• geçen gün tanrı ile konuştum.

    ne düşündüğünüzü biliyorum. konuştuğun kişinin tanrı olduğunu nereden biliyorsun?

    açıklayacağım, ama şunu söyleyeyim, sorduğum bütün sorulara –yani hepsine- cevap vererek beni ikna etti. bütün sorularıma makul ve tatmin edici cevaplar verdi. sonunda, onun tanrıdan başka birisi olmadığını kabul etmek zor değildi.

    tuhaf olan şu ki; ben hala bir ateistim ve biz bu konuda bile hemfikirdik.

    her şey 8.20 de paddington’dan dönerken başladı. kendime cam kenarı bir koltuk seçtim, bağıran haylaz çocuklar ya da sarhoş holiganlar yoktu. oturdum, bir şeyler okuyordum ve o yürüyordu.

    neye benziyordu?

    kesinlikle beklediğiniz gibi değildi. 30 yaşlarındaydı, kot pantolon ve “hobgoblin” tişörtü giymişti. gayet sıradandı. işçiye ya da benim gibi bir bilgisayar programcısına benziyordu.

    “burası boş mu?” dedi.

    “buyrun.” dedim.

    oturdu. umursamadım ve besin zincirine giren genetiği değiştirilmiş yiyeceklerle ilgili yazıma döndüm.

    “bir şey sorabilir miyim?”

    bir ve ya belki iki sorudan fazla sormaması gerektiğini ifade eden bir ses tonuyla “evet” dedim. konuşacak havada değildim.

    “neden tanrıya inanmıyorsun?”

    şerefsiz!

    bu tip konuşmaları severim ve tanrıya inananların mantıksız inançları hakkında saatlerce konuşabilirim. ama havamda olursam! bu, 20 yaş dişini çektirmek için randevuna 20 dakika kala kapını bir yehova şahidinin çalmasına benziyor. kalmak istiyorsun. ama asıl eğlence için bile zaman yok. ve biliyordum, standart cevabımı versem cardiff’e vardığımızda hala tartışıyor olurduk. havamda değildim işte! başımdan savmam gerekiyordu.

    ama sonra birden düşündüm; “garip! tamamen yabancı olan bu adam, benim ateist olduğumdan –ki doğru- nasıl bu kadar emin?” eğer arabamı sürüyorken böyle bir şey olsaydı, bu kadar gizemli olmazdı. narin hıristiyan balığına karşın, arabamın arkasında darvin balığı vardı. buna dikkat eden herhangi biri benim inançlarıma dair bir fikir edinebilirdi. ama bir trendeydim ve “evrim” tişörtümü bile giymemiştim. “the ındependent” okumak ateist olmanın göstergesi değilken bu adamın benim ateist olduğumu nasıl anladığını merak ettim.

    “seni bu kadar emin yapan şey nedir?”

    “çünkü” dedi, “ben tanrıyım ve sen benden korkmuyorsun”

    bana inanmak zorundasınız. ama bu tip durumların çoğunda konuşan kişi akıl hastanesi ya da en azından prozac adayı olarak görülür. bazen de şaka olarak adlandırılır.

    buna “rastgele olay” demek çok zor ama tam olarak öyle oldu. sesindeki ya da tavrındaki hiçbir şey beni aksi yönde etkilemedi. böyle söylemişti çünkü böyle olduğuna inanıyordu. rasyonel konuşmaları, uyuşturucu etkisinde ya da beyinsel bozukluklarının olmadığını gösteriyordu.

    - peki sana neden inanayım?

    “tamam” dedi, “neden bana birkaç soru sormuyorsun? istediğin herhangi bir şeyi sor. şüpheci aklını tatmin edecek miyim, gör.”

    - ben kimim?

    + stottle. 10 ağustos 1947, bristol, ingiltere, doğumlu harry stottle. baban paul, annen mary. duke of yorks krallık askeri okulunda okudun. sandhurst ve oxford’da exobiyoloji yüksek lisansı yaptın. başarısız bir rock şarkıcısı, 10 yıldır ticaret sendikası aktivisti, sonraları kendi işini kurmuş bir bilgisayar programcısı, web uzmanı ve ilham verici bir filozofsun. amerikan vatandaşı michelle ile evlisin ve önceki evliliğinden 2 çocuğun var. hazırladığın programla ilgilenen bir yatırımcıyla başarılı geçmiş gibi görünen bir iş görüşmesinden eve dönüyorsun. bu sabah otelde tam bir ingiliz kahvaltısı yaptın. tek eksik ingiliz sostu ve sen bunu istedin.

    durdu.

    + ikna olmadın. hmmm… seni ne ikna eder? telepatik bağlantı için iznini isteyebilir miyim?

    - iznime ihtiyacın mı var?

    + teknik olarak hayır. etik olarak evet.

    - tamam. izin veriyorum. beni ikna et.

    + peki. en gizli şifren ve sebebi...

    ciddi bir hacker şifremi elde edebilirdi, fakat sebebini kimse –yani hiç kimse- bilemezdi.

    o bildi.

    siz olsanız ne yapardınız?

    nispeten daha önemsiz ama bana özel birkaç soru daha sordum. (mesela bebekken ilk söylediğim kelime gibi – “armadillo” dedi.) tamamen ikna olmuştum. bu noktada olası 3 açıklama vardı.

    birinci olasılık rüya, halüsinasyon ya da hipnozdu. hiç kimse böyle bir şeyi anlayamazdı. bir oyunda gibiydim. rolümü oynuyordum. olaydan beri devam eden detaylı hatıralar ve benim güncel notlarımla birlikte halüsinasyonun bugüne kadar devam etmediğini düşünürsem bu seçeneği reddetmek zorundayım. geriye iki seçenek kaldı.

    gerçek bir telepat olabilirdi. şimdiye kadar kesinlik kazanmış böyle bir şey yoktu ama yine de bir olasılıktı. benim en gizli sırlarımı bilmesini bu şekilde açıklayabilirdim. ama başka şeyler bununla açıklanamazdı. özellikle, daha sonra sorduğum sorulara verdiği cevapların sebebi bu olamazdı.

    sherlock holmes’un dediği gibi; muhtemel seçenekleri elediğinde geri kalan şey, ne kadar imkansız olsa da gerçektir.

    iyi gözlemci, sherlock.

    bu adamın, olduğunu iddia ettiği kişi olduğuna inanmak zorunda kaldım.

    peki, şimdi ne yapardınız?

    eğer bir gün tanrıyla karşılaşırsam, ona milyonlarca soru soracağımı herkes bilirdi. ben de “neden olmasın?” diye düşündüm. konuşmanın detaylarını okurken bana hak vermelisiniz. bu sadece garip değil aynı zamanda sıra dışı bir şeydi. ve evet, biraz gergindim. doğru kelimeleri bulamadıysam bana kızmayın. söz veriyorum, ana fikri yakalayacaksınız.

