• 448 syf.
    ·Beğendi·10/10
    KÜL VE KAN #kitapyorumu
    • • •
    Kalbimi bu kitapta bıraktım sayın kitap kurtları. Bu yazar ne yazarsa yazsın kesinlikle okumalara doyamayacağım. Serinin ilk kitabı Gölge ve Kan'ı okuyup bitirdiğimde de hemen ikinci gelsin diyordum şu anda da aynısını diyorum, acilen üçüncü kitap gelsin.
    Gölge ve Kan kitabında Karındeşen Jack olayından sonra Audrey Rose ve Thomas Cresswell adli tıp eğitimi almak için Romanya'ya doğru yola çıkarlar. Audrey, başına gelen dehşet verici olayların etkisinden henüz çıkamamışken yolculuk ettikleri trende Thomas ile yaşayacakları yeni maceranın temelini atan bir cinayetle daha karşı karşıya kalırlar. Yerde yatan bir adam, kalbine saplanmış olan kazık. Gazete manşetlerinde yer alan "Ölümsüz Prens Geri Mi Döndü?" iddiaları, insanlar arasında dillendirilen Drakula söylentileri, gizemler, sırlar, cinayetler, canavarlar, hikayeler, kadavra incelemeleri, romantizm, aşk, heyecan ve daha nicesi bu kitapta sizleri bekliyor.
    Her sayfası ayrı mükemmeldi ve ben kesinlikle doyamadım. Bu kitaptaki olay kurgusu ilk kitaptakinden daha iyiydi. Katil için birkaç tahminim oldu ama kim olduğunu öğrenmekten ziyade beni şaşırtan fazla kurnaz oluşuydu. Kitabın son 100 sayfasını okurken strese girdim, karakterlerin yaşadığı o korku dolu anları bizzat hissettim. Dracula'nın kalesi, izleniyormuşsun hissi veren duvarlar, gizli geçitler, kadavra incelemeleri vs bir hayli ürperticiydi. Yazar bunu okuyucuya aktarmakta çok iyi gerçekten.
    Tüm bu kanlı maceranın içinde bir de romantik bir ilişki var. Thomas ve Audrey çiftimizin diyalogları yine harikaydı. Thomas'ın o sarsılmaz egosu, ukala konuşmalarını okurken yüzünüzde tebessüm oluşturuyor her daim. İlk kitaba oranla duygularını dile getirebildiler, Thomas daha bir özgürdü ve kendisini daha kapsamlı bir şekilde tanımış olduk. Benim favorilerim arasında zirvede yerini koruyor.
    Bu seriyi çok ama çok seveceğinize eminim. Mutlaka alın ve okuyun. Şiddetli tavsiyelerimin arasında ilk sırada olduğunun altını çizerim.
  • 320 syf.
    ·10/10
    Çok güzel bir kitaptı.
    İçeriği ve konusu insanın aklına hemen gelebilecek bir sey degil .Kitapa cok emek verilmiş ve bence emeğinin hakkı verilmemiş. Bence her yasa uygun bir kitap ben herkese öneririm zaten beni instagram dan takip edenler bilir ben kitabı herkese önerimde önerisinde
    Not:İnstagram adım @kitap_kurdu_sümeyye
  • 416 syf.
    ·3 günde·10/10
    Hush hush serisinin ilk kitabı. Evet kitapta oldukça klasik olaylar var ama ben kesinlikle sıkılmadım. Kitap çok akıcı zaten puntoları oldukça büyük 3 günde bitirdim 400 sayfayı. Belki biraz daha zaman ayırılsa saha hızşı biterdi. Konusu cennetten kovulmuş meleğimiz Patch'in yeryüzüne inmesi ve çeşitli sebeplerden dolayı Nora'nın etrafında dolaşması ona yakın davranmasıyla başlıyor sonra bütün sırlar yavaş yavaş çözülüyor. Açıkçası sonu beni epey şaşırttı bilmiyorum belki daha fazla kitap okuyanlar tahmin edebilmiştir ama fantastik türünde yeni yeni okumaya başlamış biri olarak oldukça şaşırdım. Kitap bence asıl son 100 sayfada kendini hissettiriyor ve artık asla elinizden bırakamıyorsunuz kesinlikle öneririm.
  • 432 syf.
    ·Beğendi·7/10
    ahmetümit in 2000 yılında yayomladoğı polisiye romanı... Her nr kadar polisiye densede tarih adına fazlaca bilgi sahibi olacagınız bi kitap... Uzunluğu sebebiyle biraz yavas ilerlesede, sonlara dogru cinayetleri arastırdıkca ve şüphelerin yanlıs cıktıkca meraklandıran bi kitap... #acilkitapokuyucuönerisi.. Kitabın arka kapapı genel olarak konuyu özetlediğinden onu kopyalayıp yapıştırdım... Sonra demeyin kopya yapıyor diye
    Alıntı.. Gaziantep yakınlarıdaki Antik Hitit kentinde bir kazı. Üç bin yıl önce yazılmış tabletler. Tabletlerin bulunmasıyla başlayan cinayetler. Yazman Patasana'nın itirafları. Parlak güneydoğu güneşinin altında karanlık sırlar... Hititlerin tükenişi, Asurlular... Osmanlının son dönemleri, Ermeniler... Günümüz Türkiyesi, Kürtler... Akan kardeş kanı... Bu toprakların değişmeyen yazgısı: Şiddet ve aşk... Bu topraklardaki kanlı tarihe bir ağıt... Bu toprakların zengin kültürüne bir güzelleme... "Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım. Tanrıların korkak haline getirdiği bir alçak. Alçakların en acınacak olanı, en tiksinti vereni. Yüreğini dalkavukluk, aklını düşmanlıkla besleyen sinsi bir saray yazmanı. Bedenine sinmiş soylu nefretini, görkemli giysilerin yüzündeki derin acıyı, tunçtan daha katı bir mutluluk maskesinin ardına gizleyerek Hatti kralının emrine koşan ikiyüzlü bir tören adamı. Sevdiği kadın, aşkı uğruna ölürken, kralına bağlılığın vakarıyla ellerini göğsünde kavuşturarak sessiz kalmayı seçen, yeryüzünün en onursuz erkeği. Erkeklerin yüz karası. Aşkı için ölmenin yüceliği yerine, sarayın taş duvarlarında büyüyen kendi değersiz varlığının görkemli gölgesine sığınmaktan çekinmeyen, sefihlerin en rezili. Ben ölüler içinde yüzen, ben, tanrılar tarafından alnına, 'Sonsuza kadar acılar içinde kıvranacaktır,' yazılan Saray Başyazmanı
  • Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
    Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

    (Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.

    Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
    Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana

    Sen güzellik tahtında (oturuyorsun) : bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'

    Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
    Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana

    Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'

    Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
    Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

    Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.

    Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
    Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana

    Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!

    Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
    Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

    Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)

    Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb
    Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

    (Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.

    - Avni (Fatih Sultan Mehmed) -
  • 66 syf.
    ·Puan vermedi
    Okuduğum basımda 2 hikaye vardı:

    İnsan Ne İle Yaşar?
    İnsana Ne Kadar Toprak Yeter?

    İlk hikayede Michael‘ın bize öğrettikleri:

    İnsanın içinde var olan nedir?
    ... insan içinde sevgi ile yaşar...
    İnsana verilmemiş olan nedir?
    İnsana kendi ihtiyaçlarını bilme yetisi verilmemiş...
    Ve insan ne ile yaşar?
    İnsan yalnız kendini düşünerek değil de sevgiyle yaşar.

    İkinci hikayede Pahom’un bize öğrettikleri:

    O kadar toprak peşinde koşturmasına rağmen “İki metrelik toprak Pahom’a yetmişti.”

    Benim bunları böyle direkt yazma sebebim ise kitabın bana bunu aynen böyle direkt olarak hissettirmesi. Okuyacaklar için tadı kaçmasın diye başta da spoiler olduğunu belirttim zaten.

    Tolstoy’un okuduğum ilk kitabı.
    Umarım okuduğum çeviriden kaynaklanıyordur; çünkü küçükken izlediğim Sırlar Dünyası senaryoları denginde bir kitaptı :) ve bu nedenle pek keyifle okuduğumu söyleyemem. Masal gibiydi, çocukları eğitirken kullanılan öğütleri içeriyordu diyebilirim. Düşünceye kesinlikle saygı duyarım; herkes bu dünyada bir amaç uğruna yaşar. Ancak kitapta bu amacın veriliş şekli çok üstünkörü olacak şekilde verilmiş. Ben bu amacın gelişigüzel verilmesinden dolayı tat alamadım. Ama başta da belirttiğim gibi okuduğum çeviriden kaynaklanıyor olabilir.
    Okuyacak olanlara keyifli okumalar.