Eylemin dizginlenmesi ve sorumluluk duygusunun yitirilmesi yazgıcılığa yol açar. “Olacakların önü alınamaz. Dünya olduğu gibidir. Belirlenmiştir. Benim bu konuda yanabileceğim bir şey yok.” Bu istemciliğin, özgür istencin yitirilmesi anlamına gelir, yanlış bir belirlenimcilik kuramıdır ve insanların gelişimini ve kendini gerçekleştirmesini olumsuz etkiler.
Öte yandan oğlu, babasının kendisi uğruna delice davranmasına engel olmuyor, sevgisini kazanmak için babasının uğraşıp didinmesine göz yumuyor, kaprisleri karşısında babasının küçülmesine aldırmıyordu. Bu babada hayranlığını uyandıran ya da onu korkutan hiçbir şey yoktu. İyi bir insandı bu baba, bulunmaz bir insan, iyi yürekli ve yumuşak kalpli bir kişi. Belki çok dindar bir adamdı, belki de bir ermiş- bütün bunlar oğlanın gönlünü kazanmaya yetmeyen özelliklerdi. Sıkıcı bir babaydı bu, sefil kulübesine hapsetmişti onu, bırakmıyordu. Sıkıcı bir babaydı bu; bütün huysuzluklarını gülümsemeyle, bütün aşağılamalarını güler yüzle, bütün kötülüklerini iyilikle karşılaması, bu kocamış sinsi herifin iğrenç mi iğrenç bir hilesiydi. Babası bağırıp çağırsa, kötü davransa, daha çok hoşuna gidecekti.
Ama şimdi, oğlu yanında bulunduğundan beri Siddhartha’nın kendisi düpedüz çocuk insanlardan biri olup çıkmıştı, bir insan içi acı çeken, bir insanı seven, bir sevgiden kendisini yitiren, sevgi yüzünden aptalın biri kesilen bir çocuk insan.
Böylesine derinden sevmiş miydi bir başkasını, böylesine kör bir sevgiyle, böylesine acı çekerek, boşu boşuna sevmiş, ama yine de mutlu hissetmiş miydi kendini?