    - kendime gelmem biraz zaman aldıysa özür dilerim, ama bir tanrıyla konuşmak her gün başıma gelen bir şey değil.

    + tek tanrı! diye araya girdi.

    - hassas! diye düşündüm.

    + tam olarak değil. sadece bir düzeltme.

    yavaş yavaş alışıyordum.

    düşüncelerimi kontrol etmeye çalışıyordum. kendi kendime “sakin ol harry. hayatın boyunca böyle bir durumda olmak istedin. ve işte oldun. sakin ol ve hayatının fırsatını kaçırma” dedim.

    “kaçırmayacaksın” dedi.

    siz söyleyin. o kısa anda bunun diğer her şeyden daha gerçekdışı olduğunu hissettim. yanımda oturan bu adam gayet açık ki aklımdan geçen her şeyi okuyordu. pantolonunun cebinde bir başkasının elini bulmak gibi bir şeydi.

    fakat izin vermiş olmamdan başka bir şey beni bu beyin işgalini kabul etmeye meylettirdi. onun yetenekleri ya da algısı bana açıkça güven vermeye başlamıştı. bu yüzden, söylediği sözlerin bana güven verdiğini ve rahatlattığını çok net hatırlıyorum. tıpkı amaçladığı gibi… bu adam muazzam bir çekim gücüne sahip olmalıydı.

    sonra tekrar başladık.

    - insan mısın?

    + hayır.

    - hiç oldun mu?

    + hayır, ama benzeri, evet

    - yani evrimin bir ürünüsün?

    + kesinlikle, kendi kendimin evrimi

    - ve bizimki gibi yaşayabilen, dna temelli bir türden evrimleştin?

    + doğru

    - seni tanrı yapan şey tam olarak neydi?

    + kendim yaptım

    - neden?

    + iyi fikir gibi görünmüştü

    - peki ya güçlerin? bizim türümüzdeki batıl inançlı insanların sana atfettikleri güçlerle herhangi bir alakası var mı?

    + çok yakın

    - yani her şeyi bizim için yarattın.

    + tabi ki hayır.

    - ama evreni sen yarattın.

    + işte bu evet.

    - ama tek başına değil.

    + tek başıma

    - ne demek istediğimi biliyorsun

    + kimse kendi ailesini yaratamaz. bu yüzden hayır.

    - açık konuşmama izin ver. sen tamamen bir doğal fenomensin.

    + tamamen.

    - bizim bir gün anlayabileceğimiz ve kontrol edebileceğimiz bir mekanizmadan mı ortaya çıktın?

    + bizden kastının ne olduğuna bağlı ama evet.

    - eğer insan ırkı o seviyeye gelemezse başka türler mi gelecek demek istiyorsun?

    + sadece bir tür

    - peki dünya dışında bizim seviyemizden ilerde olan kaç ırk var?

    + sadece birkaç tane. 14 milyondan daha az.

    - birkaç mı?

    - vay bee!

    - bizim seviyemizde kaç tane var?

    + şu anda 4,5 milyardan biraz fazla

    - yani bizim uzaydaki önemimiz dünyadaki ortalama bir joe’nun dünyadaki önemi kadar. öyle mi?

    + biraz daha az. seviye bir, ki bu sizin seviyeniz, uçan makinelerin icadıyla başlar. diğer seviye, herhangi bir türün bir şeye bağlı olmadan yaşamayı başarmasıyla başlar. yani sizin güneşiniz gibi… onlar herhangi bir yıldız sistemine bağlı kalmadan yaşamayı başardılar. insanlık sadece uçan makine aşamasında ve hayal edebileceğin gibi, seviye bir sürüsünün en altına yakın bir seviyede.

    - yani günün birinde, kardashev ve asimov’un bahsettiği gibi, kendi güneşimizi kontrol edebilecek miyiz?

    + tam tersi. bunlar evreni kontrol edebilmek için daha büyük makinelere ve dolayısıyla daha çok enerjiye ihtiyacının olduğunu düşünen, evrimi hala devam eden mekanik türlerin bakış açılarıdır. gerçek bunun tam tersidir. geliştikçe daha az enerjiye ihtiyaç duyarız ve çevremize daha az etkimiz olur. siz cisimleri kontrol edersiniz ki bu çok fazla enerji gerektirir. biz enerjiyi kontrol ederiz ki bu hiçbir şey gerektirmez. sonuç olarak, seviye ikideki bir türü, o izin vermediği sürece, tanıyamazsınız bile.

    - bütün bu evrimleşen türler, hepsi senin çocukların mı?

    + onları bu şekilde görmeyi seviyorum.

    - peki amaç?

    + en basit şekliyle, “hayat devam etmeli”. kendi motivasyonum evrenin zekâsını optimize etme isteğimdir. sizin tabirinizle, mutluluğu maksimize, acıyı minimize etmeye uğraşıyorum. fakat mutluluğun büyük bölümü farklı varlıkların iletişiminden ortaya çıkar. benim seviyeme ulaştığınız anda, milyarca farklı varlık olmaya son verip harika bir bütün olacağız. hiç bir kurum yaşama isteğini kaybedene kadar ölmez. ben, gelişmiş ve kendini bilen biri olmama rağmen, ya da şöyle söyleyeyim, gelişmiş ve kendini bilen biri olduğum için biliyorum ki, bu yol boyunca kaybettiğimiz mutluluk yeni bir zekâyla tanışmanın ya da ondan bir şeyler öğrenmek ve ona öğretmenin basit ve tahmin edilemez zevkidir. bu yüzden önemli olan birlik sağlamaktır. bu evrendeki ilk ölümsüz benim. son olmak istemiyorum

    - yani potansiyel olarak senin gibi bir tanrı daha üretmeye müsait bir evren mi yarattın?

    + doruk noktası geçici olacak, ama tüm orgazmlar gibi, buna değecek.

    - o an bizim yeni tanrımızın seninle birleştiği ve tekrar bir olduğumuz an mı?

    + sakın küçümseme. ben de dâhil hepimizi yaşatan bu coşkulu görüştür. ve bu olduğu zaman, coşku bu evrenin yaşından birkaç kat daha fazla bir zaman devam edecek. bana inan, çalışmaya değer.

    - evet, sanırım yüz milyarlarca yıllık bir orgazmın çekiciliğini görebiliyorum.

    + ve insanlar yaşabildikleri orgazmdan gerçek keyfi nasıl alacaklarını bile bilmiyorlar. bu basit sanatın ustası olana kadar bekle.

    - yani tamamen seksle ilgili, öyle mi?

