• Yeni hep aynı kaldığında, cehennem estetik açıdan monotonluk yapılarında kavranabilecektir. Edebiyat bu bulguyu kendine ne kadar büyük bir kararlılıkla mal ediyorsa, kötünün biçim aracılığıyla serbest bıraktığı etkiler de o kadar sıkıntı verici görünmektedir
  • Allah Resûlü, “Öyle bir âyet biliyorum ki, eğer insanların hepsi ona sarılsalar onlara yeter.” buyurduktan sonra, ”Kim Allah'a karşı takva bilinci içerisinde olursa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.” âyetini okumuş, böylece dünya ve âhirette her türlü sıkıntı ve zorluktan kurtulmanın yolunun takvaya sarılmak olduğunu ifade etmiştir.
    Kolektif
    Sayfa 117 - DİB Yayınları
  • (Etenşın pilis: Etkinlik bünyesinde yazılmış olan İnci'nin ve Büş'ün öyküleri okunduktan sonra okunursa daha makul bir okuma olacaktır.)

    "Ne içersiniz?"
    Bu iki kelimelik soruyu kırk beş dakika içinde otuz yedi kere sorması gerekiyordu. Bu daha on üçüncü soruşuydu.
    "İkisi bir arada."
    Bu cevabı önündeki otuz yedi yıl içinde doksan dört kez daha verecekti. Yükseklik korkusundan ötürü uçağa binemiyor, alçaklık korkusundan ötürü insanlardan mümkün olduğunca uzak duruyordu. Kahvesini ve kekini servis aracından kendisi aldı. Muavin bol dudak paylı, içi sıcak su dolu karton bardağı uzattığı sırada bir patlama sesi duyuldu. Ses ışıktan yavaş ama hareketten hızlıydı. Sesin ardından bir sarsıntı oluştu ve araç sağa doğru meyillendi: Sağ ön lastik, güm.

    Sol üst rafta ne varsa şimdi zemindeydi. Uyuyan çocuklar ağlayarak uyanmaya başladı. Belki de uyanarak ağlamaya başladılar. Otobüste her şey birbirine karışmıştı. Şoförün yakın zamanda bir dönüş yapması sonucu hızının yetmişlerde olması sarsıntının, korkunun ve hasarın şiddetini azaltmıştı. Muavin, sol böbrek bölgesine aldığı sert darbenin acısına rağmen kazazede yolcuları rahatlatacak şeyler söylemeye çalıştı. Ancak şoförün ağzından çıkanlarla yüzünden okunanlar birbirinden çok farklıydı. Köy yakın, kılavuz lüzumsuzdu.

    "Hayri abi! Var mı sıkıntı?"
    "Hayri abi?"
    Hayatın kellesini değil sillesini yemeye alışık olan usta uzun yol şoförü Hayri Okumuş, patlayan lastiğe en yakın olan kişi olduğu için en çok kendisi savruldu. Hafif süreli baygınlığın ardından gözlerini kırpıştırıp kendine gelmeye, içinde bulunduğu durumu anlamlandırmaya çalışırken ismini tiz bir çınlamayla birlikte duyar gibi oldu. İsmini zikreden ses tanıdıktı. Kamil'in sesiydi. Zaten Kamil'den başka kimsenin adını ünlemesine imkan yoktu. Otobüste ismini bilen tek kişi Kamil'di. Ancak Hayri Kaptan için şu pozisyonda bu çıkarıma ulaşmak imkansızdı.
    "Ne oldu lan Kamil, ne oldu bize böyle?"
    "Abi, lastik patladı herhalde."

