• Biz halk çocuklarıyız. Sert kol yorgunluğunu çeke çeke büyüdük. Ömrümüz öyle bir topluluk içinde geçti ki yalnız çalışmamız ile milletimizi temsil etmek dâvasını sahtekârca yürüten siyaset kuklalarından çok daha üstün insanlarız. Biz halkın evladı olduğumuz için onu aldatmak, önceden ulaşılamayacak şeyler vâdederek sonra onu boğmak küçüklüğüne asla düşmeyiz. Bilâkis, biz onun doğru olan hukukunu, meşru menfaatlerini alenen ve resmen boynumuza alıyoruz. İtalya'nın faşist olmasını istiyoruz çünkü onun ihmal ve zillet içinde bulunan insanlar tarafından idare edilmesindem bezdik.

    Mussolini
    Galip Erdem
    Sayfa 136 - Ötüken Neşriyat
  • Mustafa Kemal matbuatı tamamiyle eline almıştı. Buna çok ehemmiyet veriliyordu. Ankara’da Hakimiyet-i Milliye gazetesini büyülttü, mühim bir bina yaptı, mühim makineler getirdi. Başına Falih Rıfkı’yı koydu. İstanbul’da Ahmed Emin’in elinden Sabahçı Mihran’ın matbaasını aldı. Milliyet adında bir gazete çıkardı. Bunun başına da Siirt mebusu yaptığı eski yaveri Kürt Malımud’u koydu. Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Yahya Kemal’de her iki gazetenin muharrirlerinden. Bu muharrirlerin yaptıkları şu: Günümüzü cennet göstermek, Mustafa Kemal’i Allah mertebesine çıkarmak. Medih, medih.. Başka şey yok.
    Yunus Nadi İstanbul’da bir rum’a ait büyük bir bina ve makineleri ucuzca kapattı. İkiyüz bin liralık malı, sekiz-on bin liraya aldı. Hattâ makinelerin kıymetini Matbaa-i Amire mürettipleriyle makinecileri takdir ettirmişler. Dört bin lira yazın demişler. Bunlar reddetmişler. Sonra zorla tazyik ettirmişler. Bunu bana Matbaa-i Amire’de bu adamlar anlattılar. O da Cumhuriyet gazetesini çıkarıyor. Orda kâmilen medihnâme ve zafer destanı... Akşam gazetesi de ellerinde. Bunun da aleti Necmeddin Sadık. Bu adam iki yüzlü kılıç. Cavit’lerin sıkı ahbabı fakat Hükümetin de meddahı. Evvelce lehe, bazan da aleyhe yazıyordu. Hattâ bir defa Hükümet aleyhine pek şiddetli bir makale neşretmişti. Sonra tam meddah oldu. Mükâfaten meb’usluğa çırağ buyuruldu. Vakit gazetesi de meddah. Sonra o da mebuslukla çerağ buyruldu. Matbuat böyle kâmilen meddah oldu. Söndü, öldü. Başka gazete de yok. Türk matbuatına innellahe ve inna ileyhi raciûn. Matbuata yeni çirkin bir leke daha sürüldü.
    Artık bu gazeteler yüz acısı, millî ar. İnsan okumaktan utanıyor. Yahya Kemal’i severdim. Bir iki defa nasihat ettim: “Yapma! İleri atılma! Çirkin şey. Bu böyle gitmez. Sonra pişman olursun” dedim. Sözümü dinledi. Bir daha yazı yazmadı. Ötekiler devam ettiler. Bunlar, bilhassa adlarını saydığım muharrirler, “Gazi ilham alıyor” diyorlar. “Dâhidir” diyorlar. Dâhi bildiğimiz bir türlü olurdu. Meğerse, bir şahısta bir çok dâhilik olurmuş. (........) diyorlar: Sen askerlik dâhisisin, ziraat dâhisisin, idare dâhisisin, siyaset dâhisisin, teceddüd dâhisi, inkilâp dâhisi, ilh... Ucu bucağı yok. Hayret!.. Bir yaşımıza daha girdik. Mustafa Kemal, kendisi de nutuklarında “ilham alıyorum” diyor. Demek bu adam (...........) müthiş ilerlemiş. Eski padişahlar ilâhî, müstesna bir varlık oldukları kanaatine varmışlardı... Bu da öyle. Biri bir gazetede: “Sen peygambersin, fakat ondan da büyüksün” dedi. Hem hepsi ona: “Ulu yaratıcı” diyorlar. Bu eski “Halik-i azîm”i tercümesidir. Yâni onu Allah yaptılar. Mustafa Kemal reddedip, bunları terbiye etmedi. Artık Ulu Gazi, Yüce Gazi, Kudret Haliki, Mukaddes Reis, işaret buyurdular, ilh... gibi tabirler aldı yürüdü. Bunların Abdülhamid’in zillullah-ı filard, gazi ibni gazi, Halife-i nıyi zemin gibi sıfatlardan sanki ne farkı var? Abdülhamid’inkileri ezberlemiştik. Şimdi bir ezber ders bellemek lüzumu hâsıl oldu.

    (*) Herif ve bir hastalık adı ile ilgili üç kelime metinden çıkartıldı.
  • - "... Eğer idare etmesini bilmezseniz; bağımsızlık, bedeli yüksek bir erdemdir..."
  • 492 syf.
    ·11 günde
    Vatan hizmetine adanmış bir ömrün değerli isimler tarafından anlatıldığı kolektif bir çalışma.

    Hasan Ali Yücel'in hayatı, hayatına dokunduğu insanlar ve ülkeye yaptığı hizmetler; dönemin şartları, siyaset, sanat, eğitim-öğretim ve daha birçok konuda bilgi sahibi olmaya olanak sağlayan muhteşem bir kitap. Özellikle Köy Enstitüleri hakkında yapılacak olan inceleme ve araştırmalar için değerli bir kaynak.

    Yücel'in binbir güzel düşüncesi içerisinde en sevdiğim; kitabın ekmekle bir tutulmasını gerçekleştirici, özgür okuma saatleri düzenlemek ve her koşulda, her gün okuma fikri oldu.

    Yücel'e göre kurtuluşun şartları:
    1.Mahkeme ve hükümet organlarında "Namus" ve "Adalet".
    2.Devlet işlerinde milletten gizli bir noktanın bulunmaması.
    3.İftiralara ve haksızlıklara yol açan, muhatabı meçhul arkadan muamelelerin kalkması; suçların açık, suçlulukların ancak mahkemelerde yargılanır olması; savunmasız hiçbir vatandaşın hiçbir hükme konu olmaması.
    4.Okuryazarlığın yüzde yüz gerçekleşmesi ile başlayacak medeni seviyeye yükselmesi.
    5.Müspet bilimin ve aklın her türlü düşüncelere hakim olması.
    6.Müslümanlığın asıl kaynaklarına gidilerek milletçe ne olduğunun anlaşılması.
    7.Atatürk devrimlerinin sarsılmaz prensipler olarak günün iktidarlarınca samimi surette kabul edilmesi.
    8.Türk milletinde, yeniden bir kurtarıcı aramama bilincinin uyanması.
    9.Bu şartların gerçekleşmesini düzenleyecek bir anayasa ve ona göre kurulacak normal demokratik idare...
    10.Bugün ve her zaman Türk aydınına düşen başlıca görev, düşündüğünü düşündüğü gibi söyleyip yazmaktır. Bu kadarına cesareti yoksa susmak! İtikadımca, başımıza gelen belaların kaynağı, aydınların düşündüklerinden gayrısını söyleyip yazmalarıdır. (Kocabaş, s. 78)

    Bu derinlikteki bir kitap için yetersiz olan incelememsi yazıyı iki alıntı ile sonlandırmak istiyorum.