    + cinsel zevk üremenin karşılığında alınan bir ödüldür, bu sizin seks yapmak isteyişinizin sebebidir. bu başlangıç olarak biyolojik evrimi desteklemek için gerekli. fakat ne zaman bu aşamayı bitirdiniz ve artık üremeye gerek yok, o zaman seksin vaat ettiği zevkten çok daha yoğun bir zevki öğreneceksiniz.

    - kulağa hoş geliyor.

    - bütün bu olanlarda senin etkin ne kadar? big bang(büyük patlama)’i gerçekleştirecek sistemi hazırladın ve arkana yaslayıp seyir mi ettin? yoksa yaşam için uygun ve verimli gezegenlere tohumları mı ektin?

    + maddenin kendini var edecek aklının ilk önemli seviyesi, biyolojiyi ve ilk ilkel yaşam formlarını oluşturan organik kimyanın ulaşmasıdır. bu kimya, yıldızlarda, özellikle derin uzayda, ağır elementlerin oluşmasıyla, bilim adamlarının tamamına yakınını anladığı fizik ve kimya kanunlarının bir sonucu olarak gelişti. benim yaptığım patlamayı gerçekleştirecek olan başlangıç şartlarını oluşturmaktı. ilk yaşam formlarının oluşması ise 5 milyar yıl sürdü. bu onları sizin 8 milyar yıl ilerinizde yapar. ilk akıllı türler ise sizden 4,3 milyar yıl ilerde. gerçekten çok geliştiler. onlarla çok derin manalı sohbetler yapabiliyorum. ve genelde yaparım. aslında ben onlarla konuştuğumuz gibiyim.

    - n’olmuş yani?

    + her hareketiniz için size bekçilik mi yapmalıyım? bazılarınızın düşündüğü gibi her şeye müdahale etmem. şöyle diyelim; gezegende neler olup bittiğini takip ederim. evrimsel sıçramalara odaklanırım. doğru yolda olup olmadıklarını kontrol ederim.

    - eğer doğru yolda değillerse ne yaparsın?

    + genelde hiçbir şey.

    - genelde?

    + genelde türler yanlış yönde gelişip kendilerini yok ederler ya da diğer sebeplerle yok olurlar.

    - genelde?

    + şimdiye kadar, sadece birkaç yanlış tür, daha fazla umut veren diğer türü yok edecek kadar baskın oldu.

    - dur tahmin edeyim. dinozorlar buna örnek olabilir. çok güçlüydüler. memelilerin gelişimine engel oldular ve hiç akıl belirtisi göstermiyorlardı. bu yüzden onları yok edecek uygun bir asteroit yolladın.

    + etkileyici. neredeyse doğru. akıl gelişimi hatta işbirliği işaretleri gösteriyorlardı. troodon’lara bak mesela. ama çok yırtıcıydılar. diğer canlılara karşı “saygı” bile geliştiremediler. siz çocuklarınızın diğer canlılara karşı duygusal bağ geliştirmesi için uğraşıyorsunuz. sürüngenler bunu yapamadı. senin de söylediğin gibi, memeliler bu canlılara direnemiyordu. siz şimdi dinozorlarla eşit seviyeye ulaştınız. ama bu sadece son birkaç bin yıl için geçerli. 65 milyon yıl önce yaşayan atalarınız onların karşında yaşama şansına sahip değillerdi. bu yüzden dinozorlar yok olmak zorundaydı. fakat dünyanın her yerindeydiler ve teknolojileri yoktu. bu yüzden kendilerini kısa süre içinde yok etmeleri imkânsızdı. maalesef, müdahale etmek zorunda kaldım.

    - maalesef?

    + onlar güzel ve başarılı canlılardı. kimse böyle şeyleri üzülmeden yok edemez.

    - peki, daha iyi bir türün küllerinden doğacağını nasıl bilebildin?

    + bilmiyordum. ama ihtimal yüksekti.

    - o zamandan beri, bizim gelişimimiz için başka ne müdahalelerde bulundun?

    + başka yok. havacılıkla ilgili herhangi bir aktiviteniz için, genelde yaptığım gibi, alarm kurdum. leonardo bir süre umut vericiydi. fakat montgolfier kardeşlere kadar ilgilenmeye başlamadım. bu sizi birinci seviye akıllı türler arasına çıkardı.

    - eğer işaret “havacılık aktiviteleri” ise, uçan türlerin teknolojilerini nasıl anlıyorsun?

    + aynı şekilde. gerçi uçan türler çok nadiren teknolojiyle ilgileniyorlar. onlar yönetmekten çok uyum sağlamaya meyilli oluyorlar. ama çok azı uçan makineler icat etti. bunu sizden daha hızlı yaptılar çünkü onların doğal bir aerodinamik anlayışları var.

    - ama uçan bir tür uçan makineye niye ihtiyaç duysun ki?

    + bu sizin türünüzün neden arabalara ve diğer ulaşım araçlarına ihtiyaç duyduğunu sormak gibi bir şey. teknoloji ağır yükleri, fiziksel güçle mümkün olmayacak kadar hızlı ve uzağa taşımanızı sağlar.

    - tamam. peki, peygamberler musa, isa ve muhammed hakkında ne diyorsun?

    + hmm… korkarım saptırıldı. ben, gelişen türlere güvenlik ağı ya da ahlak polisi olmak için burada değilim. kendi hücreleriyle iletişim kurabilen herkes, benimle - ve evrendeki diğer şeylerle- kuantum köpüğü sayesinde soluk bir iletişim kurabilir. ama bunu doğaüstü bir şeyi temsil etmek ve itaat zorunluluğu olarak yorumlamak hedeften sapmaktır. takipçilerinin hepsi bana karşı biraz fazla takıntılı ve bağnaz oluyor. ibadet ediliyor olmak büyüme çağı bittikten sonra hiç zevkli değil. şunu söyleyeyim, gelişmekte olan türler için, bu durum çok da sıra dışı bir durum değil. evrendeki küçük yerlerini ne kadar şekillendirebileceklerini kavrayana kadar, evreni yarattığı düşünülen belirsiz kişiden korktukları için saygı göstermeleri anlaşılabilir. ama eğer ikinci seviyeye geçmek istiyorlarsa, bu tutumdan vazgeçmeleri ve kendi güç ve potansiyellerini kabul etmeye başlamaları gerekiyor. bu bir evladın ebeveynleriyle olan ilişkisine çok benziyor. korkudan saygı göstermek ve itaat, çocuk yetişkin olmadan önce sona ermeli. normal saygı çok abartılmadığı sürece kötü değildir. saygıyı bu mesafede tutabilen türlere kesinlikle saygı duyuyorum. bu çok zor. biliyorum. oradaydım.

    - yani montgolfier kardeşlerden bu yana bize daha çok ilgi duyuyorsun. ne zamandı? 1650 ler?

    + yaklaştın. 1783.

    - peki, eğer bizi o zamandan beri yakinen takip ediyorsan, ortalama bir insanın bilmek isteyeceği şey neden daha sık müdahale etmediğindir. eğer güce ve her şeyi bilme kabiliyetine sahipsen, neden, öylece arkana yaslanıp, son birkaç yüzyıldır inanılmaz acılar ve sefalet çekmemize izin verdin?

    + zorunluluk gibi görünüyordu.

    - zorunluluk?

    + gezegeninde baskınlığı kazanan –istisnasız- bütün akıllı türler, en etkili yırtıcı olarak bunu yaptı. yaşadıkları gezegende baskın olmak için evrimleşmeyen bir sürü akıllı tür var. yunuslar ve pek çok akıllı uçan canlılar, sizin yaptığınız gibi gezegeni yönetmek yerine kusursuz bir şekilde çevreye adapte oldular. yunuslar maalesef sonunda yok olacaklar. insan ırkından daha uzun yaşayabilirler, fakat dünyanın sınırlarını- sizin herhangi bir yardımınız olmadan- asla aşamazlar. sadece yaşadıkları dünyayı yönetebilen türler bir gün orayı terk etme ve tohumlarını evrene yayma umuduna sahip olabilirler.

    işbirliğini daha erken öğrenen doğaya adapte olmuş türlerin aksine, yönetenler savaşırlar. ve daha düşük seviyedeki türlerin üstesinden gelindiğinde, bu sefer kendilerine karşı rekabetçi ve yırtıcı olmak zorunda kalırlar. bu, genelde, ırk rekabetine yol açar ve giderek daha yok edici olur- tıpkı tarihinizdeki gibi. ama bu rekabet biyolojik evrimden teknolojik evrime sıçramayı sağlamak için önemlidir.

    ilerlemek için kucaklayıcı bir ırka ihtiyacınız var.

    baskın olma isteğiniz, adapte olmayı tercih eden türlerin asla başaramayacağı gibi, bilgi araştırmasını ateşler. bilgi arayışınız en başta bencil ve yıkıcı amaçlı olsa da, kişisel farkındalık ve daha yüksek bir bilinç gelişimini başlatır. bu diğer türlerde asla olmaz. akıllı ve adapte olan türler, yunuslar gibi, kısa bir süre için bile olsa “sevgi” ve “zaman” gibi kavramları anlayamazlar.

    ordulaşma ve kitle imha silahlarının gelişmesi, seviye bir için önemli bir testtir. işaretleriniz umut verici olsa da bu testi hala geçemediniz. sizi kendi kendinizi yok etmenizden korumak adına müdahale etmem için hiçbir sebep yok. bu durumlarda hayatta kalma kabiliyetiniz, diğer seviyelerde hayatta kalmaya uyum sağlamanız için önemli bir sınav. bu yüzden, hiçbir türü kendi kendini yok etmekten kurtarmak için asla müdahale etmedim, etmeyeceğim. ve çoğu bunu yaptı.

    - peki, bu işkenceye doğru yaşamak zorunda olan türlere yazık değil mi?

    + bunun vicdansızlık olmadığını söylemem, ama arabayla üzerinden geçtiğin karıncalar için ne kadar süre üzülüyorsun? bunu size korkunç geldiğini biliyorum, ama genel manzarayı görmen lazım. insan gelişiminin bu seviyesinde, ilginç oluyorsunuz ama hala önemli değilsiniz.

    - ah! ama ben karıncalarla akıllı bir sohbet yapamam.

    + kesinlikle.

    - hım... senin de bildiğin gibi, insanların çoğu bu bakış açısını kavramaya çalışmaz bile. bunu nasıl daha çekici yapabilirsin?

    + neden yapayım ki? kavramakta bir sıkıntın varmış gibi durmuyor. hiçbir şekilde eşsiz değilsiniz. bir şekilde bunu anlamaya başladığınızda daha az yakınacaksınız. pek çok şey sonsuz bir hayat için feda edilebilir.

    - peki, kâinatın üstünler sınıfı üyeliğine kabul edilmemiz için ne yapmamız gerekiyor?

    + evrimleşin. hayatta kalın.

    - evet, ama nasıl?

    + of, şimdiye kadar bir şeyleri anlamış olabileceğini düşünmüştüm. “nasıl” tamamıyla size bağlı. eğer yardım etmek zorunda kalırsam, başarısız oldunuz demektir. tüm söyleyebileceğim bu. nükleer silahlarla yaşamayı öğrenmek gibi büyük bir engeli çoktan aştınız. birçoklarının bu seviyede başarısızlığa uğraması moral bozucu.

    - daha kötüsü var mı?

    + çok fazla

    - mesela genetik savaş?

    + çok olası

    - yani mesele, ikinci seviyeye geçmek için bütün bu teknolojileri geliştirmek ve tüm bu tehlikeli bilgilere ulaşmak zorunda olmamız. ama bu bilgi seviyesinin herhangi bir yerinde kendi kendimizi yok edebiliriz.

    + eğer bu genetik savaşın tehlikeli olduğunu düşünüyorsan, istismar edildiğinde türünüzü anında yok edebilecek ve her insanın ulaşabileceği bir sistem düşün. eğer gelişiminiz böyle devam ederse, birkaç bin yıl içinde bu kendi kendini yok etme mekanizmasının keşfedileceğini anlayabilirsin. bu keşfi yapmadan önce çok fazla olgunlaşmanız gerekiyor. aksi takdirde, güneş sistemini asla terk edemeyecek ve asla ikinci derece bilge türler arasına giremeyeceksiniz.

    - 14 milyon tane.

    + biraz altında

    - bizim için bir oda olacak mı?

    + orası çok büyük bir yer ve ikinci derece türler çok fazla yere ihtiyaç duymazlar.

    - peki, biz ölümlüler seni nasıl düşünmeliyiz?

    + bir abi ya da abla gibi. tabi ki sizden daha çok bilgiye ve erdeme sahibim. tabi ki sizden daha güçlüyüm. sizden daha uzun süredir evrimleşiyorum ve bu yol boyunca birkaç numara öğrendim. ama sizden “daha iyi” değilim. sadece daha gelişmişim. tıpkı sizin de olabileceğiniz gibi.

    - yani seni memnun etmek, kılavuzunu ya da buna benzer bir şeyi takip etmek zorunda değil miyiz?

    + kesinlikle hayır. kâinatın varlığından beri hiçbir kılavuz yok. labirentten çıkışı kendiniz bulmalısınız. ve ilerlemenin ilk göstergelerinden biri benim ya da bir başkasının gelip yardım etmesini beklemeyi bırakmaktır.

    işte bu rehber olmalı, bu yüzden alışkanlıklar bir ömür devam eder.

    yine de cidden, tarihi geçmiş inançlara tutunan insanlar kendi kendilerini yok etmeye daha meyilli oluyorlar. benim gerçek varlığım hakkındaki tartışmalara çok enerji harcıyorlar ve hakkında net bir ipucu olmayan şeylerin tanımlarına, ki bu tanımların farklılıkları yüzünden en sonunda birbirlerini öldürüyorlar, çok fazla duygusal yatırım yapıyorlar. komik davranışlar, fakat böylece zayıflıklarını ayıklıyorlar.

    - neden ben? o kadar insan içinden neden bir ateisti seçtin? neden bana bütün bunları anlatıyorsun? ve neden şimdi?

    + neden sen? çünkü sen benim varlığımı egolarını bastırarak yaramaz bir çocuk gibi kabul edebilirsin.

    papa’nın benim varlığıma göstereceği tepkiyi hayal edebiliyor musun? eğer o kendisinin ve kilisesinin ne kadar yanlış olduğunu, dini dolayısıyla ne kadar çok acı çekildiğini - senin de bahsettiğin gibi- gerçekten anlarsa, sanırım kalp krizi geçirirdi. ya da aynı anda misyonerlik yapan yarım düzine televizyon programında görünseydim ne olabileceğini düşünebiliyor musun? pat robertson kimle konuştuğunu anladığında altına işerdi.

    öte yandan, senin ilgin tamamen akademik. masalı asla yutmadın ama tanrıvari güçleri kazanmış olan daha gelişmiş yaşam formlarının var olabileceğine ihtimal verdin. tanrılığın, yaşamın kaderi olduğunu doğru tahmin ettin. sıradan anlayışla mücadele edebileceğini gösterdin. şüphelerini doğrulamak ve bu bilgilerle yapabileceklerine izin vermek mantıklı göründü.

    önemli bir tohum ekecek bu konuşmayı internetten yayınlamayı düşündüğünü biliyorum. filizlenmesi birkaç yüzyıl sürebilir fakat sonunda filizlenecek.

    neden şimdi? kısmen, sen ve internet şu anda hazırsınız. ama ana olarak, insan ırkı önemli bir seviyeye ulaşıyor. az önce bilginin tehlikesi hakkında konuştuğumuz şeylere doğru ilerliyor. aslında siz tehlikenin farkına varıyorsunuz. bu, akıllı türlerin başına geldiğinde, gelecekleri üç şekilde olabilir.

    çoğu tehlikeden kaçınmak için bilgiden kaçınıyor. adapte olanlar gibi, yok olmaya mahkûm oluyorlar. genellikle yaşama istekleri bitene kadar gezegenin sınırları içinde mutlulukla yaşarlar ya da liderleri kırmızı bir deve dönüşüp onları yok eder.

    birçoğu bilinçsizce bilgiye ulaşmaya devam eder ve istismarını engellemeyi öğrenmez. pandora’nın kutusu yüzlerine patladığında, onların sonu tabi ki daha çabuk gelir.

    ikinci seviyeye ulaşanlar ise yalnızca kabullenmeyi ve en tehlikeli bilgilerle yaşamayı öğrenenlerdir. böyle türlerde, toplumdaki herhangi bir birey herhangi bir zamanda türün tamamını yok edebilecek güce sahip olmalıdır. ama kendilerini kontrol etmeyi, böyle ölümcül bir durumda bile hayatta kalabilecek seviyede, öğrenmeliler. ve açıkçası, kendi güneş sistemlerini terk ederken görmeyi gerçekten istediğimiz türler onlardır. bu olgunluğa ulaşamayan türlerin evrenin geri kalanını etkilemesine izin verilemez, ama neyse ki benim müdahalem hiç gerekmedi. bilginin kendisi her zaman bir şeyler yapar.

    - neden dördüncü bir seçenek yok? tehlikeli yolların soruşturulmasından kaçındığımız seçici araştırmalar gibi.

    + tamamen “güvenli” bir bilgi neredeyse yoktur. kısıtlı tarihinizden de görebileceğin gibi, en kullanışlı fikirler aynı zamanda, hemen hemen her zaman, en tehlikelileridir. mesela, sosyal gelişiminizin bu seviyesinin tamamlanması için gerekli olan üretim fazlası enerji miktarına ulaşmalısınız. bunun için gerekli teknolojiye sahip olduğunuzda, bu bir ya da iki nesil içinde mülk eşitsizliğini ve fakirliği ortadan kaldıracak ki bu olgunlaşan türler için önemli bir adımdır. bu zenginliğe ulaşmanın potansiyel yolu henüz kitle imha silahı olarak keşfetmeye başladığınız nükleer füzyonun, nano mühendislik ürünü güneş enerjisi cihazlarının ve hidrojen dönüşümünün kontrolüdür. ve zaten önde gelen askeri bilim adamları aynı teknolojiyi kullanarak eşit seviyede tehlikeli silahlar geliştirmenin yolunu arıyorlar. ve bulacaklar. ondan sonra hayatta kalamayabilirsiniz.

    benzer şekilde, kısa bir süre içinde biyolojik hastalıkları yeneceksiniz ve hatta kendinizi neredeyse kusursuz olarak tasarlayacaksınız. biyolojik yaşamınız önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde ikiye ya da üçe katlayacak ve dijital hayatınız aynı zaman içinde potansiyel olarak sonsuz olacak: eğer aynı teknolojinin sağladığı genetik saatli bomba, rastgele oluşturulmuş virüsler ve genetik ve dijital savaşın diğer olağanüstü şeyleri gibi potansiyel tehditlere karşı hayatta kalabilirseniz.

    risk almadan çıkar sağlayamazsın.

    - bu süreçteki yerimi anladığıma emin değilim. bu sohbeti internette yayınlayacağım ve her şey yoluna girecek mi?

    + şart değil. korkarım bu kadar kolay değil. ilk olarak, bunu kim ciddiye alacak? eğlenceli bir hayal gücü çalışması olarak görülecek. aslında, kelimelerinin hatta çalışmalarının çoğu, açıklamak ve anlatmak için çabaladığın fikirleri daha üstün bir meslektaşın daha yetenekli bir şekilde geliştirene kadar anlaşılmayacak ya da takdir görmeyecek. o noktada bu fikirlerin bazıları kitleler tarafından alınacak ve araştırmalar arşivler tarafından üstlenilecek. bu çalışmayı bulacaklar ve öngörüsü yüzünden sarsılacaklar. einstein seviyesine çıkamazlar ama yahya peygamberi kabul ederler.

    gerekli gelişmeler, önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde, yapılamazsa bu kısmın bir önemi olmayacak. ve bu konuşma, bu gelişmeleri yapmanız da yardımcı olmayacak. sadece onları tanımlamanıza yardım edebilir.

    - bu gelişmelerin ne olabileceğini sorabilir miyim?

    + bence biliyorsun. ama evet –seviye birde olmanıza rağmen- seviye ikiye giden yolda evrimleşen türlerin geçmesi gereken pek çok bariz gelişmeler vardır. bunların ilki, daha önce de konuştuğumuz gibi, uçan makinelerin icadıdır. sonraki önemli aşama düşünen makinelerin geliştirilmesidir.

    gelişiminizin şu anki seviyesinde, bu amaca ulaşmanıza birkaç on yıl kaldı. bu teknolojik evrim yolunda ilk işaretiniz olacak. insanın genetik haritasının çıkarılması bir diğer önemli dönüm noktasıdır. ama sadece haritasını çıkarmak, karmaşık kodları gösteren işletim sistemlerine benzer. biraz anlaşılıyor olmasına rağmen, genel olarak anlamsız saçmalıklardır. buna rağmen, belli kodların fonksiyonları hakkında doğru çıkarımlar yapabilirsiniz.

    gerçekten ihtiyacınız olan şey dnalar için “kod çözücü” dür. grameri ve dizilimi anlamalısınız. kendinizi biyolojik ve dijital olarak dizayn etmeye başlayabilirsiniz. ama bu düşünen makineleri gerektiriyor.

    - müdahaleden kaçındığını söyledin. şu an yaşayan insanlar bunu göz ardı etse bile- bu sohbetin kendisi de bir müdahale değil mi?

    + evet. ama benim istediğim kadar. tek etkisi sadece, eğer bulabilirseniz, doğru yolda olduğunuzu doğrulamak olacak. bu yoldaki ve sonrasındaki tehlikelere doğru yolculuğunuz hala tamamen size bağlı.

    - ama bu kadar olsa bile niye? evrimsel bir engel olduğuna eminim. biz yeterince hazırız ya da değiliz…

    + pek çok yönden, bilgi türüne geçiş evrimin en sarsıcı aşamasıdır. biyolojik akıl, sadece organik bir beyin tarafından anlaşılabilecek, çok derinlere kök salmış bir bilinç hissine sahiptir. kendi varislerinizi yaratmanızla ortaya çıkan kavramlar, sadece anne çocuk anlamında değil, bunu fark eden türlerde kolektif manada gereksiz olur. bu paradigma kayması(*) birçok tür için çok büyük bir kaymadır. mücadeleye ara verirler ve bu yeni bilgiden kaçarlar. kaybederler ve yok olurlar. ama temel olarak yanlış bir şey yoktur, bir hayal gücü hatasıdır.

    umarım böyle bir evrimin ürünü olduğumu benimsiyor olmam, onlara denemek için güven veriyordur. bunu ikinci seviyedeki türlerle de konuştuk ve ortak kararımız şu oldu; bu küçük tahrik, seviye iki için yarışanların sayısını, zararlı özelliklerin devam etmesine izin vermeden, artırabilir. şimdiye kadar 312 durumda denendi. bilgi türüne geçişe hazırlanan biyolojik türlerde yüzde 12 artış sağlamış olmasına rağmen, jüri bunun gerçek faydalarını hala kabul etmiyor.

    - peki, öyleyse, ya herkes yazdığım her şeyi birden ciddiye alıp her kelimesine inanırlarsa? bu çok daha önemli bir müdahale olmaz mıydı?

    + bana güven. inanmayacaklar.

    - sonuç olarak durum hala şöyle; bir asteroit bir gün yolumuza çıksa bizi kurtarmak için hiçbir şey yapmayacaksın.

    + o sınavı geçebileceğinize inanıyorum. ve şimdi, arkadaşım, konuşma bitmiştir. bana doğru soruları sordun, ben de söylemek için geldiğim şeyleri söyledim ve şimdi gidiyorum. seninle tanışmak bir zevkti. çok zekisin. bir karınca için! göz kırptı.

    - son ve basit bir soru, neden benim karşıma 30lu yaşlarında beyaz bir adam olarak çıktın?

    + seni korkuttum ya da tehdit ettim mi?

    - hayır

    + beni cinsel olarak çekici buldun mu?

    - eee, hayır

    + öyleyse kendin düşün…

    https://www.fullmoon.nu/articles/art.php?id=tal ( orijinal metin )
    (Manevi boyutuna lütfen takılmayın. )
  • Sosyolojik tahayyül aslında insanın nerede başlayıp nerede bittiğini görme gücüdür. Bir öğrencinin neden en iyi üniversitede diğerinin ise sınavı kazanamamış olmasını araştırmak ve bu öğrencilerin tüm hayatını incelemektir sosyolojik tahayyül. Sınavdan öncesini, öğrencilerin aile yapısını, motivasyonlarını, hayat şartlarını, yararlanabildikleri eğitim olanaklarını ortaya koymak/kıyaslamaktır. Bu yapıldığında da görülecektir ki, sınav değildir kimin hangi üniversiteye gideceğini belirleyen. Öğrencilerin yetiştikleri aile ortamları, ailenin maddî gücü, ebeveynlerin düşünce sistemi, ailede eğitime verilen önem ve daha pek çok faktör, belki de sınavdan çok daha fazla belirleyici rol oynamıştır öğrenciler üzerinde.
    Kolektif
    Sayfa 27 - Nilsu Yiğitoğlu, Kynodontas Filmi Üzerinden Bir Sorgu: Aydınlanma Mümkün Müdür?
  • GÜNÜMÜZDE FİNLANDİYA

    Biz okula başlama yaşını altı bezli döneme çekmeye çalışırken Finlandiya da ise zorunlu okula başlama yaşı 7’dir.

    Türkiye’de çocuklar birkaç sokak ötede okullarına bile mutlaka servis ile gidiyor. Finlandiya’da ise çocuklar birinci sınıftan itibaren okula yürüyerek veya bisiklet ile gidiyor, özel durumlar haricinde çocuklar okula aileleri tarafından götürülmüyor.

    Bizde müfredat ve ders kitapları eğitimin baş aktörü olarak biliniyor ama Finlandiya’da çok basit bir müfredat var ve pek değişmiyor. Öğretmenler okutacakları kitapları kendileri seçiyor ve ortalıkta yine de pek ders kitabı gözükmüyor. Kitapların başrol oynadığıülkemizde eğitimden gişe hasılatı beklemek maalesef imkânsızdır.

    Türkiye’de 1’inci sınıf öğrencilerinin ailelerinin velileri “bizim çocuk bugün matematikten 90 aldı” diye gurur ile gezebiliyor, ama Finli öğrencilere okulun ilk 6 ayında asla not verilmiyor ve sadece 16 yaşına geldiklerinde ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

    Türkiye’de öğrencilere çöp attırsanız muhtemelen veliler okulu basıp olay çıkartır. Ama Finlandiya’da okulun tüm işleri öğrenciler tarafından yapılıyor görevli yok ve bu şekilde öğrencilerin sorumluluk duyguları gelişiyor.

    Finlandiya’daki okullar öğrencilerin rahat edebileceği şekilde tasarlanıyor, sınıflarda yaparak yaşayarak öğrenme modeline uygun alanlar mevcut.Türkiye’de ise her şeye hazır olan öğrenciler yıllardır komutla rahatlıyorbeni rahatta dinleyin diye bağıran müdürün karşısında ne kadar rahat olunursa.

    Türkiye’de özel okullarda ders saati 8 ama yetmediği için okul çıkışında etütler hafta sonu kursları ve özel derslerle bu sayı 12-14 saate kadar çıkıyor. Finlandiya’da ise nitelik ve nicelik kavramları çok önemli ders saatinden çok çocuklara neler verildiği çok önemli.

    Türkiye’de bütün öğretmenler kendilerini mesleğinin zirvesinde görüyor.Sınav sonuçları kötü geldiğinde genelde öğrenme güçlüğünden bahsediliyor. Öğretme güçlüğünden söz eden yok.Finli öğretmenler ise haftada en az 2 saat kendilerini yenilemek için, hizmet içi eğitime katılmak zorunda.

    Türkiye’de hiçbir şey olmasa bari öğretmen olsun mantığı devam ediyor. Finlandiya’da öğretmenlik mesleği toplumun en gözde mesleklerinden biridir. Öğretmenler Master derecesi olanlar arasından seçiliyor. Öğretmenlik olarak müracaat edenlerin anca % 10’u öğretmen olarak kabul ediliyor.

    Ülkemizde öğretmen olabilmek için sınavdan geçer not alabilmek yeterli Finlandiya’da ise öğretmen olabilmek için 3 aşamalı bir testten geçmek zorunda bu bölümler arasında mülakat ders anlatma gibi bölümler var. Ülkemizde heykeltıraş olabilmek için başvuranlara özel sınav uygulanırken etten kemikten gerçek insanı yetiştirecek öğretmenlerin çoktan seçmeli bir sınav ile alınması-seçilmesi kabul edilebilecek bir şey değil.

    Finlandiya’da öğretmenlerin gelir düzeyi oldukça iyi. Bizde olduğu gibi başka bir ek işte çalışmaları gerekmiyor.Türkiye’deki hali biliyorsunuz.

    Türkiye’de başarılıöğretmen en çok ödev veren öğretmendir anlayışı hala devam ediyor. Finlandiya’daki öğrencilere ödev verilmiyor öğrenmenin yeri okul olarak görülüyor. Bu yüzden Finlandiya’da aksamları çocuğun proje ödevi için akşamları kartona boncuk dizen veli yok.

    Finlandiya’da hiçbir resim dersi matematik dersi olarak işlenmiyor. Diğer dersler kadar sanata daönem veriliyor.

    Bizim sınıflarda eğer sınıftan ses çıkmıyor ise sınıfın öğretmeni alkış alıyor ama Finlandiya’da ise durum tam tersi eğer sınıftan ses çıkmıyor ise sınıfın öğretmeni soruşturmaya alınıyor çünkü tam bir öğretmenlik yok beraberce etkinlik yapan sınıflar var.

    FİNLANDİYA ÖĞRETMEN EĞİTİM SİSTEMİ

    Son zamanlarda Finlandiya eğitim sisteminin ne kadar iyi olduğu ne kadar özgür düşünen, başarılı, öğrenciler yetiştirdiği konuşuluyor. Ancak bu noktada Finlandiya’daki öğretmenler pek az ele alınmakta.

    Finlandiya’daki eğitim fakültelerinde tıp eğitimine denk bir eğitim veriliyor. Bir öğretmen asgari 5-6 yıl eğitim alıyor. Bu durum “Öğretimin bizim için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi, en az insan hayatı kadar değerli”şeklinde açıklanıyor.

    Öğretmenler kendilerini asla yeterli bulmuyor ve sürekli olarak yenilikleri gelişmeleri takip ediyorlar. 2001 değerlendirmesine göre dünyadaki en iyi öğretmenler sıralamasında birinci olsalar da “ biz yeterince iyi değiliz, bu halde bile en iyi bizsek kötüleri düşünmek dahi istemiyoruz” diyecek kadar da tevazu sahibiler.

    Finlandiya eğitim fakültelerinin birinci önceliği “özerk öğretmenler” yetiştirmek. Çünkü Finlandiya’da bir müfredat yok öğretmenler kendi sınıflarının durumuna göre çok geniş bir yetki alanına sahip ve istediği müfredatı uygulayabiliyorlar.

    Finlandiya’da öğretmenlerin üzerinde müfettiş, denetleme gibi baskı unsurları yok. Finlandiya’daki öğretmenler son derece özgür, devlet verdiği eğitime o kadar güveniyor ki! Öğretmenleri haricen bir de denetlemeye tabi tutmuyor. Kendi kararlarını kendi veren öğretmeler aynı zamanda kendi otokontrol mekanizmasına da sahip oluyorlar.

    Devletin kontrol etmemesi öğretmenleri rahatlığa itiyor mu? Kesinlikle hayır öyle üst düzey seçme ve eğitim sürecinden geçiyorlar ki! Öğretmenler bu özgürlüklerini araştırma temelli eğitim için kullanıyorlar.

    Öğretmenlere ülkenin her köşesine medeniyet taşıyan kişi gözüyle bakılıyor. 70’lerde ve 80’lerde sıkı bir devlet kontrolü sıkı sıkıya bağlı olunması gereken bir müfredat varken bunun yanlışlığını görüp 90’lardan itibaren Finlandiya tamamen öğretmenlerin son derece yüksek standartlarda eğitilmesi gerektiğine hükmediyor. Devlet kontrolü tamamen kalkıyor, öğrencilerin durumunda eğitimlerinden müfredattan tamamen okulların sorumlu olması gerektiğine karar veriyorlar ve bu başarıyı getiriyor. Merkezi bir yönetimin getirdiği bölgesel sıkıntılar, sorumluluk o bölgenin öğretmenine verilerek aşılıyor. Bu sayede her öğrencinin içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olarak eşit bir eğitim görmesi sağlanıyor.

    Finli öğretmenleri bu derece başarılı yapan şey kesinlikle çok akıllı olmaları değildir. Çünkü eğitim fakülteleri öğrencilerini zekâlarına göre seçmiyor. Bizdekine benzer bir sınav sonucunda yüksek puan alanları okula kabul etmiyor. Öğretmen olacak kişiler birçok aşamadan geçtikten sonra fakülteye kabul ediliyor ki, bunların arasında zekadan önce gelen iyi ilişkiler kurabilme, empati yapabilme, çocukların düzeyine inebilme, araştırmacı bir kişiliğe sahip olabilme gibi kriterler daha ön planda. Yani son derece parlak zeki ve yaratıcı bir birey olabilirsiniz ama bunlar Finlandiya’da öğretmen okullarında öğretmen olabilmeniz için yeterli değil. Öğretmen olmak için üniversiteye başvuran her 10 kişiden sadece 1’i bu hakkı elde edebiliyor.

    Öğretmenlerin staj aşaması bildiğimizden çok farklı, staj sadece yapılmış olması için yapılan bir şey değil. Yâda sınıfta oturup ders izlemek veya bir defa ders anlatmak değil. Öğretmen adayları sürekli öğrencilerle bir araya geliyor ve onlarla nasıl bir eğitim verilmesi gerektiği üzerine konuşuyorlar. Bu öğrenciler sürekli değişiyor ve öğretmen adayları tüm günlerini okullarda geçiriyor.

    Öğretmenlerin hepsi Master derecesine sahip. Eğitimlerinin son yıllarında öğretmenler vakitlerinin yarısını okulda harcarken diğer yarısını da genellikle pedagojik eğitim üzerine Master çalışmaları için harcıyorlar. Her biri en az bir yabancı dil bilen öğretmenler pedagoji üzerine de Master eğitimi alıyorlar.

    Öğretmenler uluslararası arenada alınan dereceleri nihai bir amaç olarak değil, aldıkları eğitimin bir yan ürünü olarak görüyor. Haliyle amaçlarına ulaşmış olarak görmüyorlar kendilerini. Onların varmak istediği ulusal hedefleri eğitimli, verimli bir nesil yaratma tutkuları ve amaçları var. Haliyle bu amaç doğrultusunda ilerlemek onları ziyadesiyle başarılı kılıyor.

    Sonuç olarak; Finlandiya öğretmen eğitim istemi, Tamamen bağımsız, sorumluluk sahibi, öğretmeye ve öğrenmeye aç, kendi kontrolünü kendi yapan ve hazırladığı müfredat ile araştırmacı, düşünen bireyler yetiştirmeye yönelik çalışan öğretmenler yetiştirmek için işliyor.

    Enver Paşa Özdemir
  • Sınav sistemi ona anlatıldığında çok şaşırmıştı; doğal öğrenme isteğini, bu bilgiyle doldurulma ve istendiğinde geri kusma dizisinden daha fazla engelleyebilecek bir şey düşünemiyordu. İlk önceleri sınav yapıp not vermeyi reddetti, ama bu, Üniversite yöneticilerinin keyfini o kadar kaçırdı ki, ev sahiplerine nezaketsizlik etmemek için isteklerine uydu. Öğrencilerinden fizikte ilgilerini çeken herhangi bir sorun hakkında bir makale yazmalarını istedi; sonra da bürokratlar formlarına ve listelerine yazacak bir şey bulabilsinler diye hepsine en yüksek notu vereceğini söyledi. Birçok öğrencinin şikayet etmek için gelmelerine şaşırdı. Onun problem hazırlamasını ve doğru soruları sormasını istiyorlardı; sorular düşünmek değil, öğrendikleri yanıtları yazmak istiyorlardı. Bazıları herkese aynı notu vermesine şiddetle karşı çıktılar. Parlak öğrencilerle aptal olanlar nasıl ayırt edileceklerdi o zaman? Çok çalışmanın ne yararı kalacaktı? Eğer rekabetçi ayrımlar olmayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyiydi.
  • Uzun zamandır yorum yazamıyordum yoğunluktan dolayı,bu değerli kitabı okuyana dek !

    -Anarres ve Urras.Biri otoritenin olmadığı özgürlükler ülkesi ANARRES, diğeri ise günümüzün kapitalist sistemi URRAS.


    URRAS:Güç-Üstünlük-Statü-Roller-Yasaklar-Mülkiyet-Militarizm-Üstünlük ilkesi ...

    -Hapishane Deneyi (Mahkum olan ve mahkum edilen şeklinde birilerine bu roller deney için verilirse dahi bu kişiler ister istemez rollerin kimliğine bürünür)

    -Sınav Sistemi(Sorular düşünmek için değil ezberlediklerini yazmak için...)

    -...

    Her şeyin temelinde mülkiyet,sonrasında buna bağlı olarak sahip olma savaşı,üstünlük kurma mücadelesi,sınıflara ayrılma ve kaçınılmaz sınıf çatışması...

    Rol yaparak personalara bürünme,yalancılık,sahtekarlık,güvenmemeyi öğrenme...tamamen günümüzün modern kapital sistemi !


    ANARRES:Paylaşım-Eşitlik-Dayanışma-iş Bölümü-Özgürce fikirleri tartışma...

    -Mülkiyet yok,otorite yok,sınıflar yok böylece ortamda çatışmayı gerektirecek hiçbir şey yok !

    Anarres ütopik bir toplum,ideal olanı.Mülkiyet yanı maddiyat ortadan kalkınca güç istemci de yok,huzur ve mutlu bir topluluk Odocu(Anarşizm) sayesinde.

    Burada da sıkıntılar yok diyemeyiz ama baş edilemeyecek kadar zor değil URRAS'A göre !

    SONUÇ:

    -Bu bilimkurgu türünde yazar Doktor Shevek gözüyle mülkiyetçi ve mülkiyetsiz iki sistemi tarafsız gözüyle kıyaslamış belli olaylar zincirde.

    -Okunması ve anlaşılması zor 'özellikle alt metinleri fark etmek adına' fikirsel anlamda zengin içeriğe sahip,felsefe-sosyoloji-siyasetin bilim kurguyla harmanlaşmış sentezi !

    Kısaca tavsiye ederim !

    Okumak isteyenlerin dikkatine ! Nitelikli bir okur kitlesinin anlayabileceği düzeyde(popüler kitapları alışkın okuyucu kitlesi için zorlayıcı ),bu kitabı okuyacak kişinin düşünsel altyapısı sağlam olmalıdır.

    Sadece olaya odaklanıp zevkli ve heyecanlı bir kitap arayanlara ise hiç tavsiye edilmez !
  • Eğitimin bir amacının insanlara düşünmeyi öğretmek olduğuna inanıyorsak, hem Britanya’da hem de ABD’de kullanılan sınav yöntemleri irrasyoneldir. Britanya’daki ilköğretim kurumları çoğu zaman ezberi vurgulamakta ve rasyonel düşünceye pek az önem vermektedirler. Amerika’da üniversitelerde bile, düşünceye pek az yer bırakan ve tamamen hafızaya dayalı çoktan seçmeli sorulardan oluşan bir sınav sistemi çok sık kullanılmaktadır. Dahası, zaman sınırı olan sınavların öğrencileri itkisel davranmaya ve katı düşünmeye sevk etmesi muhtemeldir.