Unutulmuş Kent adılı şiir kitabı 1996’da Fransa’da Rauyamont Vakfı tarafından yayınlandı. 1994 yılında Fransız hükümetince, "L'Ordre des Arts et des Lettres" ödülü verildi. Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs, Gösteri gibi dergilerde çıkan sinema yazılarını Sinema Bir Şenliktir’de bir araya getirdi. Cumhuriyet gazetesindeki yazıları ölümünden sonra Gündemdeki Konu (1995) ve Gündemdeki Sanatçı (1995) adlarıyla kitaplaştırıldı.

    30 Aralık 1994'te The Marmara Otel'in pastane katına yapılan bombalı saldırı sonucunda ağır yaralandı. Ardından 11 Ocak 1995'te kurtarılamayarak vefat etti.

    Ölümünden sonra, Cumhuriyet'te yazdığı yazılardan derlenen iki kitabı çıktı: Gündemdeki Konu (1995), Gündemdeki Sanatçı (1995).

    Onat Kutlar, 1964 yılında evlendi. Bu evliliğinden Gazel ve Mazlum adında iki oğlu var. Onat Kutlar, 30 Aralık 1989 tarihinden beri Filiz Kutlar ile evliydi.

    ONAT KUTLAR'IN MİNİ BELGESELİ: SİNEMA GÜNLERİ'NDEN İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'NE




    ONAT KUTLAR'IN ESERLERİ

    1959 - İshak, (öyküler)
    1984 - Sinema Bir Şenliktir, (denemeler)
    1985 - Yeter ki Kararmasın, (denemeler)
    1986 - Bahar İsyancıdır, (denemeler)
    1981 - Peralı Bir Aşk İçin Divan, (şiirler)
    1986 - Unutulmuş Kent, (şiirler)
    1995 - Gundemdeki Sanatçı
    1995 - Gundemdeki Konu

    ONAT KUTLAR'IN SENARYOLARI

    1995 - Yer Çekimli Aşklar
    1983 - Hakkâri'de Bir Mevsim (senaryo, Ferit Edgü ile birlikte)
    1979 - Hazal
    1979 - Yusuf ile Kenan

    ONAT KUTLAR KİTAPLARI

    -SENARYOLAR - ÜÇ SENARYO ÜÇ SİNOPSİS
    -UNUTULMUŞ KENT
    -KARAMEKE (BÜTÜN YAPITLARI)
  • 'Yoksullar açlar hastalar sürünürken
    Kentlerin göbeğinde, kuytu köşelerinde;
    Hıncını alamamış sanki insanlardan
    Uygarlığı zalim, daha da azıtıyor
    Atom bombalarında, uzay füzelerinde.

    Yarınlar? Gizli kara gazte haberlerinde
    O varsa ekmeklerde, sularda ağulu
    Hattâ çocuk yüzlerine düşmüşse gölgesi,
    Keser bizim gibiler yarınlardan umudu.

    Renklerde, emeklerde, ırklarda..
    Yahudiler, işçiler, zenciler.. Pan!
    Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
    Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?'
  • "Ben oraya koymuştum, almışlar,
    Arasına sıkışık saatlerin.
    Çıkarır bakardım kimseler yokken;
    Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.
    ...."
  • Anlatınca bazı şeyler ölüyor.
  • 222 syf.
    Hesse etkinliğinden önce Hesse’yi yakından tanımak istedim. Kitaptan öğrendiklerimi notlar alarak yazmaya çalıştım. Mış, miş’li rivayet zamanıyla kullanmak istemedim yazının okunabilirliğini daha da karmaşıklandırmamak adına. Anlayabildiğim kadarı ile özet şeklinde aktarmalı bir yazı oldu . Değinmediğim bir çok şeyle birlikte genel olarak böyle yazabildim. Hesse’yi anlatan yazar Bernhard Zeller hakkında detaylı bilgi bulamadım, kitabın girişinde de verilmemiş bilgi maalesef , direk Hesse’nin ‘’Soyu sopu çocukluğu’’ başlığı ile başlanılmış. Afa yayınları 1997 yılından okudum.

    Yky'nin sitesindeki biyografinin bir kısmını özetler isem; Bir rahibin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Tübingen' deki Eberhard Karl üniversitesinde Tarih, Germanistik ve Latince öğrenimi görmüş. Bir hastanede yaptığı çalışma ile doktor ünvanını almış. 44 yaşında arşiv memuru olarak çalışmaya başlamış. Schiller Ulusal müzesini genişletip Alman Edebiyatı arşivine dönüştürmüşler Wilhelm Hoffman ile birlikte. Kafka, Zuckmayer gibi yazarların manuskrilerini (Fransızca manuscrit "elyazması" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince manuscriptussözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince manus "el" ve Latince scribere, script- "yazmak" sözcüklerinin bileşiğidir .) /https://www.etimolojiturkce.com/kelime/man%C3%BCskri/ arşive kazandırmış.

    ‘’Hermann Hesse üzerine hazırladığı resimli monografi en çok okunan kitaplar listesine girdi. Tübingen üniversitesince kendisine onursal profesörlük, üniversitenin senatosunca da onursal üyelik payesi verildi. Birinci dereceden Federal Almanya liyakat madalyasına layık görüldü. 2001’de Ludwig-Uhland ödülünü ve Marbach kentine ilişkin anı kitabıyla da Marbach kentinin Schiller ödülünü aldı. Mainz’taki Bilimler ve Edebiyat Akademisi, Münih’teki Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi ve Darmstadt’taki Dil ve Edebiyat Akademisi üyeliğinde bulundu. ‘’ http://kitap.ykykultur.com.tr/...bernhard-zeller#tab1. (bu paragrafı direk kopyala yapıştır yaptım. )


    1877 Almanya’nın Calw şehrinde dünyaya gözlerini açar Hesse. Dedesi Carl Hermann Hesse şen şakrak, elindekileri dağıtan, Tanrıya teslimet duygusu ile sevgi aşılayan misyoner bir doktor. Diğer dedesi Hermann Gundert de piyetist – Hint misyonunu yapan- bir doktor. Babası Johannes Hesse ise değişik bir karakter. ‘’Babam yalnız bir insandı. İnsanların arasına pek karışmaz, çilekeş, arayan biriydi. Bilgili ve iyi yürekli biri. Doğrunun hizmetinde canla başla çalışan biri. ‘’( sy:13) Annesi Marie Hesse; hareketli, deli dolu bir kadın. Hesse’nin aile yaşantısı sade. Evlerinde ibadet edilip İncil okunuyor, bilimsel araştırmalar vs gerçekleşiyor, Hint filolojisine önem verilip üzerinde çalışılıyor ve kaliteli müzikler yapılıyor . Bu bilgileri öğrenirken kitabın fotoğraflarla donatılması ayrı bir içtenlikle gülümsetti beni. Ailesini görme şansını yakaladım adeta :) Hesse’nin çocukluğunu hayal gücünün zenginliği ile tanıyoruz. ‘’Görüldüğü kadarıyla her şeye yeteneği var: İnceleyen gözlerle aya, bulutlara bakıyor, harmonyumu (dış görünüşü piyanoya benzeyen , körüğü ayakla işletilen küçük bir org ) elinden düşürmüyor, doğaçlamadan ezgiler çalıyor, kurşun kalem ya da mürekkep kalemiyle olağanüstü resimler çiziyor, canı istedi mi bayağı güzel şarkılar söylüyor, kafiye düşürmede hiç sıkıntısı yok.’’ diye babası bir mektubunuda tanıyoruz. Hesse o kadar net ki 13 yaşımdan beri açıkça anlamış ‘’ya bir yazar olacaktım ya da hiçbir şey’ diyor.