    Şoför ve muavin kendine gelince velinimetleri olan sayın yolcularının durumlarını kontrol ettiler. Bereket ne acil ne de büyük sorunu olan bir yolcu vardı. Sadece arka koltuklarda bir kız içinde ölen hıçkırıklarla sessizce ağlıyordu. Elinde tuttuğu kıpırtısını yitirmiş bir kuşla bakışıyordu. Bu bakışma, akışmaya dönüştü. Bir iki su damlası aktı gözünden kıpırtısını yitirmiş olan kuşun üzerine. Üçüncü damlayla beraber kıpırtısını yitirmiş olan kuş kıpraşmaya başladı. Elinde kıpırtısını yitirmiş kuşla biyometrik fotoğraf çekilircesine ağlayan kız, şimdi yıllar sonra görüştüğü arkadaşlarıyla fotoğraf çekilircesine gülümseyerek ağlamaya başladı. Aynı tepki iki zıt etkiye karşı veriliyordu. Onun dışında 9 numara Erhan Bey "Anamı kaybettim, gören var mı?" diye etrafta aranıyordu. Muavin, "Beyefendi siz yalnız binmediniz mi? Otobüste annenizi nasıl kaybettiniz?" diye sordu. 9 numara Erhan Bey de "Yahu annemi demiyorum, kitabımdan bahsediyorum, o sarsıntıyla Gorki'nin Ana'sını kaybettim." Ömrü hayatında eline kitap almayıp en çok okuduğu şey trafik levhaları olan Kamil de "Yav Beyefendi, demin anamı kaybettim dediniz, şimdi de başkasının anasından bahsediyorsunuz, kafanızı bayağı sert vurdunuz galiba" 17 numara İbrahim Bey, "Kardeş, burada kitabın burada, buyur." deyip kitabı sahibine verince bu iletişim cebelleşi de sona ermiş oldu.
    Kuş öttü, kitap bulundu, lastik değişti, yorgan gitti, kavga bitti ve Yediveren Turizm'in değerli yolcuları ve mürettebatı yeniden yola düzüldü.

    Kamil işini yarım bırakmayı sevmezdi. Servis aracını tekrar düzenledi, eksikleri giderdi, suyunu kaynattı ve servise kaldığı yerden, 13 numaradan başladı.
    "Ne içersiniz?"
    Bu soruyu otuz altı kere daha sorması gerekiyordu ve henüz on dördüncüdeydi.
    "Valla birader, şekersiz kahve içmek istiyorum ama lastik patlayacak diye korkuyorum."
  • Eğer gerçekten bu mucizeler, bunları görenler arasında çok taraftar toplamış olsaydı, bu taraftarların, bu mucize yapıcılarına kötü muamele yapılmasını engellemeleri gerekirdi. Bana, mucize gösterenlerin acımasızca üzüntüye sokuldukları ya da işkence altına alındıkları söylenirse, kolay inanmamak durumum katmerleşir. Bir Tanrı’nın koruması altında büyüklüğe ve ilahi kudrete erişmiş ve mucizeler, kerametler gösterme Tanrı vergisine ulaşmış peygamberlerin, kendilerini baskı ve sıkıntı verenlerin zulümlerinden korumak gibi sade bir mucizeyi yapmadıklarına nasıl inanılabilir?
  • Ordunun üst düzey yetkilisi olan Tümgeneral Osman Pamukoğlu görev yaptığı yıllarda ABD güçlerinin Şırnak'ta Karaşahin helikopteriyle ve NATO tırlarıyla
    PKK bölgesine malzeme taşıdıklarını bu amaçlarla hatta Kızılhaç ambulansları ile yaralılarını tahliye ettiklerini onlara her türlü yardımı yaptıklarını kitabında yazmakta ve şöyle demekte: "Bir teknik sıkıntı vardı. O da PKK'nın elindeki dürbünlü gece atışı yapabilen 'Kanas' keskin nişancı tüfekleriydi. 800-1000 metre isabetli atışlarda çok etkili oluyordu. Bizde o dönemde bunun karşılığı olan
    silah yoktu.”
    Mustafa Güldağı
    Sayfa 286 - Lopus yayınları
  • Geçenlerde duyduğum ve çok mantıklı gelen bir önermeyi paylaşmak istiyorum. "Eğer hayvanlar konuşabilseydi onları yiyemezdik."
    Düşünsene inekle önceki gün muhabbet etmişsin, bağdan bahçeden konuşmuşsun, şimdi onu yiyebilir misin? veya kasap olsan "yapma abi çoluğuma çocuğuma acı" diyen koçu nasıl keseceksin... burdan çıkardığım teoriye gelelim. nasıl ki bu hayvanlar bize derdini anlatamadığı için onları kesmekte ve yemekte beis görmüyorsak, derdini anlatmayan, içine atanları da düdüklemekte, kazıklamakta sıkıntı çekmeyiz insanlar olarak gibi geliyor bana.
  • Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin.