1000Kitap Logosu

Silinen hatıra

Kübra
Martin Eden'i inceledi.
520 syf.
·
5 günde
·
10/10 puan
“Kendim dışında kimse bana inanmıyor.”
Kitabın kapağını kapattığımda her bir hücreme nasıl işlediğini, nasıl etkilendiğimi uzunca bir süre düşündüm. GERÇEKTEN NE KİTAPTIN BE KARDEŞİM! Bu kitabı okurken her sayfanın duygusunu dibine kadar yaşadım. Yer yer heyecandan öldüm. Bazen çok sinirlendim. Ama en çok kalbim kırıldı. Martin EDEN’in çevresinde bulunan herkes onunla birlikte benim de kalbimi çok kırdı. Kitap Martin EDEN isminde işçi sınıfına mensup bir gencin hayatını ama bana göre hayatından çok düşüncelerinin gelişimini konu alıyor. Eser bu gencin burjuva sınıfına ait Ruht isimli genç kıza aşık olması ile başlıyor. Kendisinin de en başından beri burjuva sınıfına ait olduğunu düşünüp, onlara ulaşmaya, aradaki sınıf farkını kapatmaya çalışıyor. Martin EDEN kitaplara sarılıyor. Okuyarak bu farkı yenebileceğine inanıyor. Okuyor hep daha çok okuyor. Hep daha çok çalışıyor. Parasızlıkla mücadele ediyor. Hem de hatırı sayılır bir mücadele. Okudukça yazmaya, yazdıkça, yazar olmaya karar veriyor. Hiç vazgeçmeyi düşünmüyor. İnanıyor kendine. Yazar olup çok para kazanacağına ve evlenmek istediği kadına alışık olduğu lüks hayatı sunacağına hep inanıyor. Fakat yazarlık dışında her mesleğe uygun görülüyor. Hep bir kalıba sokulmaya çalışılıyor. Kendini her anlamda inanılmaz geliştirmiş olmasına rağmen, para kazandığı bir işinin olmaması kimseyi tatmin etmiyor. Eserleri hiç ciddiye alınmıyor. Hayatının merkezine yerleştirdiği, büyük aşkı Ruht bile her eserini okuduktan sonda “güzel ama…” ile başlayan ve para kazanamadığıyla biten cümleler kuruyor. Bütün kapılar defalarca yüzüne kapanıyor. Açlıkla sınanıyor. Üstüne giyecek giysi bile bulamazken yazmaya devam ediyor. Bu süreçte bir insan ne kadar değişebilir ve gelişebilirse o kadar değişip, gelişiyor. En başta ulaşılmaz gördüğü burjuva sınıfından kitabın sonlarına doğru şöyle bahsediyor; “Bir zamanlar bütün masumiyetimle yüksek makamlarda oturan, güzel evlerde yaşayan, banka hesabı olan eğitimli insanların ne kadar değerli olduklarına inanırdım.” Kısaca dostlarım! Kimse Martin EDEN’e saygı duymadı. Kimse ona inanmadı. Daima aşağılandı. Kimse onun mücadelesine sahip çıkmadı. Kimse onun fikirlerini önemsemedi. Kimse yardım etmedi… Bütün bunlara çok ihtiyacı vardı ama hep yok sayıldı. Bir süre sonra her şey tersine döndü. Eserleri basıldı. Hatta sadece dergiye değil, kitap olarak basıldı ve inanılmaz beğeni aldı. Daha önce defalarca reddedilmiş olan yazdığı bütün eserler basıldı. Para kazanmaya başladı. İnanılmaz para kazandı. Tabi bu şöhret ve para beraberinde herkesin çıkar yüklü saygısını getirdi. Açlıktan bayılırken onu davet etmeyen herkes, karnı tok iken masasında görmek istedi. Herkes tanışmak istedi. Herkes yürekten alkışladı. Herkes sahip çıktı. Herkes tarafından sevildi… Fakat iş işten geçmişti. Martin EDEN bunu hiçbir zaman kazanç olarak görmedi göremedi. Çünkü dün yüzüne bakmadıkları genç hâlâ aynıydı. Fiziksel olarak aynıydı, düşünceleri aynıydı, en önemlisi yazdığı eserler aynıydı. Herkesin önemsemeyerek okuyup, iki dakika sonra aklından sildiği eserlerle, şu an herkesin dilinden düşürmediği ve kendisine binlerce dolar kazandıran eserler aynı eserlerdi. Bütün bu başarısını maalesef derin bir kaybediş olarak gördü. Hayata karşı verdiği savaşın kaybedişi…
Martin Eden
9.2/10
· 41,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
8
Asya
Kardeşini Doğurmak'ı inceledi.
372 syf.
MÜSLİME VE DEDESİ
"Millet pek şaşırmış görünüyor ama ne kadar yaygın olduğunu görmek bile istemiyor. Üstelik bu tip iğrençliklerin çoğu, olayların yaşandığı aile içinde bireyler tarafından bilinen bir gerçek. Burada bu iğrençliği görmek, TV de denk gelmek, okumak bile istemiyorsunuz değil mi? Ancak kafayı gömüp görmek istememek bu iğrençliklerin olmadığı anlamına gelmiyor. Büşra SANAY adında mangal gibi yüreğe sahip bir hanımefendi var. Onu haber sunucusu olarak tanıyor olabilirsiniz ama aynı zamanda iyi bir araştırmacı gazeteci. Onun bir kitabı vardır: "KARDEŞİNİ DOĞURMAK". Bu kitap Türkiye'deki "ensest ilişki" gerçeğini çok çarpıcı anlatır. SANAY bu kitap yüzünden de çok tehdit almıştır. Oradan bir kaç pasaj size; - "hakim bey, bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesini başkasına verir misiniz?" - "babanın ihtiyacını gider, ne olur, bak bize zarar verecek." - "abindir ne olur, evlenene kadar yapmak zorundasın". - baba oğluna cinsel istismar uygularken anne, "biraz daha dayan, ne olacak ki?" diyordu. " ben pipi sütü sevmiyorum" " bir baba denen şerefsiz kendi kızıyla ilişkisini haklı çıkarmak için nasılsa biriyle yapacak önce benle yapsın şeklinde."...... yeterince mideniz bulandı değil mi? Bu tip vakaların çoğu adliyeye yansımıyor, şikayet konusu bile olmuyor. Hani o çok övündüğünüz "Müslüman ve Türk" toplumunda olan biten iğrençlikler bunlar. "Bizde bunlar olmaz bunlar sadece batı toplumlarında olur" diyen ideolojik kör ve sağır var bu ülkede. Bizim "müslüman ahlakımız" var diyen devekuşu beyinli tipler var bu ülkede. Oluyor hanımlar beyler oluyor Batıda da Doğuda da oluyor. Müslüman toplumda da oluyor, Hristiyan toplumda da oluyor. Arada şöyle bir fark oluyor. Batı toplumlarında daha gelişmiş bir hukuk sistemi olduğu için bu tip vakalar daha çok adliyeye yansıyor ve cezalandırılıyor. Ve de insanlar, hem aile içinden hem komşular tarafından daha kolay ihbar edilebiliniyor. Bizde ise ancak bir cinayet, toplumu ayağa kaldıran bir başka suçlar olunca bunlar açığa çıkıyor. Aynen MÜSLİME-ANNESİ ve DEDESİ olayında olduğu gibi. Çocuk kaybolmasa, arandığı günlerce TV lerde haber konusu olmasa, ölüm olmasa ve de bu konuda yeterli deneyime sahip olan güvenlik güçleriniz olmasa bunları duymayacak bilmeyecektiniz. O yüzden basın özgürlüğü, açık toplum, sosyal medya çok önemli." Via: Kartal Yolcu
Kardeşini Doğurmak
9.5/10
· 3.210 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
26
Emet Denizci
Rüyalar, Masallar, Mitler'i inceledi.
256 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Franz Kafka'nın Dava kitabı ile ilgili araştırma yaparken karşıma çıktı bu kitap... Oldukça ilgimi çekti ve okumak istedim... . Rüyaların kaynağı, geçmiş hatıra ve tecrübelerden oluşan bir depo olarak gördüğü bilinçaltı olduğunu söylüyor Erich Fromm... Özellikle de çoğu zaman rüyaları sembol diliyle gördüğümüzü belirtiyor... Bu sebeple de evrensel dil olan sembol dilinin yabancı dil olarak okutulması gerektiği yönünde düşüncesi... Tabii sadece bu değil, o sembolün ne anlama geldiğini anlayabilmek için, kişinin ruhsal durumu da bilinmeli... Benzer rüya gören ama anlamları kişiye göre değişen rüya örnekleri de veriliyor... . Rüyaları, Freud ve Jung tarafından değerlendirip kendi kişisel görüşlerine yer veriyor... Yapılan bazı deneylerden de söz ediyor... Mesela hipnoz altında rüyasını gayet iyi yorumlayan bir kişi, hipnoz etkisinden çıkınca rüyasını saçma bulmuş... . Fromm genel olarak rüyaların hem akıldışı hem de akılcı yönlerimizin bir dışavurumu ve yansıması olduğu görüşünde... . Son bölümde ise mitlerdeki, masallardaki ve bir de "Dava" kitabındaki sembolik dili açıklıyor... . Verilen örnek rüyalar ve ardından yapılan çıkarımlar da gerçekten okunmaya değer...
