• Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir
    Böyle diyordu o pek ünlü şiirlerinin birinde Attilâ İlhan. Kadınları sevmişti İlhan, hem de pek sevmişti; “muhalif bir rüzgar” gibi girivermişti hayatlarına. Destursuz bağa girenlerdendi o, ansızın beliriverendi. Yaşı yetmişe geldiğinde dahi “Tıpkı liseli bir çocuk gibi hala aşık oluyorum.” diyebilendi. İşte bu nedenle, şiirlerinde sayısız kadın ismi verdi. Bu kadınların büyük çoğunluğu onunla aşk yaşarken, onun dizelerinin öznesi olup ölümsüzleşeceklerinin farkında bile değildi. “Kaptan” ise lirik dizeler vesilesiyle onları her daim güzel andı, şiirlerine onlarca kadın konuşlandırdı. İşte Attilâ İlhan’ın hayatında derin izler bırakmış kimi kadınlar ve ardında yürek burkan hikayeleri:

    1- Zehra: “Hayatımda rastladığım en ‘doğru’ kızlardan biriydi; ne yazık ki o günlerde ben yanlış bir yerdeydim.”

    Zehra, Attilâ İlhan’ın ilk şiir kitabı Duvar’dan itibaren bir çok şiirinde yer alır. Özellikle Yağmur Kaçağı kitabında ona ithafen yazılmış birkaç şiir vardır. Zira Zehra, pek çalkantılı; dargınlıklar, ayrılıp barışmalarla dolu bir ilişkinin kadın öznesidir. Attilâ İlhan’ın, “Akıllı siyah gözleri, düşünceli tebessümüyle Bursa Kız Lisesi’nde yatılı öğrenci bir genç kız” biçiminde tanımladığı Zehra, Bursa’da okumaktadır. Attilâ İlhan onunla 40’lı ve 50’li yıllarda gelgitli bir ilişki sürdürecektir. Onu diğer kadınlardan farklı kılan nokta ise kendisine duyduğu sarsılmaz inancıydı. Gittikçe derinleşen ilişki, Attilâ İlhan’ın İstanbul, Paris ve İzmir arsında yoğun mekik dokuması sebebiyle pek düzenli olamaz. İkili yine uzun bir dargınlık sürecinde iken Attilâ İlhan, yolda Zehra’ya tesadüf ediyor. Yeniden çarpılıyor. Bunun üstüne “Zehra’nın Hali” adında bir şiir daha yazıyor. Zehra’ya özürlerini ileten uzunca bir mektup yazıyor ancak yanıt alamıyor. Çünkü Zehra artık yorulmuştur. Almanya’ya taşınmıştır. Yıllar sonra ise bir İspanyolla tanışıp evlenecektir. Ancak İlhan’la arkadaşlıkları baki kalacaktır. Zira Zehra yıllar sonra tekrar İstanbul’a döndüğünde onu arar. O sıralarda Ankara’da olan İlhan’ı arayarak uzun uzun sohbet ederler. Böylece kökü onlarca yıl öncesine dayanan ilişkileri boyut değiştirerek varlığını sürdürecektir.
    sen kimsenin bilmediği bir yıldız gibisin
    istersen derya düşünür kahrolur kederinden
    istersen dağ yürür yağmur olur bulut olur
    bir rüzgârın koynundan çıkar gelirsin
    gözlerin iki siyah karanfil gibi
    gözlerini alsam yakana taksam
    zehra kardelin

    2- Suna Su: “Rujunu al gel!”

    Yağmur Kaçağı adlı şiir kitabının pek ünlü şiirlerinden birinin adıdır Suna Su. bunun haricinde daha pek çok şiirinde yer alan bir karakterdir. Bu şiirlerde karanlıktan korkan, pek çabuk üşüyen, hayalleriyle oyalanan zarif bir kız portresi karşımıza çıkar. Gerçekte ise Attilâ İlhan’ın, “Acaba yanlış zamanda yanlış yerdeki doğru kız mıydı?” şeklinde tanımladığı eski aşkıydı Suna Su. Kız kardeşi Çolpan İlhan’nın sınıf arkadaşıydı. Onu görür görmez etkilenmişti, ona göre Suna Su’nun “güzelliğinde bir Meryem tablosu safiyeti “ vardı. Suna Su, Attilâ İlhan ile her iki tarafı da alt üst eden fırtınalı bir ilişki yaşadı. Attilâ İlhan Paris ile İstanbul arası mekik dokurken, Suna Su İzmir’deydi. bir uzak mesafe trajedisiydi ilişkileri; mektuplarla ilerlemişti. Sonra bir vakit babası durumu öğrenir ve Attilâ İlhan’la buluşarak, onu uzunca dinledikten sonra, “İyi de evlat neyle geçineceksiniz?” şeklinde gerçeği yüzüne çarparcasına bir soru sorar. İlhan da durumun vehametinin farkındadır. Ancak kör kütük aşık olmuştur bir kere. Suna Su’ya bir mektup yazarak “Rujunu da al gel!” şekinde çağrıda bulunur. Ancak yıllarca ne bir ses, ne bir mektup ne de kendi gelir! Yıllar sonra anlaşılır ki ailesi Suna Su’nun Attilâ İlhan’a kaçacağından korkmuş ve kızlarını Anadolu’da bir subay olan abisinin yanına göndermişler. Böylece Suna Su’dan geriye öznesi olduğu birkaç enfes şiir kalır hatıra!
    ellerini saçlarıma dolaştırma
    parmakların dudaklarıma değmesin
    bu ağaçlar böyle yeşil giyiyorlar
    bu yıldızlar gözlerine doğuyorlar
    ellerini saçlarıma dolaştırma
    nefesin avuçlarıma esmesin
    yoksa yine yolcuyum suna su
    bu yağmurlar böyle yorgun yağıyorlar
    bu ruzgârlar kapımızı dövüyorlar
    bu ışıklar böyle birden sönüyorlar
    gözlerini karanlığa alıştırma
    aydınlığı seviyorum suna su