    Gençlik zamanında çok okuyan, her genç gibi ‘’gençlik bunalımı’’ ile vuku bulmuş bir isim. İyi bir okula girebilmek için eyalet sınavına hazırlanır o süreçte Müdür Baver adındaki öğretmeninin büyülü bir etkisi olur. Hesse’yi fark edip içindeki yüceliğe önem veren, öğrencilere okulu sevdiren bir yüzdür. Bu vesile ile sınavı geçer ve Maulbronn Manastır Okulu
    'nu kazanır hatta o okulu Narziss ve Goldmund eserinde farklı bir isimle adlandırmış. Okulun ilk yıllarında mesud olduğunu ailesine dile getirir imiş lakin ruhsal çatışmaları peşini bırakmadığı için kimi zaman okuldan kaçar. ‘’Ne var ki içten içe Tanrıyla, dünyayla cebelleşir durur Hesse, kendini dışlanmış, terk edilmiş hisseder, çaresiz bir hava esen inatçı ve isyankar suçlamalar yöneltir sağa sola.’’ (36)


    16 yaşında (Kitabın arkasında verilen kronolojiye bakarak yaşını yazdım.:)) Kitabevinde çalışmaya başlar. 4 yıl çalışır günde 13 saat. İlk başlarda memnun devam eder lakin baş ağrıları, ayakta durmadaki sıkıntısı sebebiyle zorlanır. Edebiyata tutkusu son derece etkindir. Goethe hayranı ‘’ Goethe güven duygusuyla donatır Hesse’yi, Goethe eğitir, Goethe ahenk denilen şeyin ne olduğunu öğreti insana.’’ (44) Nietzsche’nin de hayranıdır, Novalis'i de epey sever. Şiirlerine karşı ayrı bir hassasiyeti var genelde mahrem tutmaya çalışır lakin yakın çevreleriyle de paylaşır ardından da kitabını yayınlar. ‘’Hesse için şiir yazmak her zaman bir itiraf niteliği taşıdığından, hatta özellikle şiir kişisel bir dışa vurum biçimini oluşturduğundan, toplu şiirler bir bütün olarak gizli bir yaşam öyküsü, yazarın iç yaşamının öyküsüdür.’’ (184)

    Sanat ve tarih yaşantısıyla doğa yaşantısını birleştirir. Gölde kürek çekmeyi çok sever. ‘’Zamanın siyasal ve sosyal sorunlarıyla hiç ilgilenmez Hesse, politikasız ve toplumsuz yaşayabileceğine inanır; bütün dileği modern yaşamımızın komedisinden uzak bir yerde, küçük bir İtalyan kentinde kimseye bağımlılık duymadan yaşayabilmektir. ‘’(56) diye söyler yazar ve buradan Hesse’nin ne kadar bireyselciliğe önem verdiğini anlıyoruz. Eline gazete almadığını dile getirir.

    1904 yılında kendinden 9 yaş büyük Maria ile evlenir, Iris masalı da karısıyla olan yaşam öyküsünü içerir. O yıllardan Peter Comenzind eseriyle büyük bir başarıya kavuşur. Dergi yazılarıyla haşır neşirdir. Yadsıdığı ya da beğenmediği kitapları eleştirmez, politikaya bulaşmaz. 1911 ylıında Hindistan'a seyahat eder. ‘’ En başta aradığım şeyi ele geçirdim; tropikal doğayı tanıdım, Asya halkının yaşamına ilişkin bir izlenim edindim, bu kadarıyla da yetinebilirim.’ (88) diye dile getirir. İlerleyen sayfalarda eserlerine dair sürpriz bozan bilgiler mevcut. Bütün yazılarımda kendi yazgımdan bahsediyorum diyor adeta.. Sanata, resme bakış açısını ‘’bundan böyle yazmalara ve düşünmelere ayıracak vaktim yoktu, ben de son dakikalarında resim yapmaya başladım ve hemen kırk yıldan beri ilk kez kömür kalemi ve palet aldım elime. Kimseyle rekabete kalkıştığım yok, çünkü doğayı değil, yalnızca düşlediğim nesneleri resme geçiriyorum.’’ (112) böyle dile getiriyor.


    1. Dünya Savaş’ında askere alınmaz sonraları Bern’de Alman savaş tutsakları için kitap merkezini yönetir onlar için gazete çıkarır. 1916 yılında bedensel ve ruhsal çöküşlere giren Hesse psikanaliz tedavisi görür. Bu süreçte Demian’ı kaleme alır. Kitabın ortalarına doğru eserlerinden belli başlı mesajları kavratır yazar anlatımıyla. Siddhartha ile Hesse dünyadaki uyumu yeniden ele geçirmiştir . ‘’ Hesse’nin Doğu bilgeliğinin manevi dünyasını ne kadar köklü bir şekilde özümsediğini kanıtlar. ‘’(125) Bozkırkurdu için; Hesse’nin kendi kendisiyle yüz yüze gelmesini apaçık ortaya koyuşu, hastalıklı halini atlamadan üstüne giderek açığa çıkmasını anlayabiliyoruz. Daha başka kitaplarına dair yorumlar mevcut idi. Okumadığım eserleri görünce sayfaları atlayıverdim.

    Hayatının sonlarına doğru Montognala’da yaşamaya başlar. Ağaçlarla, çiçeklerle, bahçesiyle doğayla iç içe bir yaşam sürer. Kitap yazma, basma çalışmalarına tüm hızıyla devam eder. Editörlükte oldukça usta ve titizdir. Alman romatizmine gönlünü vermiştir. Bu süreçte Almanya'dan kaçıp gelen dostlarını ağırlar. Yaş kemale ermeye doğru bir çok insandan özellikle gençlerden mektuplar alır. Onları birbir cevaplamaya uğraşır yeri gelir canı sıkılır vs ama insanlığa önem verişi takdire şayandır. ‘’ İçindekileri başkalarına açma, öyküleme, kendi kendini sigaya çekme, yaşadıklarını not etme, mektuplaşarak başkalarıyla sıkı bir ilişkiyi sürdürme gereksinimi, Hesse Gundart ailesinde öteden beri canlılığını koruyan bir gelenekti.’’ (209) diye bu durum nitelendirebilir.

    1946 yılında Nobel Ödülünü aldıktan sonra hemen Amerika’da keşfedilmeyen Hesse 60’lı yılların ortasında fark edilip aranan bir yazardır . Yapıtları 49 dile çevrilir, Narziss ve Goldmund Doğu Almanya’da en çok satan kitap listesinin baş köşesine geçer. Amerikalı gençlerde Hesse hayranlığı olup baş tacı olur lakin yanlış bir etiketlemeye maruz kalır Hesse. Bozkırkurdu için bizzat haplara başvurduğuna dair ithamlarda bulunurlar. Böyle bir durumun olmadığını dile getirir. Amerika’da yoğun ilgi almasının sebebi de ‘’ kuşkusuz yazarın belirleyici özelliğini oluşturan ve dışavurumlarıı içtenlik, inanırlık ve büyük ölçüde özgünlükle( otantik) donatan katıksız bir açık yürekliliktir. İmge ve simge dünyasının kolay anlaşabilirliği de bunun bir başka nedeniydi .’’ (217) dile bilgilendirir Bernhard Zeller.
    1962 yılında Montognala’da kan kanseri de olması etkeniyle vefat eder.

    Hesse'yi tanımak adına gerçekten dolu dolu bir eser. Uzun bir zamana ayırarak okudum bunun sıkıntısı da araya kitaplar ekleyip okumam ile konu bütünlüğünü bazı zamanlar kaçırmış olmam oldu. Ara ara göz atıp ona dair bilgileri edinebilmek içimi rahatlatıyor doğrusu.. Huzurlu okumalar dilerim. ^_^

    Bach'ı epey seven Hesse'yi de düşünerek https://www.youtube.com/watch?v=rrVDATvUitA
    paylaşmak istedim sizlerle. :)
  • GİZLİ SEVDA
    Hani bir sevgilin vardı
    Yedi sekiz sene önce,
    Dün yolda rastladım
    Sevindi beni görünce.

    Sokakta ayaküstü
    Konuştuk ordan burdan,
    Evlenmiş, çocukları olmuş
    Bir kız, bir oğlan.

    Seni sordu
    Hiç değişmedi, dedim,
    Bildiğin gibi...
    Anlıyordu.

    Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
    Kendilerininmiş evleri..
    Bir suçlu gibi ezik,
    Sana selâm söyledi.