Rüyalar, Masallar, Mitler
Okuyacaklarıma Ekle
11
Empedokles - Öklid Aksiyomları - Varlık Felsefesi - Heraklit
__Empedokles__ _Nasıl ki ressamlar çeşitli boyaları uygun oranlarda karıştırıp sayısız şeylerin, örneğin ağaçların, kuşların hatta tanrıların resimlerini yaparlarsa, aynı şekilde doğa da dört öğeyi farklı miktarları karıştırıp varlıkları meydana getirir. _Her şeyin kaynağı 4 element. Parlayan Ateş(Zeus), Hayat veren Hava(Hera), Toprak(Hades), Su(Nestis). Bu temel öğelerin birleşip ayrılması için bir hareket ettirici güç olması gerekir. Bu güç sevgi ve nefrettir. Sevgi, öğeleri birleştirir, nefret ise bunları birbirinden ayırır. Bu savaşta kimi zaman nefret kimi zaman sevgi üstün gelir. Kozmik bir döngüyü anlatır. Bunlara tanrılar gibi tapınılmıyor ama benzerliklerinden dolayı yararlanılıyor. Oluş ve yokoluş, dört unsurun birleşme ve ayrılmalarından ibarettir. _Toprağımızla toprağı görüyoruz, suyumuzla suyu, hava ile de tanrıca havayı, ateşle yok edici ateşi, sevgiyi de sevgiyle, somurtkan nefretle de nefreti. Benzer benzeri ile… _Organik varlıkların inorganik varlıklardan üstün olmasının nedeni, ikincilerin az unsurdan, hatta bazen tek bir unsurdan meydana gelmiş olmalarıdır. Bireysel yetenekler de buna dayanır. Hatipte mükemmel olan dil, ressamda eldir. Unsurların karışımının en mükemmel olduğu organ, en yüksek türden ruhsal işlevlerin merkezi olmaya en uygun olan organdır. Bu organ da kalptir: “Kalbin kanı, düşüncedir”. _Hava bakımından zengin hayvanlar, yani kuşlar havada yaşarlar. Vücutlarında su unsurunun ağır bastığı hayvanlar, yani balıklar, denizde yaşarlar. Karada yaşadıklarına göre insanlar vücutlarında toprak unsurunu en fazla miktarda bulunduran hayvanlar olmalıdırlar. Göz, ateş ve sudan yapılmıştır. Gözdeki ateş ateşi, su suyu görür. _Her şey canlıdır. Düşünür, haz duyar ve acı çeker. _Bir zamanlar ben de erkek ve kız çocuğu, çalı, kuş ve denizde sıçrayan dilsiz balık olmuştum. _Canlı öldürmek insanın kendinden bir parça parçalamaktır. _Hayvanları yemek yamyamlıktır ve günahtır çünkü onlar daha önceleri insandılar. _Evrende boşluk yoktur. _Renkler; nesnelerden çıkıp gözde bulunan gözeneklere yerleşen akıntılardır. _Benzerin benzerle ilişkisi bizde haz, benzerin benzer olmayanla teması ise acı duyumunu doğurur. _Her şey, ruh göçü görüşü etrafında dönmektedir. _Kan, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezidir. Temel öğeler kanda, en olgun biçimde bir araya gelmişlerdir. İnsanın tüm yetenekleri ise bu karışımın olgunluğuna bağlıdır. _Bütünde ne eksiklikten meydana gelen boşluk, ne de varlık fazlalığı vardır. Bütün, doludur. Onu arttıracak neden nereden gelecektir _Tanrı'nın doğası, merkezi her yerde olan ve çevresi hiçbir yerde olmayan bir çemberdir. _Deniz, dünyanın teridir. _Doğanın nasıl işlediğini anlamak için özellikle kan dökmekten kaçınmak isteyen birisi Nefreti değil de Sevgiyi desteklemek ister. _Agrigetum halkı, son günleriymiş gibi yaşıyorlar ama hanelerini de sanki sonsuzluğa kadar yaşayacaklarmış gibi inşa ediyorlar. _Hortum haline geçerek, sürülmüş tarlaları mahveden güçlü rüzgarlara hükmetmeyi öğreneceksin. Yine istediğin zaman yararlı rüzgarlar estireceksin. Karanlık yağmurlardan sonra insanlara yararlı olan kuraklığı, kurak yazdan sonra ağaçları besleyen bereketli yağmurları getirteceksin. _Sevgili dostlarım. Tanrı olarak aranızdayım. Her yerde hürmet ederler bana. Kimileri huzura giden yolu bulmak için, kimileri kehanet için, kimileri hastalıklardan kurtulmak için can atarlar. _Tanrı olduğunu kanıtlamak için Etna yanardağına atlamıştır. _Empedokles, kendisini insanlar arasında dolaşan bir tanrı gibi görür. Hem kahin hem bilgin. Hastalığı ve yaşlılığı ortadan kaldıran iksirleri bildiğini söyler. Büyüyle ilgilenir. Bilgisinin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri Hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır. Sadece düşüncelerle değil aynı zamanda pratikle de ilgilidir. Bir kenti kasıp kavuran veba salgınını, o kenti çevreleyen bataklıkları kurutarak önlemiştir. Doğduğu kent olan Agrigentum'un havasını sağlıklı kılmak amacıyla, kuzey rüzgarına yol açabilmek için şehri kuzeyden çevreleyen kayaları parçalatmıştır. Tiranlığı reddetmiş ve demokrasiye bağlı halk partisini desteklemiştir. İşlemiş olduğu büyük bir günah sonucu içinde bulunduğumuz dünyaya düştüğünü, sırasıyla oğlan, kız, çalı, kuş, balık biçimlerine büründüğünü ve sürekli olarak ayrıldığı ülkesini özleyip ona kavuşmak arzusuyla yanıp tutuşmuştur. İşte söz konusu günahtan kurtulmanın yolu, arınmalardan geçmektedir. _Tanrıymış gibi tapınılmasının bir nedeni olan efsane de 30 günlük ölü bir kadını diriltmesidir. _Oluş ve Yokoluş_ _Varolmayan bir şeyin varolduğunu veya herhangi bir şeyin yok olabileceği düşünenler, delidirler. Göreli bir varoluş vardır. Ayrılma birleşme gibi. Varolan sadece unsurların biraraya gelmesi ve birbirlerine karıştıktan sonra ayrılmasıdır. Ölüm birleşme ve ayrılmadır. “Ölüm”, işte şeylerin bu ritminin bir anına insanlar tarafından verilen bir addan ibarettir. Bu unsurlar bir insan, bir vahşi hayvan, bir bitki veya bir kuş biçiminde birbirlerine karıştıklarında insanlar bir “doğuş”un ortaya çıktığını söylerler. Unsurlar birbirlerinden ayrıldıklarındaysa insanlar bunu acıklı ” ölüm” kelimesiyle açıklarlar. Ancak bu doğru bir adlandırma değildir” _Oluş ve yokoluş unsurları sürekli olarak yer değiştirmekten asla vazgeçmezler. Şimdi hepsi bir arada sevgi ile birleşmişlerdir, şimdi her biri mücadelelerde ortaya çıkan nefretle, bütünün birliği içinde bir araya gelip ona uyana kadar. _Benzerlerin birbirini çekmesi yasası_ _Yunan atasözü: “Benzer benzeri bulur” veya “Benzerler birleşirler” sözünü Empedokles birbirlerinden çok farklı alanlara uygulamaktadır. Nefret’in işlevi her zaman ayırmak, çözmektir. O halde birbirlerinden ayrılan farklı türden unsurların her birinin parçalarının kendi aralarında bir araya gelmeleri için Nefret’ten başka bir ilkeye ihtiyacımız vardır. Bu ilke, sözünü ettiğimiz Sevgi olamaz; çünkü onun işlevi ancak farklı türden unsurların kendilerini veya parçalarını birbirleriyle birleştirmektir. O halde bu işi yapmak için bir başka ilkeye veya yasaya ihtiyaç vardır ki, o işte bu benzerlerin birbirlerini çekmesi veya birleşmesi yasasıdır. _Evrenin yusyuvarlak, hareketsiz, her tarafta kendi kendisine benzer veya eşit bir küre olduğunu ve bu kürenin deyim yerindeyse bir kişiliğe ve mutluluğa sahip olduğunu görmekteyiz. Daha sonra bu küreye, bir dış kuvvet olduğunu bildiğimiz Nefret nüfuz etmekte ve bir çeşit çevrinti, girdap hareketiyle, onun ağır unsurlarını hafif olanlarından ayırmaktadır. _Tüm unsurları her şey olması için