    3- Maria Missakian: “Onunla en imkansız aşkı yaşadık.”

    Yine Yağmur Kaçağı adlı şiir kitabında yer alan enfes şiirlerden biri ve o şiirin adandığı bir başka Attilâ İlhan kadını. Attilâ İlhan o sıralar Paris’tedir. Genellikle yazarların takıldığı bir kahvede yeni kitabı üzerinde çalışmaktadır. Başını kaldırdığında, “piyano siyahı saçları omuzlarına dağılan, seyrek ve dağınık kaşlı, kıvırcak kirpikli, hafif çekik lacivert gözleri hülyalı, karanlık saçlarında mıknatıslı mavi çakıntılar, neredeyse saydam beyaz bir ten” şeklinde tarif ettiği bir kız:
    – Siz Türk müsünüz? şeklinde ani bir soru sorar. Sonrasında ailesinin Türkiye’den göçmüş bir Ermeni olduğunu söyler. İşte böylece tarihin gördüğü en imkansız aşklardan biri alev almıştır bile. Maria çok yoksuldur, Attilâ beş parasız. Attilâ İlhan, Nazım Hikmet’i Kurtarma Hareketi’nde bir sosyalist, Maria ise bir silah dükkanında tezgahtardır. Birisi Ermeni, diğeri Türk’tür. Ancak yine de birbirlerine aşık olan ikilinin ilişkisi iyice derinleşecektir. Attilâ İlhan, Maria’nın çalıştığı yere yakın bir kahvede çalışmaya başlar. Artık Maria her öğle arasında sandviçiyle yanındadır. Sinemalarda, kahvelerde ve sokaklarda iyice büyüyen ilişki, Attilâ’nın Türkiye’ye dönmesi gerektiği için yara alır. Maria ise Londra’da bir iş bulup oraya gider. Attilâ onu Türkiye’ye getirtmek için her yolu dener ancak acımasız bürokrasi buna izin vermez. Zira Maria’nın ailesi Osmanlı’dan izinsiz kaçan siyasi mülteci oldukları için pasaport alamaz ve Türkiye’ye giriş yapamaz. Böylece destansı aşk, sonsuzluğa hapsedilir.
    Yıllar sonra Attilâ İlhan’ın abisi Maria’yı arayıp bulur; onunla konuşur. Sonrasında ülkeye dönen abisi, doğruca Attilâ’nın yanına gelir ve:
    – Maria’nın selamı var, der. Hayırsız bir müzisyenle evli, iki de çocuğu olmuş, biraz fazlaca içiyor. Seni konuşurken gizlice ağladı.
    Bunun üzerine Attilâ İlhan, Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp ona gönderir.
    yine akşam oldu attilâ ilhan
    ustelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki paris’te maria missakian
    avuclarında bir carmih acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i
    sana kacmayı tasarlar her akşam …

    /Arka Kapak - Medeni Yılmaz'dan alıntıdır/
  • "Siyahı çok seviyorum," diye kabul etti, "bana kalsa hep siyah giyinirim."
    "Neden? Siyah çok iç karartıcı."
    "Hayır, aksine insanın düşündüğü her şeye önem katıyor. Kendimizi ciddiye almalıyız."
  • Yağmurdan iki damla kulaklarında küpe
    saçlarında sarhoş ikindi esintileri
    aysız gecelerin dantelleriyle örülü kirpikler
    dudaklarında pembe kanatlı bir kelebek
    tenin sabah güneşinde buğday rengi
    gözlerinde kıvranan derin siyahi istek...
    Biraz eğ başını, hafifçe gülümse, oldu
    Işık uygun, harika bir fotoğraf olacak bu
    birde fonda şu cüzzamlı yeryüzü olmasa!
    Ah, kurumuş deniz toprağındaki gümrah baca!
    Ah, aç yolcuları taşıyan ekmekten tekne
    yine de seviyorum seni sakın kıpırdama!
    Ahmet Ümit
    Sayfa 176 - YKY
  • Ey sabahın katmerli mavi gülü
    Gökyüzü , dedim
    Yalnız değilim, neden beni yalnız bıraktın.
    Edip Cansever
    Seni seviyorum Kadin !