• Chilon'a göre dünyanın en zor 3 şeyi

    Sır tutmak
    Kusur bağışlamak
    Zamanı değerlendirmek
  • 656 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    Ocak ayının 3. Güzel kitabıyla karşınızdayım. Yazarla 'Aşk Köpekliktir' isimli öykü kitabı sayesinde tanışmıştım. Öykü olduğu için sevip sevmediğime kadar verememiştim bunun üzerinde yazarın en beğenilen romanlarından biri olan Bab-ı Esrar'ı okumaya karar verdim. Bakalım kitap bende ne gibi izlenimler bırakmış...
    Bab-ı Esrar/ Ahmet ÜMİT
    Nedir bu Bab-ı Esrar? Anlamı Sır kapısı olan kitapta gerçek mi yoksa hayal ürünü mü olduğunu çoğu zaman anlayamadığımız sırlar bulunmakta. Konya'da bir otelde yangın çıkması üzerine yurt dışındaki sigorta firmasında çalışan Karen Kimya olay yerini teftiş, rapor tutmak için atlıyor uçağa Konya'ya geliyor. Olaylar bu andan itibaren başlıyor. Rüyasında gerçekle karışık birisinin, kendisini terkeden babasının seslendiği şekilde 'Kimya' ismiyle seslendiğini duyuyor. Kimya ismini kullanmayan Karen olaylara şaşırmakla birlikte meraklanıyor. Konya'ya geldiği ilk günden kanayan yüzükle tanışmasının ardından kendinizi olay akışına kaptırıyorsunuz. Kitapta Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumî arasındaki aşk, sevginin kaynağına amacına iniliyor. İyi okumalar
  • Yaşam başka yerde. Belki bir sır gibi aramızda öylece duruyor, belki görünmeyi bekliyor. Onu bulman, mucizeyi avuçlarında tutmak olurdu ama sen aramadın bile. Hayat hep temize çekilmeyi bekleyen karalama halinde.
  • “…kim İmâm’ı tanıyabilirmiş veyâ onu seçebilirmiş? Heyhât! Heyhât! Ne yazık ki akıllar saptı, düşler şaşırdı, dimağlar hayretlere düştü, gözler kamaştı, ulular küçüldü, hikmet sahipleri şaşkına döndü, düşünürler yetersiz kaldı, hatipler suskun kalakaldı. Öz akıl sahipleri cahilleşti, şairlerin dili dönmez oldu, edipler çaresiz kaldı, söz ustaları ne söyleyeceklerini bilemez oldu. İmâm’ın bir tek sıfatını vasfetmekten, O’nun bir tek fazîletini nitelemekten âciz kaldılar. Âcizliklerini ve yetersizliklerini itiraf ettiler. İmâm’ın bir tek sıfatını anlayamayanlar, O’nun bütün sıfatlarını nasıl kavrayabilirler ki? Hakîkati anlaşılmaz, O’nun işinden bir şeye akıl sır ermez, O’nun yerine geçebilecek biri bulunmaz, O’nun hakkını kimse veremez. Hayır, asla mümkün değil. Bu hem nasıl mümkün olabilir ki? O, elleriyle tutmak isteyenler ve niteleyenler açısından gökteki bir yıldız gibi erişilmez olduğu halde, seçimle belirlenebilir mi? Akıllar O’nun gibisini bulabilir mi? Yoksa siz, O’nun gibisinin Hz. Muhammed (a.s.â)’ın Ehl-i Beytinden başka bir yerde bulunabileceğine mi inanıyorsunuz? Allah’a yemim ederim ki, nefisleri onlara yalan söylüyor ve asılsız, bâtıl arzularının peşine düşmelerine neden oluyor. Zor ve kaygan bir yüksekliğe çıktılar ve bu yüzden baş aşağı yere yuvarlandılar. Şaşkın be yitik akıllarıyla, eksik ve sapkın görüşleriyle bir imâm seçmek istediler; ama bu uğraşları İmâm’dan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı…” (Şâh-ı Horasan, İmâm Ali Rıza bin Musa (a.s.â)’ın Merv mescidinde yaptığı bir konuşmadan alıntıdır) [1]

    İmâm Câfer-i Sâdık aleyhisselâm’a “İlk önce ve en önde gelenler ise, yakîn olan onlardır, naîm cennetindedirler...” [2] âyetinin tefsirini sorduğumda buyurdu ki; “Allah, bunu insanları yaratmadan iki bin yıl evvel ruhlar âleminde böyle buyurdu.” Biraz açıklar mısın diye arz ettiğimde ise şöyle buyurdu;
    “Allah, varlıkları önce bir çamurdan yarattı. Sonra bir ateş yaktı ve ateşe girin dedi. İlk önce Muhammed sallallâhi aleyhi ve âlihi vesellem ve Emirü’l Müminîn, Hasan ve Hüseyin ve sonrada sırasıyla dokuz İmâm girdi. Onları daha sonra bendeleri izledi. Allah’a and olsun ki işte en önde gelenler de onlardır.” (Dâvûd bin Kesir Rıkkî’den rivâyet etmiştir) [3]

    Kaynak:
    [1] Usul al-Kafi, el Kuleynî, 1. cilt, Hüccet Kitabı – 15. bâb (Darü’l Hikem, s. 347)
    [2] Vâkıa sûresi, 11-12-13. ayetler
    [3] Gaybet-i al-Nu’manî, Şeyh Muhammed al-Numanî, 4. bölüm, 20. hadis
  • “Şimdi evlilikte estetiği korumanın mutlak şartının sır tutmak olduğunu ilan etmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Ama bunun anlamı kişinin bunu öne çıkarması, sürekli bunun için uğraşması, gerçek zevki sır saklamanın tadında bulması değildir.”
  • “Günümüzün aşkları görünmek istiyor. Kıyıda köşede gizlenmek istemiyor, bilinmek, ilan edilmek, ses çıkarmak istiyor. Özlemek istemiyor âşık, hemen kavuşmak istiyor, sevdiğini her an kapsama alanında tutmak, hapsetmek, boğmak istiyor. Aşk, beklemeye tahammül etmiyor.''
    Diyor Kemal Sayar.

    Beklemek ne kadar zorlaşıyor, artık kimsenin beklemeye tahammülü yok. Bir an önce her şey olsun bitsin. Bir an önce kavuşalım ulaşmak istediğimiz şeye diyoruz. Çağımız hız çağı ya bu da hız çağı hastalığı işte. Gönle düşeni dile düşürüp ilan etmeye bayılıyoruz.
    ''Aşk sır ilen olur'' diyen Neşet Babayı duymuyoruz kulak kesilmiyoruz ona.
    Bu hız çağında her şeyimiz bilinsin, her şeyimiz duyulsun istiyoruz.
    Bir şeyleri beklemeye tahammülümüz yok, ulaşmak istediğimiz neyse ona bir an önce ulaşalım bir an önce varalım gitmek istediğimiz yere diyoruz. Gitmek istediğimiz her yol ayaklarımıza dolanıyor. Sesler kalpleri yaralıyor. Ve sanırım artık bu bağırgan kalplere sükut gerekiyor.