• 272 syf.
    Elim gitmiyor bir şey yazmaya aslında. Aylardır bekleyen, "işte halk dediğin" tarzı yazımı da yarım yamalak bıraktım. Arada Nesin'i okudukça aşka geliyor, kafamda türlü kurgularla yazıyı nihayete erdiriyor, sonrasında kitap bitince gazı kaçmış gazoz gibi öylece kalakalıp, "amaaan ne de olsa yazarız bir gün, önümüz seçim ne de olsa" diyerekten koyveriyorum. Gerçi sen yazsan ne olacak, Nesin yıllar evvel yazmış bu güzelim eseri. E peki ne değişmiş? Koca bir hiç...

    Anadolu'nun ücra bir köşesinde (kitabın sonunda belirtilir ki o köşe, Sivas-Suşehri), kaptıkaçtı, kasabaya yabancı birini getirir o gün. Küçük yer, yabancı direkt belli olur. Neyse işte bu bizim yabancı, kasabadaki iki otelden biri olan "Modern Palas Oteli"ne girer. Sonrası o yabancının, ahaliyle yaptığı sohbetlerden ibaret. Kitap bu düzlemde ilerliyor. Yabancıya bunca insan, bunca hikaye anlatıyor da bu hikayelerin konusu ne? Onca insan ve de onca hikaye var ama bu hikayelerin kahramanı tek: Zübükzade İbraam. Biraz daha zorlasan memleketin adı Zübükzade İbraam olarak anılacak, o derece. İnsanlar onunla yatıp onunla kalkıyorlar, kahvede, evde, meydanda, tarlada, hasılı iki kişinin bir araya gelebileceği her köşede onun lafı ediliyor. Edilmeden edilmiyor. Peki kim bu Zübükzade İbraam? O biiir! Halk kahramanı mı? Yöreye korku salan bir eşkıya mı? Popstar falan mı? Hiçbiri değil. O aslında hepinizsiniz, hepimiziz... BUNDAN SONRASI SPOILER. Gerçi bu kitaba spoiler ibaresi bile yersiz. Spoiler yemek istemeyen varsa bence hayattan da soyutlanmalı. Sebebini birazdan anlatacağız.

    Zübükzade İbraam bu hikayenin ana karakteri desek de hikayesi, babasının buraya göçmesi ile başlıyor. Adam bir çalımla, cakayla dalıyor ki piyasaya, yedi dağın efesi belle. Zaten namını da Zeybekzade Kara Yusuf Efe diye pazarlıyor. Yalnız bu efelerin efesinin hikayesi, kitapla birlikte başlamıyor ve ipliği pazara çıkarılınca da namı oğluna miras kalıyor. Hamamda kadınları dikizlemeye niyetlenen efe, enselenip de namına halel gelince, adı Zübük'e çıkıyor. Yalnız bizde hafıza kıttır, "babası nedir ki sıpası da ne ola" falan demiyor ahali, oğul Zübük'e kendini öptürdükçe öptürüyor. Zübük sağ yanaktan öptüyse, ahali solu da uzatıyor, "aman ağam burası darılmasın" diyerekten. Belki daha evvelki birçok incelemede Zübük yerilmiştir. Belki de bazı incelemeler, benim yapmak istediğim şeyi yapmıştır. Ben artık Zübük taşlamaktan yoruldum vesselam... Onun için Zübük'ü değil de, onu Zübük yapanları taşlamaya karar verdim.

    Yahu siz ahali, taa evvelinden bu adamın, kaymakamdan tut, başbakana kadar kendisine selam durduğuna güldünüz geçtiniz. Hatta evlatlarınız bizzat gözleriyle seyretti oyun çevirdiğini. Makaraya sardınız adamı. E peki nasıl bir tongaya düştünüz de bu adamın, sizin işlerinizi taa tepeden inme bir şekilde bağlayabileceğine inandınız? Çaresizdik deme. Çünkü siz de biliyordunuz ki, böylesi kolayınıza geliyordu. İşinizi kitaba göre yapmak dururken, siz "aman zorumuz kolay olsun, giden üç beş kuruşun lafı mı olur?" dediniz, sonrasında zorunuz zoruyla kaldı, elinizdekinden de oldunuz. Üçü kurtarayım derken beş kaybettiniz, ahmaklığınız duyulmasın diyerekten yediğiniz her kazığı donunuzun dibine gizlediniz. Ahmaklığınızı da açık etmesin diye, kazık atana daha da bir arka çıktınız. Şimdi kim kızar Zübük'e? Kim olsa öper sizi...

