Yer yarıldı ve ben içine girdim. Yerin alh hiç de düşündüğüm
gibi değilmiş yalnız. Kavurucu bir sıcak, her adımda insanı
daha da içine çeken kızgın kumlar ve sonsuzluk. Hiçliğin
tam ortasına "şu an buradasınız" yazan bir levha koymuşlar
ve beni de o levhaya bir nokta olarak iliştirmişler sanki. Ne
tarafa gideceğimi bir türlü kestiremedim. Doğu? Bah? Kuzey?
Güney? Bunların hiçbiri yok zaten bende. Sağ sarımsak, sol
soğan o kadar. Gerisi çok karışık. "Du biraz da şu tarafa doğru kaybolıyım bari," diye diye saatlerce yürüdüm. Dilim
damağım kurudu.
Bir insanın nasıl hiç pişmanlığı olmaz
aklım almıyor. Nasıl yaşıyorlar bu hayatı? Nasıl beceriyorlar böyle kusursuz olmayı? Evden çıktığımdan beri pişmanlıklar silsilesi içindeyim. Keşke eve dönüp yanıma iki ekmek
parası alsaydım, keşke sahile inmeseydim..
Leyla ile Mecnun dizisinin hastasıydım şimdi kitabını okurken bile kahkaha attım. Keşke bizi güldüren kitaplar daha çok olsa... Absürd komediyi seninle tanıdık :)