birleştiren güç aşktır, Afrodit de denir. Aşk, kompozit bir şey olmak için farklı unsurları bir birimde birleştirir. Sevgi, insanların her neşe, sevgi ve huzur hissettiğinde işte bulduğu güçtür. Mücadele ise feshin sorumlusu güçtür. _Evrenin oluşumu_ _Zamanın tamamlanışı sonucunda uyumun durgunluğu bozulmakta ve hareket doğmaktadır. Böylece “sırayla Tanrı’nın bütün uzuvları sarsılmaktadır. Bu hareket ve sarsıntı sonunda ağır unsurlar, yani su ve toprak merkezde toplanmakta, hafif unsurlar, yani hava ve ateş çevrede yer almaktadırlar. Ateşin etkisi altında hava sabitleşmekte ve deyim yerindeyse camlaşarak göğün kristal küresini oluşturmaktadır. Merkezde bulunan ağır kütle ise yeniden hareketsiz bir duruma girmekte, ancak toprağı çevreleyen bölgelerde çevrinti hareketi devam ederek toprağın içinde bulunan suyun dışarı çıkmasını sağlamaktadır. Bu sırada göksel ateş de, buharlaştırma sonucu “toprağın teri olan denizden içinde bulundurduğu havayı dışarı çıkarttırmaktadır. Böylece ilerde Aristoteles’in de kabul edip devam ettireceği ünlü iç içe geçmiş veya birbirini çevreleyen dört unsur küresi veya halkası ortaya çıkmaktadır. Bunlar evrenin merkezinden dışa doğru olmak üzere sırayla toprak, su, hava ve ateş küreleri veya halkalarıdır. _Gece ve gündüz_ _Gece ve gündüzün meydana gelişini, dünyanın etrafında oluşan iki yarım küre, gece ve gündüz yarım küreleriyle açıklanır. Gündüz yarım küresi tamamen ateşten, gece yarım küresi ise içinde bir miktar ateş bulunan havadan meydana gelmiştir. Dünyanın, evrenin merkezinde hareketsiz olarak bulunduğunu biliyoruz. Buna karşılık bu küreler, daha doğrusu yarım küreler dünya etrafında dairesel hareketler yaparak dönerler. İşte gündüz, bu dönüşte gündüz yarım küresinin dünyanın üzerine gelmesi sonucu ortaya çıkar. Bu yarım küre, bir küre veya trampet şeklinde olan dünyanın altında bulunduğunda ise gece orta ya çıkar. _Dünya evrenin merkezinde hareketsiz durmakta, düşmemekte veya kendisini çevreleyen suya gömülmemektedir. Nasıl ki, havada hızla döndürülen bir sürahinin içindeki su dökülmezse, aynı şekilde evren hızla döndüğü için (yirmi dört saatte bir devir) onun merkezinde bulunan dünya düşmemekte, hareketsiz olarak yerinde kalmaktadır. _Su dolu bir havuza ağzı aşağıya dönük ve parmakla kapatılmış bir kavanozu batırdığında parmağını çekmesine rağmen suyun kavanoza dolmadığını, ağzı yukarıya dönük olarak batırdığında ise onun içine suyun hücum ettiğini gözlemlediğini belirtmekte ve bundan kavanozda bulunan havanın bir cisim olduğu, bir cisim olduğu için de suyun kavanozun içine girmesine engel olduğu sonucunu çıkarmaktadır. Daha sonra o bu gözlemi insan vücuduna da uygulamaktadır: Dışarda bulunan hava, insanın vücuduna ancak onun yüzeyine kadar yayılmış olan kan bu yüzeyden, yani deriden çekildiğinde ve iç organIara doğru aktığında nüfuz edebilir. O halde insanların veya hayvanların vücutlarında birtakım borucuklar vardır. Bunlar derinin üzerinde bulunurlar ve ağızları açıktır. Yalnız son derecede küçük veya dar olduklarından içlerinde bulundurdukları kanın dışarı akmasına izin vermezler. Bununla birlikte kandan daha akıcı, daha ince olan havanın içlerine girmesine engel olamazlar. İşte kan bu borulardan geri çekildiğinde onun bıraktığı yere hava dolar. Buna karşılık kan geri döndüğünde borucuklarda bulunan havayı önüne katarak dışarı atar. Böylece derinin üzerinde bulunan sözü edilen açıklıklardan, yani gözeneklerden sürekli solunum yapılmış olur. _Doğa önce hayvanların çeşitli kısımlarını ayrı başlarına meydana getirmiştir. Boyunsuz başlar, omuzsuz kollar ve alınsız gözler safhasıdır. Bu safhanın evrende Sevgi’nin hüküm sürmeye başlaması ve Nefret’in ondan uzaklaşması dönemine rastlaması gerekir. İkinci bir safhada ise bu ayrı organlar biraraya gelmişlerdir. Önce düşünülmesi mümkün olan bütün şekillerde birbirleriyle birleşmişlerdir. Bunun sonucunda ortaya “insan başlı öküzler”, “öküz başlı insanlar”, “çift yüzlü, çift göğüslü varlıklar” ve her türlü acaip hayvanlar çıkmıştır. Bu birleşimler içinde yaşamaya elverişli ve kendilerini devam ettirme kabiliyetine sahip olanlar, varlıklarını korumuşlar; böyle olmayanlar ise zamanla ortadan kalkmışlardır. Bugün önümüzde bulunan hayvanlar işte bu varlıklarını devam ettirme kabiliyetine sahip olanlar, yaşayabilir türlerdir. Aristoteles, bu görüşe şiddetle karşı çıkacak ve burada gereğinden fazla rastlantıya yer verdiğini söyleyerek Empedokles’i eleştirecektir. Bütün evren ereksel süreçlerin toplamıdır ve onda her bakımdan önce gelen, bir açıklama ilkesi olarak alınması gereken, erekler ve işlevlerdir. _Nesneler dışarıya akıntılar fırlatırlar. Bu akıntılar hem algılayan organ, hem de algılanan nesne için geçerlidir. Algılar, her duyu organının üzerinde bulunan gözeneklerden çıkan akıntıların nesnelerden gelen akıntılarla buluşması sonucu meydana gelir. Duyu organları üzerinde bulunan gözeneklerin, nesnelerden gelen akıntılar için fazla geniş veya fazla dar olması durumunda, algının meydana gelmediğini savunmakta. _Göz, hemen hemen tümüyle ateş ve sudan meydana gelmektedir. Göz bir fenere benzemektedir: Fenerde içerde yanan bir ateş ile bu ateşe karşı koruyan şeffaf kenarlar vardır. İşte gözde de ateşten yapılmış olan bir gözbebeği ve etrafında onu çevreleyerek koruyan bir şey, yani sudan meydana gelen şeffaf zar bulunmaktadır. Nasıl ki, fenerde alev kendisini çevreleyen şeffaf kenarlarda bulunan gözeneklerden dışarı çıkmakta ve etrafı aydınlatmaktaysa, gözbebeğinde bulunan ateş de, o şeffaf zar üzerinde bulunan gözeneklerden dışarı çıkar ve etrafı görür gözlerindeki sulu kısımları daha fazla olan hayvanlar, geceleri daha iyi görürler. Buna karşılık, gözlerindeki ateş kısımları daha fazla olan hayvanlar da gündüzleri daha iyi görürler _Çift şey diyeceğim: Gah tek bir gün doğar çok şeylerden, gah da çok şeyler biter “bir”den ayrılıp. İkilidir ölümlü şeylerin doğuşu, ikili yok oluşu. Birini bütün nesnelerin toplanması doğurur ve yok eder. Ötekiyse dağılınca onlar yetişmişken uçup gider. Ve bunlar değişip dururlar hiç kesilmeden. Gah Sevgiyle toplanır bir olur bütün şeyler Gah da ayrılırlar yine tek tek Nefretin kiniyle. Nasıl çoklardan bir tek ayrılınca nasıl çoklar çıkıyorsa Öylece doğmaktadırlar ve sürekli değil onlar için yaşama. Nasıl değişip dururlarsa hiç kesilmeden. Öylece hareketsiz kalırlar çevre içinde daima. _Empedokles_ (MÖ 494-434), _ Çoğulcu materyalistlerin ilki, rasyonalist, hilozoist( canlı maddeci), animist, vejeteryan. … Sokrates öncesi düşünürlerden. _Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Bu dört temel öğe, sevgi ve nefret (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar. Bu dört öğe