• Dün, bugün ve yarın
    Değişen hiçbir şey olmadı
    Gece, gündüz kadar basit
    Yaşanılası tek bir an bile yok
    Uyuyamıyorum,uyuyunca da kalkmak istemez
    Bedenimin hiçbir zerresi
    Aynı yol
    Aynı yüzler
    Aynı kahvenin tadı
    Ve yemekler
    Dejavu yaşadım dersem yalan sayılmaz
    Bir filmin tekrar tekrar oynatılması gibi
    Spontone bir yaşam
    Ne bağlı kılacak bizi yaşama
    Aile mı ?
    Bir kadının sevgisi
    Veyahut bir adamın kadına sevgisi
    Ne mutlu kılabilir
    Her biri aynı diğer bir günün tekrarını
    Yalnızca biraz heyecan
    Sonra yine tekrar tekrar tekrar
    Böyledir işte ucuz yaşamların dünyası
    Düşünmeyene güzelliklerle dolu bir hayat
    Oysa düşünen bir beyne yalnızca cehennem
    Hey sen dedi çok bilen bir insan
    Hayat sınav yeridir
    Ebedi yaşamdır mutluluk
    Orda herşey nefsinin dileğine göredir
    Düşünme ve ibadet et dedi!
    Ben kim ibadet kim
    Hem istemem ben öyle sonsuz bir yaşam
    Altmış yetmiş yıllık bir yaşama katlanamamışım
    Neyi değiştirir Cennet veya cehennem
    Doğru bile olsa
    Yalnız cehennem alışana kadar biraz yakar o kadar
    Sonra yine aynı
    Herşey aynı
    Dünya da dün, bügun ve yarın
    Sonsuz yaşamda cennet ve cehennem....
  • Öğretmen eleştirel düşünme istiyor ama bilgiye not verdiği için, çocuklar kopya çekiyor; öğrenme istiyor ama ürüne not verdiği için çocuklar ödevlerini ailesine yaptırıyor. Öğretmenin ve sistemin kendi ödüllendirme sistemi, çocuklara ahlaksızlığı öğretiyor. Eğitim sistemimiz, yapısalcı yaklaşım, eleştirel düşünme, keşfetme istiyor ama okullar bunları sağlayamıyor. Neden? Çünkü sistem bilgiyi ölçen sınavlara göre çocukları ve okulları ödüllendiriyor. Aynı şekilde eğitim sistemimiz çocuklardan sosyal ve yetenek gelişimi istiyor ama onları sınav sonuçlarına göre ödüllendiriyor. Öğretmen düşünen çocuk istiyor ama test bir dakikada yanıt veren ödüllendirdiği için çocuklar ezbere yöneliyor. Aynı şekilde sınavda resim, beden eğitimi ve müzikten soru gelmediği için, çocuklar bu dersleri önemsemiyor. Ülkenin sanat ve spor damarı kesiliyor. En tehlikelisi de şu: performans baskısı yüksek olan okullarda öğretmenler kaynaştırma öğrencilerini sınıfına almak istemiyor. Bu çocukların eğitim hakları elinden alınıyor.
    Özgür Bolat
    Sayfa 123 - 11. Bölüm Ödül, etik dışı davranışları özendirir mi?
  • Diyelim ki karşınızda İslam’ın inanç sistemini sorgulayan, onu benimsememe konusunda ayak direten, ahlaken istenilen kıvamda olmayan, küstah, ukala, vurdumduymaz bir genç var. Siz ise onun bu durumundan şikâyetçisiniz ve bir şeyler yapmak istiyorsunuz. En kestirmeden ne yapabilirsiniz?

    Buna dair onlarca –hatta belki yüzlerce- madde sıralanabilir, ama kanaatimce en kestirmeden yapılması gereken şey onu yaratılıştaki saf, temiz, berrak fıtratına döndürmek, fıtratın üzerinde biriken tortuları, pislikleri temizlemektir. Peki bunun için ne yapılabilir? Onu derin düşünceye sevk edecek bir şeyler yapmak gerek!

    İyi ama nasıl?

    Bir insanı derinden sarsacak, onu kendine getirecek olan şey öncelikle elindekilerin kıymetini ona öğretmektir. Bunun için de onun elindekilere sahip olmayanlarla yüzleştirmektir. Bu kapsamda şunlar yapılabilir:

    1. Hayatın anlamını sorgulamasını sağlamak.

    Hayatın anlamını çözmek ancak ölümü bilmekle mümkün. İnsan, ölümü aklından sildiğinde kendisini sanki dünyada hep yaşayacakmış gibi düşünüyor. Sağda ve solda ölüm haberleri duysa da, haberlerde ve internette ölüme ilişkin bir şeyler seyretse de, modern zamanın her şeyi sanallaştıran yapısı onun gözünde ölümü de sanallaştırıyor. Zannediyor ki ölüm, bir internet oyununda yanmaktan ibaret. Özellikle büyükşehirde yaşayan bir gencin ölüm düşüncesiyle yüzleşmesi mümkün değil. Koca koca binalar, asfalt yollar, trafik, kavga-gürültü derken hayat geçip gidiyor.

    Öyleyse ne yapmalı?

    Bir mezarlığa gitmek, hayatın dağdağasından uzakta, sessiz sakin birkaç dakika oturmak, mezarlıktakilerin sessiz çığlıklarını hissetmek insanın ruh dünyası üzerine biriken tortuları alıp götürür. Allah Resûlü (s.a.v.) ne buyuruyor: “Kabirleri ziyaret edin, çünkü kabirleri ziyaret etmek size ölümü hatırlatır.” (Ebû Davud, “Cenâiz”, 81)

    Bir genç, kabristanda özellikle de kendisi gibi genç yaşta ölmüş kimselerin kabirlerini gördüğünde farklı duygular hisseder. Hele de yeni vefat etmiş kimselerin kabirlerini gördüğünde... Daha düne kadar kendisi gibi konuşan, gülen, espri yapan, sınav stresi içinde olan bir gencin kabrini gördüğünde hayatın ne kadar da pamuk ipliğine bağlı olduğunu yakînen görmüş olur.

    Bu, insanın psikolojisini bozmak için değil, yalnızca günlük hayatın rutin koşuşturmacasından bir an sıyrılmak içindir. Zira ölüm düşüncesiyle yüzleştiğimizde dünyada var oluşumuzun anlamını sorgulamaya başlarız. Dünyada günlük hayatta dert ettiğimiz şeylerin ne kadar da basit, sıradan, dert etmeye değmez şeyler olduğunu anlarız.

    2. Sağlığın değerini öğretmek:

    Gençlere sağlığın ne kadar önemli olduğunu göstermek üzere hastanelerin özellikle de âcil servislerine götürmek, orada yarım saatliğine bir gözlem yapmalarını sağlamak iyi olabilir. Böylece çocuk, genç, yaşlı insanların nasıl sağlık sorunları içinde olduğunu bizzat görmeleri onlara kendisinin durumuna şükretme, sağlığın ne büyük bir nimet olduğunu anlama fırsatı verecektir. Üstelik sağlığın insanın tapulu malı olmadığını, her an bir kaza, hastalık vb. sonucu hastane köşesine düşebileceğini göstermek anlamlı olabilir.

    3. Gençliğin geçiciliğini göstermek.

    Gençlere gençliğin kalıcı bir şey olmadığını göstermek üzere onları huzurevlerine götürmek iyi olabilir. Orada eli yüzü buruşmuş, beli bükülmüş, kimsesi olmayan, olsa da gelmeyen yaşlılarla görüştürmek, konuşturmak bambaşka bir noktaya götürebilir. Gençliğin bedenimizde misafir olduğunu, misafirin bir gün gideceğini bizzat canlı örnekler üzerinden görmeleri onların fıtratlarını sarsabilir.

    4. Sanal âlemden tabiata döndürmek.

    Gençleri ağaçla, çiçekle, toprakla, hayvanlarla buluşturmak, sanal âlemin boğucu havasından kurtarmak onları fıtratlarına döndürmek için yapılabilecek en güzel şeylerdendir. Böylece yeşili yalnızca bilgisayar ekranında değil bizzat tabiatta görürler. Allah’ın muhteşem sanatını doğrudan doğruya izleyebilirler.

    Yukarıda saydıklarım, gençlerin fıtratları üzerine biriken tortuları silip temizlemek için atılabilecek en kestirme adımlar. Mesele elbette yalnızca bununla bitmiyor, ancak fıtratı üzerindeki tortuları atabilen bir genç hayata daha başka bakmaya başlayacaktır. Allah’ın yarattığı fıtratta asla değişme olmaz. Fıtrat ölümden etkilenir. Fıtrat tabiatta dolaşmayı sever. Fıtrat yaşlı ve hastaları gördüğünde onlara acır, merhamet eder ve empati yapar. Böyle olan genç, artık Allah’ın şu hitabına layık bir hal alır:

    “Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)

    Evet yüzünü dine çevirmek fıtrata çevirmektir. Yüzünü fıtrata çevirmek de dine çevirmektir.

    Rabbimiz fıtratlarımız üzerinde biriken tortulardan kurtulmayı, benliğimize dönmeyi cümlemize nasip eylesin.

    (Soner Duman/14.Rebîülâhir.1441/11.Aralık.2019/Çarşamba)
  • Yağmur neden yagar Sofie?
  • 272 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Willow Rover Lastand, üniversitede Antropoloji profesörünun asistanı, bekar bir annedir. Tüm dünyası evlat edindiği yeğeni olan Tim'dir. Bir gece okulda unuttuğu sınav kağıtlarını almak için okula döndüğünde, hayatı artık geri dönüşü olmayan bir yola girer. Efsane olarak biline tüm varlıkların aslında gerçek olduklarını acımasız bir şekilde öğrenmek zorunda kalır. Artık Bundan kaçamaz veya görmemiş gibi de yapamaz. Çünkü River ve Tim, doğaüstü alemin artık tam ortasındadır.
    .
    River ya ölecek ya da kendi ve Tim'in hayatı için savaşmak zorundadır.
    ....
    Öykü'den beklenildiği gibi akıcı ve merak uyandırıcı bir hikayeydi. Çabucak bitirebilirdim. Lakin hemen bitmesin diye dişimi sıktım, merak hissime gem vurdum. Ve sonuç olarak üç günde bitirdim.
    .
    Fantastik severler, bildiğiniz klişe fantastik varlıkları bir de öykü'den farklı bir yorumla okuyun, derim. Tavsiye ederim.
  • 136 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Öncelikli olarak bu kitabı özellikle anneler ve babalar okumalı! Hani şu koca burnunu çocuklarının hayatına sokup, hiçbir şekilde çocuğunun ne yapacağını düşünmeyen anneler ve babalar!

    Öncelikli olarak belirtmek istiyorum ki, genelde kitapların filmlerden daha iyi olduğu söylenir; ancak bunda tersi söz konusu. Neden? Hemen hemen kitapla film arasında uyarlama büyük çoğunluğu aynı olsa da, kitabın görsele dökülmesi daha etkileyici kılıyor. Düşünsenize; Bay Keating, Robin Williams gibi efsane bir oyuncu. Oyuncuların muazzam performansları. Tabii, aralarında Robin Williams ve Ethan Hawke kendini gösterip ön plana çıktı. Kadro çok iyi, oyunculuklar çok iyi, konu çok iyi. Bu kitabın görsele dökülmesi çok iyi. Görsele dökülüp, daha çok kitleye ulaştırılması daha iyi oldu. Kitap da başka ama film daha başka. Filmi önceden izleyince, sık sık karakterlerin suratlarını hatırlamaya çalışıyorsun ve bu da beni kitabı okurken sık sık böldü.

    Evet, bu kitabı özellikle anne ve babalar okuması gerektiğini söyledim. Neden? "Bir öğretmen gelir çocukların dünyası değişir" düşüncesinden ziyade, "anneler ve babalar" odak noktasını oluşturuyor kitabın. Disiplin iyidir de, zihinlerdeki zincire taş bağlıyorsa, ayaklara bağ oluyorsa o disiplin, o mükemmellik, gelenek ya da onur, insanlık dışı bir şeydir. Öncelikli olarak bu karanlık düşüncelerden kurtarmak için anne ve babalar bu kitabı özellikle okumalı ve düşünmeli.

    Diğer yandan öğretmenler ve öğretmen olacaklar bu kitabı okumalı. "Disiplin" deriz ya, disiplin dediğimiz şey bir öğretmen için ödev verip, sınav yapıp geçmek olmalı. Bakış açısı kazandırmıyorsan, hayata karşı sudan çıkmış balık gibi kalmasını sağlıyorsan hiçbir şey vermeyip, ezberletmeyi görev sayıyorsan, sen bu öğretmenliği yapma! Hele müfredata bağlı olup, müfredat dışı bilgi vermekten acizsen, sen bu işi hiç yapma! Eğitim sistemi, müfredata bağlı kalıp, müfredat dışı bilgi vermekten aciz olan, öğrencilerin ilgisini çekmeyip, parayı tek odak noktası yapan öğretmenler yüzünden bu hâle geldi! Bu kitap, anne ve babaların yanında öğretmenler de mutlaka okumalı. Öğrenme; önce anne ve babayla, sonra da öğretmenlikle başlar. Yaşasın, ezberci zihniyete köle olmamış, gelecek nesle bir şeyler verebilen öğretmenlere! Hani demiş ya Atatürk; "Öğretmenler, gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır!" diye, ne kadar da doğru söylemiş.

    Bu kitabı aynı zamanda şiir sevenler okumalı ya da şiiri sevmeyenler de olsa okuyup düşünmeli! Ölü Ozanlar Derneği, ne güzel de bir ortam! Şiir okursun, bundan güzel ortam mı var? Hem de korkmadan, cesurca, hem üreterek, hem de üretilmişleri okuyarak! John Keating'lere ihtiyacı var bu dünyanın. John Keating gibi insanlar olsa dünyada, öyle güzel şairler ortaya çıkar ki, biz bile şaşırır kalırız bu durumdan! Şimdilerde şairlik kalemi ele alıp, anlamsız cümleler kurup, bunu "şiir" sanmak. Böylelerini şair olarak görenler, geçmiş zamanlardaki usta şairleri görmezden gelme yetisine sahip olabiliyor. Ne kadar yazık! Günümüzdeki birçok şair de hissiz şair. Hislerine değil, maddiyatına şair.

    "Carpe Diem" felsefesine gelelim. Öyle alelade bir şey değil. Anı yaşamak da, herkesin harcı değil. Geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalan insanlar olarak bu felsefeyi öğrenmemiz gerek. İşte bu kitap sayesinde akla "Carpe Diem" kazınacak. Özellikle de film sayesinde. Görseller iyi yapıldığı takdirde kimi zaman kitaplardan daha çok akıllarda kalabilir. İşte ben bu kitabın bu felsefeyi kafalarda oturttuğuna, en azından "anı yaşa" sözünü zihinlerde uyandırdığına inanıyorum. Ne kadar anı yaşayabiliyoruz muamma ama, yaşasın anı yaşayanlara, yaşayabilenlere!

    Psikolojik olarak sindirilmiş yaşayanlar da okumalı ve bu kitabı ya da filmi hayatının merkezine yerleştirmeli! Kabuğunu kırmalı! O kabuğu kırmak, yaşam enerjisini toplamak da bazen bir kitapta, bazen de bir filmde saklıdır. İşte bu kitap ya da film, hayatın merkezini yerleştirmelik!

    Biraz görsele başvuralım!

    Filmden efsane Todd Anderson sahnesi:

    https://www.youtube.com/watch?v=IrvMrf-Pjhw

    Filmin efsanevi son sahnesini hatırlayalım:

    https://www.youtube.com/watch?v=eiOojrpXWBE

    Leyla ile Mecnun'daki göndermeyi de unutmayalım ve biraz gülelim:

    https://www.youtube.com/watch?v=rRl_C6356V0&t