• 392 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Gazap ve Şafak uzun zamandır okumayı düşündüğüm ve çok merak ettiğim bir kitaptı. Beklentim yüksekti. Kitabı başlarda hiç sevmedim bunun sebebi de Halid karakteriydi ama ilerledikçe ona olan önyargılarımdan kurtulmaya başladım. Ama yine de çok sevdiğim söylenemez:)

    Biraz konusundan bahsedeyim: her gün bir kızı kendine eş olarak seçen ve her şafak vakti eşini öldürten, bu özelliğiyle tanınan bir halife var. Bir gün Şehrazad adlı karakterimiz, en yakın arkadaşı Şiva da halifenin kurbanı olduğu için bunun intikamını alıp halifeyi öldürmek amacıyla eş olmaya gönüllü olur. Ama hem halife hem de Şehrazad birbirlerine karşı kendilerini dahi şaşırtan duygular yaşarlar. Bir nevi duyguların nefretten aşka dönüşmesini okuyoruz diyebilirim.

    Kitabı sevmemin nedeni kurgusu ya da karakterleri değildi. Kitapta, yazar sevginin neleri değiştirebileceğine değinmiş. Sevginin önemini, insana kazandırdıklarını, bir katile neler yaptırabileceğini okuyoruz. Ben bunları sevdim. Yoksa karakterlerin ilişkisine çok da bayılmadım. Ama o da tatlıydı :)

    Kitabın binbir gece masalları ile bir ilgisi varmış ama ben binbir gece masallarını pek bilmediğim için bildiğimiz, düz kitabı okudum sadece. Tavsiye ederim, keyifli okumalar:)

    "Hayatım boyunca öğrendiğim tek bir şey varsa o da hiçkimsenin, insanların sevgisi olmadan potansiyelini tamamen kullanamayacağıdır."
  • İhtiyacımız Olmamasına Rağmen Satın Aldığımız Şeyleri Açıklayan Diderot Etkisi

    ismini 18. yüzyılda yaşamış ünlü aydınlanma çağı düşünürlerinden fransız yazar ve filozof denis diderot'tan(1713-1784) alan diderot etkisi, çağımızdaki tüketim çılgınlığını ve ihtiyacımız olmayan şeyleri neden aldığımızı açıklamaya çalışıyor. fight club'ın şu ünlü repliği, filmi izleyen herkesin aklına kazınmıştır:


    "nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, ihtiyacımız olmayan şeyler alıyoruz." peki neden?
    diderot'un finansal olarak sıkışık olduğunu duyan sanatın ve bilimin koruyucusu rolündeki rus imparotoriçesi büyük catherine, diderot'un kütüphanesini satın alıp 25 yıllık maaşını da peşin ödeyerek onu bu sıkışık durumundan kurtarıyor. maddi durumu düzelen diderot'a arkadaşı tarafından oldukça şık, kadife kumaştan kırmızı bir sabahlık hediye ediliyor. işte bizi diderot etkisine götürecek sorunlar da bu güzel sabahlığın diderot'un olmasıyla başlıyor.

    giydiği yeni sabahlığın verdiği keyifle masasına oturan diderot, bu eski yazı masasının yeni ve gösterişli sabahlığına hiç de uymadığını fark ediyor. o zamana dek hep yokluk içinde olan düşünür, aldığı yüklü miktar paranın verdiği rahatlıkla yazı masasını değiştirmeye karar veriyor. böylece evinin yeni sabahlığına yakışması ve onunla uyumlu, onun kadar güzel olması için eşyalarını yenileriyle değiştirmeye başlıyor. önce eski resimlerini, sonra koltuğunu, duvar halısını, sandalyelerini yenileriyle değiştiren diderot, evindeki her şeyi tamamen yenileyip sonunda borçlu hale gelene kadar bu değiştirme işine devam ediyor ve artık elinde avucunda kalmamasına rağmen yine de daha fazla eşya almaya arzu duyduğunu fark ediyor. böylece filozofumuz kendini nasıl bir tüketim çılgınlığına kaptırdığını anlattığı "eski sabahlığım için pişmanlık" adlı bir yazı kaleme alıyor. bu tüketim sarmalından bahseden ilk kişi olduğu için de bir kavram olarak diderot etkisi ortaya çıkıyor.


    diderot, alışveriş alışkanlıklarımızla ilgili iki varsayım öne sürüyor
    1. satın alınan bir eşya alıcının kimliğinin bir parçası haline gelir ve bu eşyalar birbirlerini tamamlama eğilimindedir.