baştan beri vardır. Bunlar ne değişir ne de yok olur, yani başlangıcı ve sonu yoktur. Evrende bunların miktarları hep aynı kalır. Her şey bu dört öğenin belirli birleşmelerinden oluşur. _Babasının MÖ 470 yılında kentin tiranının devrilmesinde önemli bir rol oynamış olduğu söylenmektedir. Bu tiranın tahtı Empedokles'e sunulmuş olsa da, o demokratik eğilimleri nedeniyle bunu reddetmiştir. _Empedokles Parmenides'ten sonra düşüncelerini şiir şeklinde ifade eden ikinci önemli düşünürdür. Kendisinden sonra aynı şekli yine kendisinin bir hayranı olan Romalı Lucretius (MÖ 1. yüzyıl) devam ettirecektir. _Etna Yanardağı'na atlayarak hayatına son vermiştir. _Herakleitos; Her şey değişiyor. Parmenides; Hiçbir şey değişmez. Bu ikilemden felsefeyi kurtaran, Empedokles olmuştur. Her iki görüş de, kısmen doğru, kısmen yanlıştır. Her şey değişmez; Duyumsal algılamalara güvenmeliyiz, zira görüyoruz. _Mö. 2. yüzyılın ünlü hekimi Galen, Empedokles’in İtalya Tıp Okulu’nun kurucusu olduğunu söylemekte ve bu tıp okulunu Hipokrates’in temsilcisi olduğu ünlü Kos Tıp Okulu’yla aynı düzeye yerleştirmektedir. İtalya Tıp Okulu’nun Hipokratesçi okulun temsilcileri tarafından şiddetle eleştirilip şarlatanlıkla suçlanmıştır. _Parmenides: Sadece tek bir şey, varlık-bütün veya bir olan vardır. İşte bu noktada Empedokles’in Parmenides’ten ayrıldığını görmekteyiz. O şöyle demektedir: Hayır, ortada birden fazla varlık veya kendi deyişiyle “şeylerin kökleri” vardır. _Empedokles’in yaptığı şeyin, Anaksimandros’un başlattığı bir şeyi devam ertirmekten ibaret olduğunu söyleyebiliriz: Empedokles Anaksimandros’un zıt niteliklerini almakta ve onları Parmenidesçi anlamda varlıklara dönüştürmektedir. _Aristoya göre retoriğin kurucusu Empedokles’tir ve diyalektiğin kurucusu ise Zenon’dur. _Hilozoizm - Canlı özdekçilik_ Evrenin canlı olduğunu savunan görüş. Sokrates öncesinde Milet Okuluna dayanmakla. _Doğa Üzerine kitabı_ _Kozmik bir döngüyü anlatır. Bir döngünün hikayesini; Sevginin tam hükümranlığı altında, bütün unsurların uyumlu, birbirine karışmış ve hareketsiz olduğu noktadan başlayarak izleyebiliriz. Hemen sonra döngüye Nefret dahil olur ve unsurları; bütün unsurlar tamamen ayrı, bağımsız ateş, hava, su, toprak yığınlarına bölünmüş olana kadar ayırmaya başlar. Toprak gibi daha ağır elementler merkeze yerleşir ve ateş gibi daha hafif olanlar çepere itilir. Nefretin artan etkisiyle yavaş bir şekilde artan ayrım; bir evren meydana getirir. Nefret tamamen egemen olduğunda, içinde diğer elementlerden herhangi birinin herhangi bir parçasının bulunmamasıyla; her biri tamamen kendinde bir yığın oluşturan unsurlar kendilerine ait olan yerlere öyle mükemmel bir şekilde ayrılırlar ki kozmos ve onun tüm hareketi yok edilir. Sevginin etkisi altında tam ayrılmadan tam birleşmeye ters ilerleme içinde başka bir kozmogoni olduğuna fikrini verirler. _İlk seri fantastik olayları ve yaratıkları anlatır; ikincisi doğal kabul edilen olaylar ve yaratıklar hakkındadır. _Elementlerin karışımından canlı hayatın çeşitli formları çıkar. Ayrı/farklı uzuvlar fantastik yaratıkları meydana getirmek için gelişigüzel bir tarzda birleşirler. Birçok yaratıklar doğdu iki yüzlü ve iki göğüslü. Önü insan inek doğuşlular, başkaları çıktı yine insan yaradılışlı, öküz başlı karışmışları. İnsanın yaratılışı ise: Kaba yığınlı şekiller çıktı önce topraktan. Her ikisinden, sudan sıcaktan, hissesi olan. Yolladı bunları benzerine varmak isteyen ateş yukarı. Farklı zoogoniler, sırayla, farklı kozmogonileri ima eder. Elementlerin farklı oransal karışımı kemiği üretir. _Arınmalar_ _Tanrısal bir varlığın otobiyografisidir. Sonunda ruhlar, tanrılar olarak ortaya çıkarlar ve sürgünden kurtulmuş ve bu nedenle kutsanmış bir hayatın keyfini sürerler. İçindeki egemen tanrısallığın savaş tanrısı Ares veya Zeus değil de aşk ve cinsellik tanrıçası Afrodit’in olduğu altın bir çağ hissini veren bir çağdan bahseder. ____________ _Valık felsefesi ( Ontoloji ) _ _Aristoya göre ilk felsefe ontolojidir. Varlık ve akıl birliği. Öğrencisi Rodoslu Andronikos kitabına meta-fizik başlığı atacak ve bilim ismi olacak. İlkçağdan 18. yüzyıla kadar klasik töz metafiziği vardı. Her şeyin biz özü var. Zihinden bağımsız şeyler var. Sonra modern töz metafiziği gelişti. Her şey tek bir özden türemiştir. 1. Materyalizm: Yaşam da kimyasal ve fiziksel süreçlerden başka bir şey değildir. Düşünce ve ruh beynin faaliyetleridir. Duman ateş ilişkisiyle beyin düşünce benzerdir. Evren bir sistemdir. Deterministtir. 2. İdealizm. 3. Dualizm. 2 töz vardır. Ruh ve beden. İkisi her şeyi oluşturur. 4. Süreç metafiziği. Oluşum töz değil süreç vardır. 5. Varoluş felsefes _Ahlak felsefesi ( Etik )_ _Ahlakın 2 kaynağı vardır. 1. Din. 2. Ümmetten millete geçişteki Toplum Sözleşmesi(Anayasa). Etik teorik, ahlak pratik ve teoriktir. Etik evrenseldir. Etik çeşitleri 1. Normatif-kural koyucu etik: Sokrat ve platonla başlar. İnsan niçin yapmalı? Çeşitleri: dini etik, ödev etiği, feminist etik, erdem etiği. 2. Metaetik: Vaaza karşıdır. –Realizm, anti realizm. 3. Analitik etik: Filozofun görevi çözümlemektir, kural koymak değil. 4. Uygulamalı etik: Ötenazi, hayvan hakları, kürtaj gibi alanların analizini yapar. _Bilgi felsefesi ( Epistomoloji )_ _Metafizik, modern devrim ile birlikte yerini epistomolojiye bırakır. Epistomoloji tüm felsefenin temelindedir. Bilgiyi, kaynağını, doğruluğunu inceler. Hakikat için gerekli tek disiplin epistomolojidir. 1. Klasik-Modern Epistomoloji: Klasik epistomoloji, platon ile başlar. Modern ise Dekart ile. 2. Kıta Epistomolojisi Kant’la başlar ve Hegel’le olgunlaşır. Bilginin doğası 1. Bilen özne 2. Bilinen nesne ve 3. Nesne ve özne arasındaki bilgi. Doğruluk, öznenin veya nesnenin değil bilginin özelliğidir. Neyin doğru olduğu değil, niçin doğru olduğu önemlidir. Bilginin kaynağı akıl mı, deneyim mi yoksa ikisinin sentezci yaklaşımı mı? __________ __Öklid__ _(MÖ 330-275) İskenderiye. “Geometrinin Babası” _Aksiyom - belit - postulat = Mantık – Kanıt gerektirmeyen doğrular. Diğer önermelerin temeli ve ön dayanağı niteliğindeki önermelerdir _Kanıt gerektirmeyen apaçık gerçekler olarak 5 aksiyom: Diğer bütün önermeleri bu aksiyomlardan çıkarır. _1. Herhangi bir noktadan herhangi başka bir noktaya bir düz doğru çizmek mümkündür. _2. Bir tane doğru parçasını her iki yöne de sürekli bir şekilde uzatmak mümkündür. _3. Herhangi bir merkez ve herhangi bir yarıçap ile bir çember tanımlamak mümkündür. _4. Bütün dik açıların birbirine eşit olduğu doğrudur. _5 Eğer iki doğru ile kesişen bir doğru çizilirse, iki doğrunun birbirine bakan tarafında yer alan ve onları kesen doğrunun bir tarafında kalan iki açının toplamı iki dik