• Ama insanlardan şikâyet edenlere ve dünyada hep nankörlerle karşılaştıklarını söyleyenlere benzemeyin.
  • Şikayet edenlere..
    Sabah işe giderken, otoban kenarındaki yeşil alanda bir köpek gördüm. Köpeğin sağ arka bacağı yoktu.
    Bu eksikliğine rağmen, güneşli bir İstanbul sabahında, çimlere sırt üstü yatmış, kendi kendine oynuyordu.
    Kalbim ışıdı.
    Bir köpek bile, başına gelen felakete rağmen, nasıl da şükrediyor, kendisine verilen cana nasıl da saygı duyuyordu.
    En ufak bir sıkıntıda isyan eden, sesini yükselten insanlara duyurulur...
  • Şehid Şeyh Ahmed Yasin'in mektubu:

    Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!

    Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

    Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!

    Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!

    Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!
    Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

    Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!

    Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?

    Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?
    Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;

    "Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?

    Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

    "Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

    Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

    Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz.

    Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!

    Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

    Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!

    Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

    Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!

    Allah'ım!

    Sana şikâyette bulunuyorum...

    Sana şikâyette bulunuyorum...

    Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum.

    Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

    Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.

    Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...

    Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz..."
  • Salime Hanım -kıpkırmızı- en nazik Fransızcasıyla, "Ah mösyö, İngiltere'ye kendimizi muhakkak affettireceğiz," diye başlamıştı.

    "İngilizler aflarını talep edenlere versinler."
    Birdenbire şaşırdım. İhsan en aziz bir şey tehlike içindeymiş gibi Ayşe'ye doğru gitti. Haşmet Bey, genç askerler, hatta o sivil paşa da ona dönmüştü. Söyleyen Ayşe'ydi. Yerinden kımıldamıyor, yüzünde hareket yok, yalnız gözleri siyah daireleri içinden namütenahi açılmış, nihayetsiz bir itimat-ı nefs ve kudretle ve salim bir Fransızcayla söylüyordu. Odadaki etrafına toplanan hareketi görmemiş gibi devam etti:
    "İngilizler aflarını talep edenlere versinler mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harp edilir de mağlup olduğu zaman ona katil denilir?"
    "İngiliz kanıyla Türk kanı bir mi madam?"
    "Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıdır."
    "Peki madam, Türk kanını tahkir etmiyorum. Yalnız kendinizi İngilizlere affettirmeye muhtaçsınız, demek istiyorum."
    "Siz bizden af talep ediniz. Dün mütareke yaptınız, dün silahlarımızı bize bıraktırdınız. Bugün memleketimize hırsızları, katilleri gönderiyorsunuz ve katilleri, hırsızları tarihi bir şerefi olan büyük donanmanız himaye etti. Yeşil İzmir'i kan ve alev içinde bıraktınız. Bakınız sokaklarına, üniformalı hırsızlar, katiller silahsız ahaliyi kurşunla, dipçikle öldürüyor. Her evden koltuğunda bir bohça, bir Yunan neferi çıkıyor. İhtiyarların başı taşla ezilmiş, siyahlı kadınlar mütemadiyen bu vahşi sürüden kaçışıyor. Elleri bağlı masum kafileleri süngüleyerek, yüzlerine tükürerek, kan içinde sürükleyerek gemilerinizin önünden geçiriyorlar. Haydutluğu alkışlamadığı için işte namuslu bir adamı parçalıyorlar, bir sürü Yunan askeri onu kendi kapısının önünde bağırarak, söverek parçalıyorlar. Zavallı yuvarlak küçük mahluk! Siyah gözlerinde yaşlar kurumadan kalbinden vuruldu, nişan o kadar iyi alındı ki, küçük dudaklarından "anne" diye bir şikayet bile çıkmadı."

    İhsan, Ayşe'nin sandalyesinin arkasını iki elleriyle koparacak gibi tutuyor, yüzü öyle korkunç ve gergin ki.