    2. alınan yeni bir eşyanın bu bahsedilen kimlikten sapması halinde, yeniden uyumlu bir bütün oluşturmak için yeni eşyaların alınması arzusuyla bir tüketim sarmalına girilmesi muhtemeldir.

    "eski sabahlığımın efendisi idim, yeni sabahlığımın kölesi oldum."

    diderot yalnızca yeni bir sabahlık alarak evindeki her şeyin tamamen değişmesine varacak bir döngüyü başlatmış oluyor çünkü evindeki eşyaların yeni sabahlığıyla uyum içinde ve onun kadar güzel, gösterişli olmasını istiyor. bu istek onu, ihtiyacı olmadığı halde almaya, daha çok, daha da çok almaya itiyor. işin garibi aldıkları onu mutlu da etmiyor. neticede tüketim çılgınlığının getirdiği bir kısır döngü ortaya çıkıyor. alınan her yeni eşya, ona uyumlu olacak bir başka eşyayla tamamlanmak isteniyor.

    kendi hayatımızı düşündüğümüzde bizim de ne kadar çok diderot etkisinde kaldığımız gün gibi ortada. yeni pantolonumuza uyum sağlaması için ona uygun tişörtler, gömlekler, kemerler, ayakkabılar alan bizler değil miyiz? "salonu yeniledim, çok modern görünüyor, şimdi sırada demode yatak odam var." gibi cümleleri günlük hayatımızda sık sık duymuyor ya da kullanmıyor muyuz?


    o halde diderot'un aklı başına geldikten sonra sarf ettiği şu sözlerine kulak verelim
    "dostlarım, eski dostlarınızı muhafaza ediniz. dostlarım, varsıllığın size dokunmasından sakınınız. benim durumum size ibret olsun. yoksulluğun kendine has özgürlükleri vardır, zenginliğin de mahzurları… hepsi bu değil dostlarım. lüksün tahribatına, sürekli artan lüksün neticelerine bakın. eski robdöşambırım, etrafımdaki diğer döküntülerle uyum içindeydi. hasır bir sandalye; tahta bir masa; birkaç kitabı taşıyan bir eski kitaplık; çerçevesiz, isli birkaç gravür; bu gravürlerin arasında havaya kalkmış birkaç sıva parçası, bütün bunlar eski robdöşambırımla ahenkliydi. şimdi her şey bozuldu, uyum, birlik ve güzellik yok oldu!"

    kaynaklar:

    -https://tr.wikipedia.org/wiki/denis_diderot

    -https://dusunbil.com/...i-nasil-acikliyor/

    -http://www.olaganustukanitlar.com/…ot-etkisi-nedir/

    Ekşi sözlükten alıntıdır.
  • Rojbaş Roza

    Rojbaş
    Beyanî be xêr
    Ez û tu
    Bi çivik-firê
    Sê hezar kîlometre ji hevûdû dûr
    Lê, bi giyanî
    Ji canê hev ji hev re nêziktir in.

    Dengê min nagihîje te, dizanim
    Di vê berdestî sibê
    Di xewka şîrîn
    Pêjnê
    Hilîne
    Ku bibêjime:
    Di xewnê de rojbaş

    Di xeyalê de beyanî be xêr.
    Bi nermî çavên xwe veke
    Tevzî li ser tavzîyê bi şîranî
    Belav ke li canê xwe
    Û bi giranî
    Bi bîr bîne ku
    Ev herikîna pêlên pêjnîn
    Di ser bej û derya de
    Bi milmilîn
    Bi axîn
    Derketiye.