açıdan küçükse bu iki doğru açıların toplamının iki dik açıdan az olduğu tarafta uzatılmaya devam ederlerse ilerde bir noktada kesişecekleri doğrudur. (Bu postula paralel doğrular kesişmez şeklinde bilinen postuladır.) _Ortak kanılar: _1. Bir şeye eşit olan başka şeyler birbirlerine de eşittirler. _2. Eğer eşit miktarlara eşit miktarlar eklenirse, elde edilen bütünler de birbirlerine eşittir. _3. Eğer eşit miktarlardan eşit miktarlar çıkarılırsa, kalanlar da birbirlerine eşittir. _4. Birbirleriyle çakışan (özelikleri açısından örtüşen) şeyler birbirlerine eşittir _5. Bütün parçadan büyüktür. _Doğanın kanunları, Tanrı'nın matematiksel düşünceleridir. _Kanıt olmadan onaylananlar, kanıt olmadan da reddedilebilir. _Geometriye giden bir kraliyet yolu yok. (Öklid'in elementlerini öğrenmenin daha kısa bir yolu olup olmadığını sorduğunda söyledikleri) _ Geometriyi ispat ve aksiyomlara dayalı bir dizge olarak işleyen 13 ciltlik kitabı “Elementler” bu alandaki ilk kapsamlı çalışmaydı. Kendinden önceki Tales, Pisagor, Platon, Aristoteles gibi matematikçi ve geometricilerin çalışmalarını temel alan Öklid’in bu yapıtı, İki bin yıl boyunca önemli bir başvuru kaynağı olarak kullanılmıştır. Elementler kitabı, sentez yöntemlerinin batı düşüncesi üzerindeki etkisinin Kitabı Mukaddes'ten sonra ikinci sırada yer aldığı söylenir. Russell, Ögeler'in bugüne kadar yazılmış en büyük kitap olduğunu ileri sürer. Einstein ise “Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse, kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline kapılmasın” 19. yüzyılın başına kadar rakipsiz kaldı. ________________ _Batlamyus_(85 ve 165) İskenderiyeli matematikçi ve astronom. Yunan ve Babil uygarlıklarının gökbilim bilgilerinin derlemesini yapmıştır. Dünya merkezli bir Güneş Sistemi modeli önerilir. Kopernik'in güneş merkezli modeline dek Batı ve İslam dünyalarında geçerli model olarak kabul edilmiştir. Aristoteles fiziğini temel alan bu kuramda, evren küreseldir ve Yer bu evrenin merkezinde hareketsiz olarak durmaktadır. Meridyenleri kullanarak dünya haritası çizmiş. ________ __Heraklitos__ (MÖ 535-475) Diyalektiğin Babası_ _Heraklitos, bir gün çocuklarla oyun oynuyormuş. Efesliler çevresinde toplandıklarında şöyle demiş: "Ne şaşıyorsunuz, reziller? Yoksa çocuklarla oyun oynamak sizinle birlikte devlet yönetmekten daha iyi değil mi?" _Savaş her şeyin babasıdır. O bazılarını kral bazılarını köle yapar. _Kendimi keşfettim. Ruhun ucu bucağı yok. _Hiç eksik olmasın zenginliğiniz Efesliler. Olmasın ki alçaklığınız belli olsun. (Zenginleşmiş yeni sınıfa karşı duyduğu nefret) _Kana bulanarak arındırmaya çalışıyorlar kendilerini, çamura batmış birinin kendini çamurlu suyla yıkaması gibi. Çamurla temizlenen birine herkes deli der. Karşılarındaki tanrı heykellerine yakarıyorlar, konuşur gibi duvarlarıyla evlerin. Ne tanrılar ne de kahramanlar hakkında bir şey bildikleri var _Logos evrenin kendisidir. Bir amacı yoktur. Çocuk oyunu gibi amaçsızdır. _Kurban bir pisliği başka bir pislikle temizleme anlayışı. _Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmaz. En üstün amaç bilgelik ve doğruyu bulmak. Mutluluk hakikati bilerek, ona uygun yaşayarak elde edilir. _Bütün yetişkin Efesliler kendilerini asıp kenti çocuklara bıraksalar iyi olur; çünkü onlar 'hiç kimse bizden çok değerli olmamalı; böyle biri varsa, gitsin, başka yerde başkalarının arasında yaşasın!' diyerek, aralarındaki en değerli adamı, Hermodoros'u sürgüne yolladılar. _Yurttaşları ondan kanunlar yapmasını isteyince, kent artık kötü yönetim biçiminin hâkimiyetinde olduğundan bu isteği geri çevirmiştir. _Homeros'u yarışmalardan kovmalı ve sopalamalı, aynı şekilde Arkhilokhos'u da. _Çok bilgi insanı uslandırmaz; öyle olsa Hesiodos'u, Pythagoras'ı, Ksenophanes'i ve Hekataios'u uslandırırdı __Ateş__ _Her şey akar ve sürekli değişir. Ana madde Ateş bir an için bile hareketsiz kalmayan bir maddedir. _Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar. _Nesnelerin kendisinden gelip, kendisine gittikleri ilk maddenin ateştir. Dünyamız sonsuz canlı ateşten değişmeyle meydana gelmiştir ve bir vakit gelecek sonunda ateşe girecektir ki böylece akış yeniden başlayacaktır. Ateş hem gereksinim ve hem de tokluktur. Çünkü gereksinim ya da açlık, ateşin evrensel düzenine işaret eder; tokluk ise bir nesnenin ölümü, ateşe dönüşmesi anlamına gelir. _Evren ateşten var olmuştur ve bir süre sonra yine ateşe dönecektir. Evrenin var oluşu ve yok oluşu olayı belirli aralıklarla olarak sonsuz kere yinelenecektir. Evren, belirli dönemlerde var olan ve yine belirli bir dönemde yok olan bir olgudur. Milet okuluna göre evren özü somut olan bir şeyden; sudan ya da havadan yapılmıştır, her şeyin özünde bu maddeler bulunur. Heraklit ise ateşi ana madde yapmakla, varlıkların özde bir madde değil, bir güç, erk (enerji) olduğuna dikkat çekmiştir. _Bütünün kendisi olan bu evreni ne bir tanrı, ne de bir insan oluşturmuştur. O, sürekli belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir. _ Logos herkeste ortak olan düşünmedir. Nasıl ateşe yaklaştırılan kömürler başkalaşarak ateşleşirler, uzaklaştırılınca da sönerlerse ruhumuz da ortaklaşa olanın ardından giderse logos'tan pay alır, ayrılırsa logos'suzdur. Bu her zaman var olan logos'u insanlar yalnızca işitmeden önce değil, işittikten sonra da anlamıyorlar. Her şey bu logos'a göre olup bittiği ve ben her şeyi doğasına göre ayırt ettiğim ve nasıl olduğunu bildirip açıkladığım halde, söylediklerimle ve yaptıklarımla karşılaştıklarında acemi gibi davranıyorlar. Uykudayken ne yaptığını unutan öteki insanlar gibi bunlar da uyanıkken ne yaptıklarının farkında değiller __Diyalektik__ _Karşıtların savaşı, oluşun zorunlu ve tek koşuludur. Kozmos, karşıtlıkların savaşının meydana getirdiği bir uyum harmoniadır. Eğer karşıtlıklar arasındaki savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda oluşur. savaşın her şeyin babası ve kralı olduğunu; kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkardığını; kimini köle, kimini özgür kıldığını söyler. pes ve tiz sesler olmazsa uyum olmaz, birbirine karşıt erkek ve dişi olmazsa canlı varlıklar olmaz, diyerek gerekçesini sunar. _Adaletsizlik olmasaydı adaletin adı bilinmezdi. Pes ve tiz sesler olmazsa uyum olmaz, birbirine karşıt erkek ve dişi olmazsa canlı varlıklar olmaz. Hastalığın sağlığı; açlığın tokluğu; yorgunluğun dinlenmeyi hoş kıldığını söyler. _Evren zıt öğelerden oluşmuştur. Bu zıtlıklar arkasında ise "bir olan" hep durmakta olup tanrı adıyla anılır. _Bütün bu zıtlıklar, ikililiklerine karşın aynı şey olup bir'in ayrı ayrı yanlarıdır. __Her şey görelidir__ _Evren göreli ve diyalektiktir. Doğru ve yanlış