    Siz ahali! Particilik ayağına bir yol tuttunuz da, "bal tutan parmağını yalar" düsturuyla beli doğrultmaya bakmadınız mı? Zaten ne geldiyse başa, atasözlerini kendine yontmadan gelmedi mi? Geldi, geldi... Bak size de şu söz kaldı: Dinsizin hakkından imansız gelir. Siz kendinizi uyanık sandınız, ama körler ülkesinde tek gözlü, kral oldu gitti. Bazen onun sizi kandırması hoşunuza dahi gitti. Şundan sebep olsa gerek: Lan ben bile böylesini düşünemezdim! Kendinizden iyisini, iyi işler görenlerden aramadınız, nerde alavere dalavere var, onun feriştahını kendinize etek öpmelik seçtiniz. Şimdi de öyle değil misiniz? Kolay yoldan para gelecek, "biriniz bin olacak" diyene bağladınız sermayeyi, sonra da tokadı yiyince "vay anam, yandık" diye feryada durdunuz. Ağlamayın hiç boşa...

    Hani yöreye bir cami yapılacaktı da, hepiniz tepesine nur inecek gibi heyecan yapıp, karşı gelenleri şeytan niyetine taşlayacak olduydunuz. İman gücünüze hayran kalmamak namümkün. Amma velakin bir de bakıyoruz ki, camiye manda giriyor da, aylardır uğramadığınız için haberiniz dahi olmuyor. Aha perhiz, ahanda lahana turşusu... Şimdi de öyle değil misiniz? Vakit namazında üç-beş kişiye namaz kıldırılan camiler, adım başı her yere yapılmış iken, sizler onların minaresine bakarak mı iman tazeliyorsunuz? Sanki dersin ki kıyamet koparken 500 mt çapı içerisinde bir cami olan yere azap gazap yok! Kurtarılmış bölge! Gel gör ki içinde ibadet eden yok. Ben imamın, müezzinin yerinde olsam yatar kalkar yedi ceddinize dua ederim. Beni yormadan maaş verdiriyorsunuz diye.

    Behey zeki (!) ahali! Siz değil miydiniz, babasını dahi tanıdığınız Zübük'ün paşazade olduğunu kabul edip de, size sunduğu vesikalığı aslı astarını bilmeden tutup, belediyenin duvarına çerçeveletip astıran? Aklınız sıra dalganızı geçiyordunuz onunla ya, esas o sizin gibi malzemeyi bulmuş, parmağında evirip çeviriyordu... Onun gazıyla namlı eşkıyayı paşa bellediniz de hürmet ettiniz, dalga geçme adı altında. Şimdi de öyle değil misiniz? Adını sanını, cinsini cibiliyetini bilmeden, önüne yem atılan tavuklar misali size kahraman diye sunulan her şahsiyeti tepenize çıkarmıyor musunuz? Hatta bazen öyle gaza geliyorlar ki, size tarihin kara lekesi şahsiyetleri bile öptürüp başınıza koyduruyorlar. Örnek mi istiyorsunuz? Bir tanesi yeter umarım: https://iskilipdh.saglik.gov.tr sayfanın sağ üst köşesinde de onlar sizinle dalga geçiyorlar, benden demesi...

    Daha duymak ister misin ey ahali? Sen "he" desen de, benim anlatacak takatim yok. Kusura kalma... Hadi madem çok seviyorsunuz atasözlerini, bir tanesiyle veda edelim. Yalnız birazcık modifiye edilmişinden olacak: Anlayana sivrisinek saz, anlamayana sazı soksan az. Onun için kimse tutup da "vay anam, Zübük de şöyleydi, böyleydi" demesin.
  • Yaşam dediğin işte bu. Yaşam dediğin buysa, aslında hiçbir şey değilmiş.
    Erlom Ahvlediani
    Sayfa 127 - Dedalus Kitap Yayınları
  • Profesör, B vitamini diye düşündü. Bu işin B vitaminiyle bir ilgisi vardı ama sivrisinekler B vitamini fazla olanlara mı geliyorlardı, yoksa eksik olanlara mı, bunu bir türlü hatırlamıyordu.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 257 - Remzi