    Ev ne nonûçe ye, metirse
    Ev ragihîn
    Ev dazanîn e, ji dilê min ve
    Dilê min
    Kaniya agir
    Dilê min
    Kevanê evîn.

    Xarîta dinyayê veke li ber xwe
    Li hêla bakurîn binihêre
    Tê bibînî
    Bejekî
    Ku mîna nikulekî kêrr
    Serejêrî atlantîkê biye
    Serî,
    Ji derya qeşemê gewr
    Û dilê wê
    Ji bêriya rojê dixewire
    A...
    ha!
    Li wir e,
    Hêlîna tenyayiya dilê min.

    Gul li şaxê
    Kulîlk di guliyê xwe de geştir e.
    Ku ji avê derkeve
    Masî
    Dimire
    Rast e,
    Meriv meriv gotiye
    Masî jî masî...
    Em,
    Ne masî ne, ne gul in, ne kulîlk
    - Bi çavek xwas
    Gava lê bê nihêrtin-
    Lê em jî
    Ji hêlîna xwe ya çande-civakî
    Ku dûrkevin
    Ji wan gelek
    Ne teveltirin.

    Ez,
    Ne şaxa hewrê
    Ne şiva mêwê me
    Ku bêreh hêşîn bibim ji nû ve
    Ji nû ve reh berdim di axê de.

    Tu wisa
    Bi çavekî xwas
    Bi mantiqekî rût
    Li sinê min menihêre.

    Heriya min,
    Di teşta çandekî mêjûyî de
    Bi hezar salan
    Hatiye hevîrkirin
    Û ez hatime patin
    Di hêtûna
    Netewebûyîna
    Gelekî
    Kevintirîn

    Û ez
    Ji Zerduşt pîrtir
    Ji sedsaleya xwe
    Hêşîntirîn.

    Biyanîtî dijwar e, Roza
    Biyanîtî,
    Kabûsekî har e, di ser sînga meriv de
    Û tenyayî
    Mîna dilopekî xwas
    Li Okyanûsa Mezin
    Bi serê xwe:
    Bê windabûn,
    Bê fetisîn
    Jiyîn...

    Ey tîhna di nav pêlên xwînê de!
    Meqerime
    Meqerise
    Raneweste weşekî
    Bifûre
    Bikele
    Meawiqînê gera xwe
    Haya te
    Ji te
    Hebe.

    Bo welatê xwe, ji welat dûr im
    Bo welatê xwe cêlî û tenya
    Bo welatê xwe,
    Li van deveran tengezar im.

    Ey olana heyvê
    Ku niha
    Leylana wê li Diclê
    Li Firatê diîse
    An mîna keçperiyek dileyize
    Li ser deryaça Wanê
    Û ey kevirên reşî Amedê
    Ku niha
    Li ber tava wê dibirise:
    Hûn nizanin ku dilê min
    Çawa bi we ve ye,
    Bi bêriya we çawa davêje
    Çawa dimerise
    Ji weşê carek.

    Rozayê!
    Xweşkokê
    Şîrînê
    Hişazayê
    Li pêş vêna min ronahî
    Di şêna min de, serketina li xwezayê
    Lê,
    Bûka yekşevîn
    Ku tevî zavê ranezayê:
    Ramîse ji ber min ve
    Bi çavên xwe î kesk î belek
    Stêrkên me
    Yek bi yek
    Û derkeve pêrgîna Rojê
    Bi sariya sibê
    Bibêje:

    - "Ey dostê min î rabirdû
    Mefera pêşbîra me!
    Tê kengê bibişirî ji me re?
    Kengê bi me re
    Derkevî serketinê?"