kişiye göre değişir. Varlık için zıtlık gerekli. _İnsan tanrı tarafından küçük çocuk olarak çağrılır, nasıl ki çocuk da yetişkin insan tarafından öyle çağrılırsa"... _En bilge insan, tanrıyla karşılaştırılırsa bilgelik, güzellik ve bütün öteki şeyler bakımından bir maymundur"... "En güzel maymun, insanla karşılaştırılırsa çirkindir"... "Deniz suyu en temiz ve en pistir. Balıklar onu içebilirler ve onlar için o kurtarıcıdır.Buna karşılık insanlar için o içilemezdir ve öldürücüdür" _İyiliğin var olması için kötülüğün, ışığın var olması için karanlığın, tokluğun var olması için açlığın olması gereklidir. Adaletsizlik olmasaydı adaletin adı bilinmezdi. Herakleitos hastalığın sağlığı; açlığın tokluğu; yorgunluğun dinlenmeyi hoş kıldığını söyler. __İnsan__ _İnsan üç şeyden oluşmuştur; ateş, su ve toprak. Sürekli bir dönüşüm vardır. Ruhlar için ölümün su olmak olduğunu, su için ölümün toprak olmak olduğunu, topraktan ise su olduğunu, sudan da ruh olduğunu söyler. _İnsanlara yığınlar gözüyle bakmaktadır. Yığınları küçümsemiştir. Logos'u anlamadıkları için dinlerken sağır gibi olduklarını söyleyip "varken, yoklar" deyişinin onlara uyduğunu ifade etmiştir. _Kitle sığır gibi tıkınmakla geçiriyor gününü _Halka "yığın, anlayışsızlar" gözüyle bakıyor. _İki tür insanın varlığını ayırt etmektedir: Logos'u kavrayamayan ve kavrayabilen insanlar. Evrenin yasası olan Logos'u bilmek aklın ödevidir. __Bilgelik__ _Çok şey bilmek aklı eğitmez, önemli olan bilgin olmak. _En çok önem verdiği şey bilgeliktir. Biz ruhumuzda bulundurduğumuz ateş oranında bilgeyiz. Ruhu kuru olan daha bilge, ruhu ıslak olan ise daha az bilgedir. _Ölçülü olmak en büyük erdemdir. Bilgelik doğaya kulak vererek doğruluğu dile getirmek ve doğru olanı yapmaktır. "Bilgelik tektir; her şeyi her şeyle yöneten düşünceyi bilmektir. Beni değil, logos'u işiterek her şeyin bir olduğunu kabul etmek bilgeliktir. _Halk yasayı kentin surlarını savunur gibi dirençle korumalıdır. amacı insanları Logos'a uygun davranmaya yöneltmektir. En üstün amaç bilgelik ve doğruyu bulmak, doğruya uygun yaşamaktır. Mutluluk doğruluğu bilerek, ona uygun yaşayarak elde edilir. Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmaz. Tutkulara karşı koymak ve ölçülü olmak gerekir. Tutkulara karşı koymanın güç olduğunu ancak arzu edilen şeyin bedelini ruhun ödediğini söyler. _Efesli Heraklitos_ _Soyludur ve demokrasi düşmanıdır. İnsanlara karşı yığın ve anlayışsızlar gözüyle bakar. İnziva halinde yaşar. Paradokslarla konuşmayı sever ve ona karanlık heraklit denmiştir. Anaksimandrosun maddenin parçalara ayrılması düşüncesinden etkilenmiş. Dinden etkilenmemiş. Kendisini üst insan olarak görür. Arke anlayışını sürdürür. Stoa okulunun öğretilerinin başlangıcı. Her şeyi yaratan canlı ateştir. Varlık yoktur oluş vardır. Anaksimandrosta varlıklar diyalektik olarak varoluyorlar birbirlerini yok ediyorlar. Heraklite göre ise uyum vardır. _Yeniçağda Goethe, Hölderlin, Hegel ve Nietzsche Herakleitos'u örnek almıştır. Hegel Herakleitos'un eserini almadığı hiçbir düşüncesinin olmadığını söyler. Nietzsche dünyanın her zaman doğruya yani Herakleitos'a muhtaç olduğunu söyler. __________ __Demokritos__(Mö 460 – 370) _Atomlar ve boşluktan başka hiçbir şey yoktur; geri kalan her şey sadece düşüncedir. _Gülen Filozof, Modern bilimin babası. Zengin bir aileden gelmiş ve tüm mirası gezip yeni şeyler öğrenmek için harcamıştır. Atomculuk okulundan, akıl hocası Leucippustur. Her ikisi de tamamen materyalistti ve her şeyin doğa kanunlarının sonucu olduğuna inanıyorlardı. Platon tüm kitaplarının yanmasını diledi. Neşeliydi ve hayatın komik yanlarını görmeye her zaman hazırdı, daha sonraki yazarlar, insanların aptallığına her zaman güldüğü çıkarımını yaptılar. Diogenes Laërtius'daki birçok anekdot, onun tarafsızlığını, alçakgönüllülüğünü ve sadeliğini kanıtlar ve yalnızca çalışmaları için yaşadığını gösterir. *_Demokrasilerdeki yoksulluk, zorba diktatör yönetimlerindeki refahtan çok daha iyidir. Köleliğe karşı özgürlüğü tercih etmek de aynı nedenden ötürüdür. _Bilgili insanların umutları bilgisiz insanların zenginliğinden daha değerlidir. _Akıllı olduğuna inanmış birini akıllı kılmaya çalışmak boşa vakit harcamaktır. _Bize dost görünen birçok kişi gerçekte dost değildir, bize düşman görünen birçok kişi de gerçekte düşman değildir. _Yüksek makamlara gelen kötü insanlar daha umursamaz, daha aptal, daha küstah olur ve makamlara da bir o kadar yakışmazlar. _Sizin için değersiz olan birinin sizi yönetmesi sıkıcıdır. _Duyularımız bize asla gerçeği gösteremez, ancak edindikleri algıyı yansıtırlar. Gerçek, duyularımızın çok ötesinde bir şey olmalı. _İnsan başkasının yanlışlarıyla alay edeceğine kendi yanlışlarıyla alay etmelidir. _İyi eylemleri övmek güzeldir; çünkü kirli çarşafları ortaya dökmek dolapçının ve yalancının işidir. _Eğitim mutlu insanlar için bir takı, mutsuz insanlar için bir sığmaktır. _Ahmakları söz değil mutsuzluk adam eder. _Uyumlu olan ve güzellikleriyle bizi kendilerine baktıran yontuların yürekleri yoktur. _Eşitlik her yerde asildir ama kadınları veya köleleri bu duyguya dahil edecek kadar kapsayıcı değildir. _Akılla kullanıldığında para cömertliğe ve hayırseverliğe yol açarken, aptallık için kullanılan para tüm toplum için ortak bir masrafa yol açar _Az bulunur hazlar en güçlü hazlardır _Kimseyi sevmemek bence kimsece sevilmemektir. _Yanlışlardan sakın; korkuyla değil, ödev duygusuyla. _Dalkavukluk onursuzluktur. _Yapmadan önce düşünmek yaptıktan sonra yanmaktan iyidir. _Akıldan yoksun insanlar için yönetilmek yönetmekten iyidir. _Hiç bir şey dinlemek istemeden boyuna konuşmak bir çeşit oburluktur. _Bir kadın tarafından yönetilmek bir erkek için ayıpların en büyüğüdür. _Hekimlik bedenin kötülüklerini, bilgelik ruhun kötülüklerini iyileştirir. _Ahmaklar uzun yaşamak isterler, ihtiyarlıktan korkacaklarına ölümden korkarlar. _İç savaş her iki yanı da yıkar, bu savaşta yenenler de yenilenler de yıkımlarını bulurlar. _Yürekli kişi yalnız düşmanlarını yenen kişi değildir, aynı zamanda arzularını yenen kişidir. _Ölümlü doğanın yok olması hakkında hiçbir şey bilmeyen, ama kötü yaşam tarzlarının gayet iyi farkında olan bazı kişiler, ölümden sonra gelecek bir hayat hakkında aldatıcı mitler icat ederlerken, bütün hayatları boyunca sıkıntı ve endişelerle boğuşup dururlar. _İyilik ederken iyilik ettiğin kişinin kalleş olmamasına ve iyiliğini nankörlükle ödememesine dikkat et. _Vakitsiz arzular tiksintiye yol açar. _Değil mi ki insanız, insanlığın mutsuzluklarına gülmememiz, üzülmememiz gerekir. _Domuzlar çöplükte yatmaktan hoşlanırlar. _Tek gerçek, atomlar ve atomların hareketidir. _Evren'deki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile izâha çalışmak saçmalıktır. "Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir." _Hiç kimse kanıtlara dayalı doğrularda beni geçememiştir. _Atinaya geldim ama kimsenin benden haberi yok. _Yeni bir bilgi ve kanıt bulmayı kral olmaya tercih ederim. _Varlıkları tek bir bütün olmaktan kurtaran şey boşluktur. _Farklı atomlar birleşerek farklı varlıklar meydana getirirler. Atomlar yuvarlak küp çengellidir. _Maddi olmayan şey nasıl maddi şeyleri hareket ettirir sorusuna empedokles sevgi ve nefret der. Demokrit ise kendiliğinden hareket tezi ile soruyu yanıtlar. _Democritus'un teorisi, her şeyin fiziksel olarak, ancak geometrik olarak bölünemez olan "atomlardan" oluştuğunu; atomlar arasında boşluk olduğunu; atomların yok edilemez olduğu ve her zaman hareket halinde olduğunu ve olacağını; sonsuz sayıda ve şekil/boyut olarak farklılık gösteren atom türleri olduğunu savundu _Malzemenin katılığının ilgili atomların şekline karşılık geldiğini düşündüler. Böylece demir atomları, onları bir katıya kilitleyen kancalarla sağlam ve güçlüdür; su atomları pürüzsüz ve kaygandır; tuz atomları tatlarından dolayı keskin ve sivridir; ve hava atomları hafif ve fırıl fırıldır, diğer tüm materyalleri istila eder. İnsanların duyu deneyimlerinden analojiler kullanarak, onları şekillerine, boyutlarına ve parçalarının dizilişine göre birbirinden ayıran bir atomun resmini veya görüntüsünü verdi. _Hakikat bilgisi zordur çünkü duyular yoluyla algılama özneldir. Aynı duyulardan her birey için farklı izlenimler ortaya çıkardığı için, o zaman duyusal izlenimler yoluyla gerçeği yargılayamayız. Duyuların verilerini yorumlayabilir ve gerçeği ancak akıl yoluyla kavrayabiliriz, çünkü gerçek sonsuz bir derinliktir: _Bilmenin iki çeşidi vardır, biri "meşru" (hakiki) ve diğerini "gayrimeşru" (gizli) olarak adlandırır. "Gayrimeşru" bilgi duyular yoluyla algılama ile ilgilidir. Bu nedenle yetersiz ve özneldir. Bunun nedeni, duyusal algının, atomların nesnelerden duyulara geçişlerinden kaynaklanmasıdır. İkinci tür bilgi, "meşru" bilgi, akıl yoluyla elde edilebilir, diğer bir deyişle, "gayrimeşru"dan gelen tüm duyu verileri akıl yürütme yoluyla detaylandırılmalıdır. Bu şekilde kişi, "gayrimeşru" bilgisinin yanlış algısından uzaklaşabilir ve tümevarımlı akıl yürütme yoluyla gerçeği kavrayabilir. Duyu izlenimleri dikkate alındıktan sonra, görünüşlerin nedenleri incelenebilir, görünüşleri yöneten yasalar hakkında sonuçlar çıkarılabilir ve ilişkili oldukları nedenselliği (αἰτιολογία, etiyoloji) keşfedilebilir. _Lucretius, atomizmi tanımlarken, orijinal atomcu teorisi için çok açık ve zorlayıcı deneysel argümanlar verir. Herhangi bir malzemenin geri dönüşü olmayan çürümeye maruz kaldığını gözlemler. Zamanla, sert kayalar bile su damlalarıyla yavaşça aşınır. Maddeler karışma eğilimindedir: Suyu toprağa karıştırırsanız, çamur nadiren kendi kendine parçalanır. Ahşap çürür. Ancak, doğada ve teknolojide su, hava ve metaller gibi "saf" malzemeleri yeniden yaratmak için mekanizmalar vardır. Bölünemez özelliklerin insan duyuları tarafından kolayca görülemeyen bir şekilde nasıl aktarılabileceğini açıklamanın açık bir çözümü, "atomların" varlığını varsaymaktır. Bu klasik "atomlar", modern bilimin atomlarından çok, insanların modern "molekül" kavramına daha yakındır. Klasik atomizmin diğer merkezi noktası, bu "atomlar" arasında hatırı sayılır bir açık alan yani boşluk olması gerektiğidir. Lucretius, boşluğun, gazların ve sıvıların nasıl akıp şekil değiştirebileceğini açıklamak için kesinlikle gerekli olduğunu, metallerin temel malzeme özellikleri değişmeden kalıplanabileceğini savunan makul argümanlar verir[ ___________ __Parmenides__ (M.Ö.515-460) Rasyonalist _'Bir' yoksa, hiçbir şey yoktur. _Bırak akıl karar versin. _Evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani Varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur. _Eğer görünen dünyaya yönelen duyularımız bu dünyada varlığı göremiyorsa, onu algılayamıyorsa, varlığın kendisinden değil, duyularımızdan vazgeçmemiz gerekir. (Varlık yok, oluş vardır diyen heraklite karşı) _Varlık hakkında söylenebilecek tek şey varlığın varolduğudur. Böylece ortaya özdeşlik ilkesi çıkmıştır."Varlık varolandır, hiçlik ya da varolamayan var değildir". _Yalnızca varolan düşünülebilir ve varolmayan düşünülemez. Buna bağlı olarak da yaşadığımız dünyanın bir görünüşler dünyası olduğu, gerçek olmadığı önermesine varılır. _Varlık vardır. Varlık var değildir. Varlık hem vardır hem var değildir. Var olmayan şeyden bahsederken fiziksel olarak boşluktur. Var olduğu için düşüncenin konusudur. Var olmayan da var olmadığı için düşüncenin konusu olamaz. Heraklitosun zıttı. Varlık bir, ezeli-ebedi, bölünemez, değişemez, sürekli olmak zorunda. Boşluk olmadığına göre varlık hareketsizdir. Varlığın sürekli değişimini kabul edersek bir an önce var olan şeyin artık var olmadığını, şimdi ortaya çıkan şeyin de bir an önce var olmadığını söylemiş oluruz. Bu da akılsal olarak imkansızdır. Aristoya ve parmenidese göre sonsuz varlık olamaz ve evren sonludur. Sonsuz belirsizdir ve belirsizlik bir kusurdur. Varlık tinsel değildir yuvarlaktır ve bölünemez. Aristo da duygularla algılanan fiziki ve akılla algılanan metafizik varlıktan söz eder. _Parmenides’le birlikte tekçi (monist) (su, hava, ateş, aperion vb) materyalizm bitecek ve çoğulcu (plüralist) materyalistler dönemi başlayacaktır. _Pluralizm – çoğulculuk_ Evrenin, birbirlerine indirgenemeyen birçok varlıklardan meydana geldiğini ileri süren bir tek töze indirgenemeyeceklerini savunan öğretileri genel adı. Politikada, çoğulluğun kabulü ile beliren birkaç siyasi partiye dağıtılmış güçler dağılımı. Gerçekliğin açıklamasının ancak birden çok ilkeyle mümkün olabileceğini ileri süren görüş. Kant ve Wolf, çokçuluk terimini, tekbencilik anlamındaki bencilik terimine karşılık olarak kullanmışlardır. _Boşluk konusu. Hiçbir şeyin olmadığı yerde hava olduğu gözlemiyle doğrulanmış görünüyordu ve aslında maddenin olmadığı yerde bile bir şey var, örneğin ışık dalgaları. _Felsefesini şiir olarak yazmış ve ileri sürdüğü görüşleri bir tanrısal vahiy veya esinlenme sonucu zihninde doğan şeyler olarak takdim etmiştir. _Parmenides'in Pisagor, Empedokles ve diğerleri gibi peygamber, büyücü ve şifacı olduğu, felsefesini mitoloji ve karışık mistik vizyonlarla edindiği ve dizelerle sunduğu söylenmiştir çünkü kendisi öne sürdüğü felsefeyi yer altı dünyasının Tanrıçası Tartaros'dan aldığını söylemiştir. Eserde Tanrıçanın şu ifadeleri de bunu göstermektedir:
zafer saraç
Osmanlı ve Avrupa Topraklarında Beş Gürcü Seyyah ve Seyahatnameleri'ni inceledi.
376 syf.
