Edwin Muir
Hem dost, hem düşman evren,
Doldurdum yıldızlarını keseme,
Veda, veda ediyorum sana.
Bırakıp bırakıp seni böyle
Gitmek bir mucize kuşkusuz,
Babamın söylediğine göre.

Sen öyle büyük, ben öyle küçüğüm ki :
Ben bir hiçim, sense her şey
Ben hiç olduğum için böyle,
Gidebilirim yoluma. Yükselmeden,
Düşmeden, çünkü hiç kımıldamazsam eğer,
İzim kalmaz gününde.

Bazı anılar kalır, diyorlar
Öteki yerde, yağmurda çimen
Toprakta ışık, denizde güneş,
Geçici bir iyilik, hayalet gibi bir yüz,
Ama kararıyor dünya. Bir yer yok
Ne kendisine, ne de hayaletine.

Baba, baba, korkuyorum bu havadan
O uzak yanından umarsızlığın,
O soğuk, soğuk yerden esen.
Hangi ev, hangi destek, hangi el?
Bakıyorum sonsuzluk hiçlikle dolu,

Ve şu koca yer yuvarlağı zayıflıyor, eskiyor.
Tut elimden, sıkı tut - ben değişiyorum!
Tut ki, elinde elim artık hiç değişmesin
Seninki değişse bile. Sen burada, ben orda,
El ele umarsız iki yaprak -
Bilmiyordum ölümün bu kadar garip olduğunu.

Ben Rana. Henüz on yaşındayım. Savaşın hüküm sürdüğü topraklarda doğdum. Bombalar ve silah sesleri arasında büyüdüm. Aslında bu yaşa kadar gelmem bile bir mucize. Babam, başka ülkelerle yapılan bir çatışma esnasında öldürülmüş. Annem büyütmüş beni. Çok zor şartlar altında büyüdüm. Tek göz bir evde, dört kardeşimle beraber büyüdük. Annem bizlere bakmak için çok çabaladı. El örgülerini pazarlarda satarak bizleri büyüttü. Birleşmiş Milletlere ait okullarda eğitim gördük. Kimi zaman bu okullara dahi roketler atılıyordu. Birçok arkadaşımı bu yüzden kaybettim. Kimileri ise plajlarda oyun oynarken öldürüldüler. Pek arkadaşım kalmadı doğrusu. Annemin kendi elleri ile yaptıgı bez bebeğimle oynuyorum her gün. İsmi Sırma. Güzel isim değil mi? Ben koydum adını. Onunla, silah seslerinin olmadıgı, bombaların yagmadıgı bir ülkede oyunlar oynuyorum. Ona her gün masallar anlatıyorum, içinde mutlu çocukların oldugu ve anne ile babasının ellerinden tutup, oyun parkına giden çocukların, mutlu sonla biten masallarını... Bazen gülümsediğini görüyorum onun da. Yüzünde dikiş iplikleri ile şekil verilen dudakları adeta tebessüm ediyor bu masalları anlattığımda. Ben de gülümsüyorum onunla birlikte. Masalın sonuna geldiğimde ise göz yaşları dökülüyor yanaklarımdan yüreğime doğru. Bir acı çöküyor göğsümün tam ortasına. Babamı özlüyorum. Canım yanıyor. Canım yandıkça Sırma'ya sarılıyorum. Her geçen dakika daha bir sıkı sarılıyorum bebeğime. Tepemizde uçak sesleri ve bomba sesleri karışıyor gecenin karanlığına. Sırma da korkuyor, hissediyorum. O da bana sarılıyor. Bomba sesleri daha bir yakından geliyor. Daha bir korkuyorum. Yorganımın altına saklanıyorum. Bu dünyadan kaçıyoruz Sırma ile. Adeta başka bir yerdeyiz. Bomba sesleri kesiliyor. Sadece bir çınlama var kulaklarımda. Bir acı siniyor tüm vücuduma. Ne oldugunu anlamıyorum, neden hareket edemiyorum. Yüzümde bir sıcaklık ve oluk oluk akan bir kan kaplıyor yüzümü. Kollarımı hareket ettiremiyorum. Sadece Sırma'nın yüzünü görebiliyorum. Bana gülümsüyor iplikli ağzı ile. Ben de gülümsüyorum ona. Artık bir şey duymuyorum, bebeğimi de göremiyorum.Neredesin Sırma? Neredesin güzel bebeğim? Ben babamın yanına gidiyorum. Sen de tut ellerimden. Bak babam geldi beni almaya. Ellerini uzatıyor ve çekmek istiyor beni bu karanlıktan. Gel Sırma! Gel de gidelim buradan. Masalımıza kavuşuyoruz...

Hadi yüreğim ha gayret, hele sıkı dur hele sabret, başını eğme dik tut, bu bir rüyaydır farz et.

Gül, bir alıntı ekledi.
30 Nis 01:17

"Biz Mutluluk Adamlarıyız, Dixieli İkilisi'yiz, sen, ben ve ötekiler. Karşıt teoriler ve düşüncelerle insanları mutsuz etmek isteyen kişilerin küçük dalgasına direnenleriz. Deliği parmağımızla biz biz tıkamışız, sıkı tut. Sakın melankoli selinin, hüzünlü felsefenin dünyamızı boğmasına izin verme."

Fahrenheit 451, Ray Bradbury (Sayfa 100)Fahrenheit 451, Ray Bradbury (Sayfa 100)
Mustafa Yıldız, bir alıntı ekledi.
28 Nis 17:26 · Kitabı okudu · 9/10 puan

sıkı tut yüreğini
hiç belli olmaz
vaziyet umutsuz mudur
sabrımız umudumuz mudur

Korkunun Krallığı, Attila İlhan (Sayfa 65 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Korkunun Krallığı, Attila İlhan (Sayfa 65 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Tut Yüreğimden Ustam/Serkan UÇAR
Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sukut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.
Ustam, Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden, Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli,
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.
Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır, Zulüm tanır, Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.
Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun, Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne...

Tut Yüreğimden Ustam

Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerim de müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sukut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

Ustam,
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.

Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.

Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne

| Serkan Uçar

Tut Yüreğimden Ustam

Ustam…
Aklım firarda
Gözbebeklerimde müebbet hüzün
Dilimde ay kesiği bir yara
Düşüm kırık dökük
Umudumun boynu bükük
Bir öksüzün omuzlarında sükut
Yüreğim sana emanet ustam sıkı tut
Tut ki; kancık pusulara düşmesin
Ustam…
Ustam ne zaman o senin bildiğin zaman
Ne sevda gördüğün masallardaki
Eskiden halı tezgahında dokunurdu aşklar
Nakış nakış körpe kız ellerinde Şarkı Sözleri
Mendillere yazılırdı isimler yüreklere kazılırdı gizlice
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar kavgalar iki kişilik
Oysa şimdi;
Oysa şimdi çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde
Meşru sevdalardan gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara
O günahkar gecelerden
Ustam…
Ustam beni herkes sevdaya asi sanır
Oysa aşk beni nerde görse tanır
Hasret tanır zulüm tanır ölüm tanır
Yüzüm yüzümden utanır ustam
Yüzüm yüzümden utanır
Yorgunum ustam yorgunum
Ne katıksız somun isterim senden
Ne bir tas su
Ne taş yastıkta bir gece uykusu
Var gücünle asıl şimdi sükunetime
Çığlığım kopsun
Uzat ellerini güneşe dokun
Uyandır uykusundan
Tut yüreğimden ustam tut
Tut beni sür güne
Serkan Uçar