    Roza!
    Dilmiza, evîna min
    Xweşî şahî bo te
    Rojbaş
    Beyanî be xêr.
  • Aah! Azaldıkça artar
    Ön tarafım mezarlıksa arka taraf arsa
    Fazla trend kelimelerle acılarını anlat
    Paçalarını sıva

    Senden fazla şey mi bekliyorlar onlar?
    Ver canını on liraya ya da böyle kalcan
    Hah! Aynen öyle amcam
    İz bırakcaz hayata biz tohumlara fayda

    Bak akmıyor nehirler
    Bura fazla tehlikeli sen yetilerini belirle
    Utanmadan çocukları zehirler
    Sanki okusaydı aktivist olcaktı g*tveren

    Bir şeyler var özlenen
    Yoksa neden gezmeyelim bu saatten erken?
    Mekansız zamansız, sofrasız ilaçsız,
    Kalanlarda bir gün bana dişlerini kitler

    Anlaşalım abi
    Sen yürüycen yoluna ben düşlerime tabii
    Bizim karagölde Fırat kadar asi
    Bu kadar sıkıntı yani fıtratıma kâfi

    Bizi heyecanlandıramıyorsa bir şeyler artık öldüremez de
    Buna gönül vercen
    Sarmadıysa gitmek seni tabii dönüp gelcen
    Törpülenmiş pençen, koşuyorsun şevkle

    Bu sevda, bu güller arabeskle konsept
    Yoksa neden sevmeyelim para veya şöhret
    Bu sözler, bu isyan proteste konsept
    Sen de kapat gözlerini neye fayda görmek?

    Bu mu yani daha güzeli? Çağır gelsin herkes
    Sen dayından esrar gördün anfetamin ne gevşek!
    Psikolojim böyle disgokrafim lanet
    Histerikli kadınlar da cinayetler işler

    Kirli yüzlerim, bir de şu gizli düşlerim
    Hepsini fişledik ancak ittik düşmedi
    Uçurumlar önündeydi gençlik günlerim
    Anlıcaksın kalmadığında gitcek bir yerin

    Gitcek bir yerim s*keyim gençlik günlerim
    Ben kalbimi çöpe attım peşkeş çekmesin itler!
    O çocuklar eroinman nasıl çıkcak dipten?
    Bu kanunlar istemiyor temiz kalsın herkes

    Gençlik günlerim!
    Hay a*ına koyim öyle gençlik günlerim
    Tanıklık ettiğim bütün pislik işlerin
    Temizlenmiyor zihnim ve TC kimliğim, sicil defterim

    Bir macera yaşamak biz her mecraya taş atan
    Ahh! Nefret buna yol açan
    Çünkü iki sene kursağımda poğaça
    Çok tehlike işlerdeyiz etmiyorsak kolaçan...

    Gazapizm.
  • "eğer arzu, ıstırabı getiriyorsa, belki akıllıca arzu etmediğimizdendir ya da arzu ettiğimiz şeyi ustaca elde etmesini bilmediğimizdendir. kafalarımızı dua seccadelerine gömüp saklayacağımız yerde, tahriklere karşı çevremize duvarlar öreceğimiz yerde, arzularımızı doyurma konusunda ustalaşsak daha iyi değil mi? selamet denilen şey zayıflar içindir. benim inancım bu. ben selamet istemiyorum. ben hayat istiyorum. hayatın da tümünü istiyorum. sefaletini de, harikuladeliğini de. eğer tanrılar zevkten vergi istiyorsa öderim.(altı çizilesi cümle) ama vergilerine her seferinde itiraz ederim, karşı çıkarım. woden ya da şiva ya da buda ya da o hristiyan adam...neydi adı?... onlar buna saygı göstermiyorsa, o zaman onların gazabına da razıyım. hiç değilse bu zengin, yuvarlak gezegende, önüme serdikleri şöleni tatmış olurum, dişsiz bir tavşan gibi ondan kaçmamış olurum. en güzel şeylerin bu dünyaya sırf bizi denemek için, büyük ödülü almamızı daha zorlaştırmak için getirildiğine inanmıyorum. boşluğun güvenliğini de istemiyorum. hayatı bu kılığa sokmak insanlara da tanrılara da yakışmaz."
  • Dudaklarında bir garip türkü,
    Sevdiğimiz kadınların soluklarından
    Daha güzel, daha doyulmaz.
    Sonsuz uykusuna dalan ruhlara
    Bundan muhteşem ninni olamaz.
    Cemil Meriç
    Sayfa 142 - İletişim Yayınları