·
10/10 puan
Gürcü Seyyahlar
"Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir." Anadolu’nun kuzeydoğusunda Türklerle uzun yıllar komşuluk etmiş kendi halinde hayatını idame ettiren bir kavim olan Gürcüler yaşar. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde birçok halkla olduğu gibi Gürcülerle de kültürel etkileşim içine girmişlerdir. Türklerle Gürcülerin birlikte yaşam tecrübesi her ne kadar kuzeyde uzun yılları kapsasa da kavimlerin birbirlerini tanıma ve etkileşim sürecinin geniş zamana yayılmış olduğu vakidir. Hatta geçmiş dönemde kaleme alınan Türklerle Gürcülerin iletişim tecrübelerini anlatan yazınlardan tanıma sürecinin devamlılık arz ettiği görülür. Özellikle seyahatnameler vasıtasıyla Gürcülerin güneydeki komşuları hakkında düşündükleri ilgi çekicidir. Oysa dilimizde Gürcülerin Türkler hakkında düşündüklerini içeren anlatılara pek rastlanmaz. Bu yüzden Harun Çimke’nin çevirerek dilimize kazandırdığı beş Gürcü seyyahın 18 ve 19. yüzyıllarda Anadolu ve Türkler hakkındaki notlarını içeren seyahatnameler fazlasıyla önemlidir. Eserin mütercimi Harun Çimke’nin uzun yıllar Gürcü Dili ve Edebiyatı alanında mütehassıs durumunda olması eserin edebi gücünü arttıran özelliklerin başındadır. Zaten yabancı seyyahların notları, farklı coğrafya ve kültür ortamında yetişen insanların kültürümüze dışarıdan bakışlarını içerdiğinden iyi bir tercümeyi hak eder. Sadece basit çeviri metoduyla değil, adeta yabancı kavim mensubunun gözünden bakarak anlatım sağlamak; tercümeye fazlasıyla artı özellik kazandırır. Harun Çimke bu açıdan anlaşılır çevirisiyle görevini iyi bir şekilde ifa ederek, eser vasıtasıyla Gürcülerin Türk algısını layıkıyla yansıtır. Her ne kadar hedef alınan konu itibariyle, Türklerle ilgili fikirlere odaklanılan bir girişle yazımıza başlamış olsak da eserde sadece Türkler ve Anadolu yoktur. Gürcü seyyahlar, 18 ve 19. yüzyılda Avrupa, Afrika ve Ortadoğu gibi coğrafyaların önemli merkezlerinde kendilerini gösterirler. Seyyahların geniş bir coğrafyada mekik dokumuş olmaları; onların birden fazla halk ve kültür ile karşılaşmalarının önünü açmaktadır. Bunun en büyük avantajı; okura geniş bir vizyon kazandırarak, karşılaştırma olanağını sunmasıdır. Zira farklı kent ve kültürdeki benzer statüye sahip insanların duruşu, devrine göre en çok merak edilen tarihi verilerdendir. Tabii her seyyahın biyografisi irdelendiğinde; onun kendine has biçimde diline yansıyan kişisel tutumunun kökleri de aşikar olmaktadır. Çünkü yetişilen kültür insanın ruhuna işleyerek müellifin kaleminin yazdığı rengin içine kadar nüfuz eder. Bu açıdan seyyahın biyografik bilgisi önemlidir. Çevirmen de bunun önemini fark etmiş olacak ki her seyahatnamenin başında seyyahın kısa biyografisini verir. Bu biyografilerden edinilen ilk izlenim seyyahların dini bir misyonun temsilcileri olduğudur. Hatta Giorgio Ersitavi isimli seyyah hariç her bir Gürcü seyyah dini bir temsilci olarak seyahat eder. Seyyahların dini bir yönelime sahip olmaları onların kalemine de yansımaktadır. İlk bakışta seyahat notları, dini bir rehber hüviyetine bürünüyor gibi görünse de arada bir ortaya çıkan ilginç nüanslar okurun ilgisini çekebilecek düzeydedir. Uzun kilise tasvirleri, istisnasız gezilen dini mekanlar, İslami anlayış tarzında menkıbevi ve efsanevi anlatımlar, dini şahsiyet biyografilerinin arasında sosyal yaşama dair değerlendirmeler kendisini gösterir ki bu da ilgiyi yer yer başka alanlara kanalize eder. Zaten seyahatnamelerin bariz özelliklerinden birisi de anlatım yoğunluğunun merkezinde ne olursa olsun yer yer farklı bir alana temayül edebilmeleridir. Misal satırlarca yazarın genel tutumuna binaen dini bir anlatıyla karşılaşmak mümkündür. Ama birden yüzlerce kitapta bulunmayacak bir bilgi okurun önünde arzı endam eder. Misal Gürcü seyyah Orbeliani birçok kilise tasvirinden sonra şeker kamışından nasıl şeker imal edildiğini anlatır (s.75). Üstelik bu tarz faklı anlatımları diğer seyyahlarda da görmek olasıdır. Bazı Gürcü seyyahların dini misyonlarına ek olarak diplomatik itibara mazhar olmaları onların önemli şahıslarla bir araya gelmelerinin önünü de açmıştır. Misal seyyah Orbeliani Vatikan’da Papa ile görüşmüş, Roma ve Merkez kilise ile ilintili birçok anlatıyı okuruyla paylaşmıştır. Yine seyyah Avalişvili tarihimizin önemli bir figürü olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla Mısır’da bir araya gelmiş, önemli sayılabilecek detaylara matuf bir şekilde konuşmuştur. Gürcü seyyahların bazen yaşadıklarını hatırat şeklinde okura ulaştırmak amacına binaen hareket ettikleri görülmekle birlikte; yoğun bir anlatıyla deyim yerindeyse dini bir Hac bülteni hazırlamak gayesi güttükleri vakidir. Özellikle din adamı payesine sahip seyyahların kutsal mekanları gözyaşları içinde dini duygularla ziyaret ettikleri, kendilerinden sonra bu bölgelere gelecekleri ehil bir şekilde yönlendirdikleri dikkatten kaçmaz. Vatikan, Roma, Kudüs ve Aynaroz (Kutsal Dağ-Yunanistan sınırları içerisinde) gibi kutsal mekanların tasvirleri sadece sıradan okur için değil; din tarihi konusunda ihtisaslaşan araştırmacı kitlesi için de bu nedenle fazlasıyla önemlidir. Her ne kadar Anadolu içindeki -özellikle İstanbul’daki- dini mekanlar Gürcü seyyahların algıda seçici bir şekilde ilgilerine matuf olsa da diğer mekanların ve Anadolu insanının tasvirleri fazlasıyla cezbedicidir. Özellikle sosyal tarih açısından merak edilen sorulara, satır arasında sıkışmış şekilde cevaplar alınabilmektedir. Zaten iki yüzyıl öncesinin sosyal hayatının ilgi çekmeyeceğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca seyyahların dilinin doğal olarak bazen Türklere karşı sertleştiği de görülmektedir. Ancak bunun bazı seyahatnamelerde görülen hakaretamiz havaya bürünmediğini de belirtmek gerekir. Bu arada seyyahların bazen Türklerin hataları konusunda pek de yanlış düşündüklerini söyleyemeyiz. Misal rüşveti yaşam biçimine çevirmiş, boş gezenin boş kalfası olmuş bazı tiplemelerin anlatıldığı satırlarda seyyaha hak vermemek mümkün değildir. Zira evrensel manadaki yanlışların herkesin tepkisini çekeceği aşikardır. Seyahatnamelerin çok yönlü anlatısı olduğundan hareketle yazarın psikolojik durumunun ve şahsi yaşamının da bazen satırlara yansıdığı görülür. Bu bir seyahatnamenin verdiği farklı lezzetlerin okunmaya değer yönleri olarak kendisini gösterir. Misal Seyyah Avalişvili seyahati esnasında Tarsus’ta Sofia isimli bir kıza âşık olur, satırlar boyu süren bu umutsuz aşk hikayesi dini sakıncalara binaen biter. Bu aşk hikayesi bile emsali olan birçok seyahatnamede pek görülmez. Seyahatnamelerde böyle sürprizlerin görüldüğü de olur. Sırf bu yüzden bile seyahatnameler okunmaya değerdir. Zira yolculukların zorluğu ve ölüm tehlikesi bazen bir seyahatnameyi macera romanına çevirir ki bunun da altının çizilmesi lazım. Hele günümüzde birçok insanın macera hayranı olduğunu düşünürsek; seyahatnamelerde her okur için bir şeyler olduğu savunulabilir. Son olarak bazı seyyahların bir mimar hüviyetine bürünüp ele aldıkları kilise tasvirlerinin sanat tarihi alanında ihtisas yapacaklar için muazzam bir rehbere dönüştüğünü belirtmek gerekir. Zira ele alınan mekanların yapı malzemesine varıncaya değin tüm ayrıntıları ile tasvir edilmesi, günümüzde bu mekanlar üzerinde araştırma yapacaklar için eşsiz bir hazine hükmündedir. Velhasıl okurken farklılık arayanlara, seyyahla maceradan maceraya koşmak isteyenlere, geçmiş zamanın sosyal hayatını ve fikir dünyasını merak edenlere, satır aralarında görülmemiş ezber bozan bilgilerle karşılaşmayı umanlara seyahatnameler iyi bir okuma önerisidir. Zira yukarıda sıralamaya çalıştığımız ama sadece küçük bir kısmından bahsedebildiğimiz sayısız ayrıntı seyahatnamelerde mevcuttur. Okumak bu yüzden keşfetmektir…
5