    Mister Cook, mazlumların zalimlerden kuvvetli olabileceğini duydu mu bilmem fakat odanın havasını fazla korkunç ve barid buldu. Tuhaf bir ciddiyetle kalktı. Biraz kısık bir yılan ıslığıyla, "Bugün bana İzmir kızını dinlettiniz, teşekkür ederim," dedi. Kimse elini uzatmadı. O, Salime Hanım'la çıkarken ben de kapıya kadar gittim.
    Halide Edib Adıvar
    Sayfa 49 - Can Yayınları
  • Adı: Mehmet

    Soyadı: AYDIN

    Kod Adı: TOSUN

    Yaşı: 25

    Mesleği: Keriz Avcılığı..‼️

    Çiftlik Bank adında sanal bir banka kurdu.

    Kurduğu bu sanal bankaya para yatıran kerizlerden topladıklarıyla dümenden göstermelik tesisler açtı.

    Açılışlara ücretsiz otobüslerle getirdiği kerizler için Kuran okuttu, kurbanlar kesti, bedava ayran, ekmek arası döner dağıttı...

    Kendisine uzatılan mikrofonlara "dış güçler bize engel oluyor ama Allah'ın izniyle biz bu oyunları bozacak güçteyiz,,, Kudüs, Filistin kırmızı çizgimiz" dedi.

    Ve sonunda tam 77 bin kişiden 550 milyon (trilyon) tokatlayıp ortadan kayboldu.

    Vay arkadaş yaaa, bir ülkede dolandırıcıların tarzında milim değişim olmaz mı...⁉️⁉️

    Olmuyor işte...‼️‼️

    Bu tosuna para kaptıranın aklını limon suyu sikayim ben....‼️‼️

    Ulan buna dolandırılacağıma tavuklara dolandırılırım bin kat daha iyi ....‼️‼️

    İbretlik bir Çiftlik Bank Hikayesi ....‼️
    Nereden öğrendiyseler adamlar tesis ve şarküteri açılışında Kur'an okuttu,

    ‪“ülkemizin üzerinde oyunlar oynanıyor” demeci verdi ,tavuklu pilav dağıttı, ulusal kanallar prime-time'da reklamını ve sahte haberlerini döndürdü, yetmedi

    Diriliş Ertugrul dizisinde oynayan Demirciyi basın danışmanı yaptı .
    milletin nabzı üzerinden yürümüş resmen
    ‬en sonda verdi Mehter Marşını;))
    Ülkedeki bir kitleye bunlar yeterli kandırabilmek için;

    Başsavcılıkların yerinde olsam Çiftlik Bank bizi dolandırdı diye şikayet edenlere önce
    Paranızı yatırdığınız adamın bu Tosuncuk olduğunu biliyor muydunuz? diye sorarım.
    Evet cevabı verenlere ;

    "Hukuk aptalları korumaz", der evlerine yollarım...
    Şu tipe dolandırılan bir adama başka ne denilebilir ki ;
    Artık ülkede Kemal Sunal,ŞenerŞen,İlyas Salman filmlerine gerek kalmadı şuan hepsi vizyonda;

    Yıllarca izleyip güldüklerimiz bugünlerin fragmanıydı
    Galata köprüsünü satan meşhur dolandırıcı Sülün Osman’ın bir lafı vardı ;

    Bu memleketten hergün 10 araba enayi gitse,
    100 araba enayi gelir demişti.
    Maalesef malzeme bu, acıyor muyum peki..⁉️

    Tabii ki HAYIR ...
    Zaten şu donbilinin tipini görünce aklıma Sezercik filmindeki unutulmaz karakter geliyor.
    Hani şu ‘fıstık benim olacak, vuracam kırbacı’ diyen.

    Sezerciğin filmindeki Tosuncuk bindi üstünüze vurdu kırbacı, vurdu kırbacı
  • Yaptığım alıntılarda özenle yayınevi ve sayfa numarası verdiğim halde bunları "sahte alıntı" diye şikayet edenlere "yuh" diyorum.