    "Bu denli makamının hakkını veren bir Bakanın, en verimli çağında görevden ayrılmak zorunda bırakılması ve edilgen duruma getirilmesi, sonraki kuşaklara yapılan bir ihanet değilse, nedir?" (Aksu, s.121)

    "Ömrünü Türkiye'de bir düşünce, bir bilinç ortamı kurulsun diye harcamış bir insanı, hiç olmazsa ölümü ardından düşünmek bir insanlık borcudur..." (Kocabaş, s. 80)
  • İslamdaki tevekkül anlayışı, bir tutum olarak idare etme kültürünü anlamada bir fikir verebilir; nitekim burada da, kişinin gücünün yetmediği ya da gözünün kesmediği bir güçlük karşısında hayatına ilişkin yetkiyi ve ehliyeti -en basit tabiriyle- bir üst merciye tevdi ettiği bir tabiyet söz konusu. Etienne de la Boetie'nin tabiriyle bir nevi "gönüllü kulluk kurumu" olarak da niteleyebileceğirniz idare etme kültürü, kişinin kendi yaşamının öznesi ve faili olmadığını düşündüğü koşullarda hızla yaygınlaşıp kökleşiyor. Üstelik bu kültürün günümüzde yalnızca Türkiye gibi derin toplumsal yarılmaların söz konusu olduğu ülkelerde değil, dünya genelinde yaygınlaştığını da belirtmemiz gerek
  • Nefs-ı Natıka (akıl) güçlendiği, kişinin şahsiyetinde belirleyici bir konum kazandığı zaman, bununla diğer iki gücünü idare etmesi de mümkün olur.
    Nefsini her türlü çirkinlikten alıkoyar ve her zaman güzel ahlaka uyar.
    Kişinin nefs-ı natıkası güçlü değilse, ezik ve silik olursa, bu takdirde kişinin yapması gereken ilk iş, ahlakını doğru yöne kanalize etmek için bu gücünü eğitimle güçlendirme-sidir.
    Bu gücün, yani nefs-ı natıkanın güçlendirilmesi de ancak akli ilimlerle olur.
    İnsan akli ilimleri incelediğinde, iyice araştırdığında, ahlak ve siyaset kitaplarını okuduğunda ve bunu sürekli hale getirdiğinde nefsi uyanır, kendine gelir, uyuşukluğundan silkinir, erdemlerinin farkına varır, rezilliklerinden yüz çevirir.Çünkü.. Akıl gücü dediğimiz nefs-ı natıka, erdem ve iyiliklerin yok olduğu, rezilliklerin bünyeyi istila ettiği durumlarda zayıflar, silikleşir.
    Ama..
    Nefis, erdemlerle bezendiği, edep edindiği zaman gafletinden uyanır, sarhoşluğun-dan ayıkır, zayıflığından sonra güçlenir.
    Bu nefsin erdemleri; akli ilimlerdir, özellikle büyük bir titizlikle araştırılmış olanları..
    Bir insan, akli ilimleri öğrenmeye başladığı zaman sırasıyla..
    Nefsi şereflenir, Himmeti yücelir, Düşüncesi kuvvetlenir, Nefsine karşı güç kazanır, Nihayetinde de..
    Güzel ahlaka kavuşur.
    Nefsini ıslah edecek güce sahip olur, Doğası, mizacı kendisine boyun eğer, Nefsini arındırması kolaylaşır, Gazap ve şehvet nefsi kendisine boyun eğmeye başlar..
    Dolayısıyla da bu iki nefsini ezmesi ve boyun eğdirmesi kendisine kolaylaşır.
    O halde..
    Ahlakını yönetip güzelliğe yöneltmek isteyen kişinin öncelikle yapması gereken şey, ahlak ve siyaset kitaplarını incelemesidir.
    Sonra da..
    Hakikat ilimleri üzerinde yoğunlaşması gerekir.
    Çünkü.. Nefsin gelebileceği en şerefli düzey; eşyanın hakikatini idrak etmesi, varlıkların mahiyetlerini gözlemleyecek kapasiteye ulaşmasıdır. İnsan, nefsi şeref kazanıp, himmeti yücelince, fazilet ehlinin mertebelerine yükselir.
    Nefs-ı Natıka'yı ıslah eden, onu güçlendiren bir husus da ilim ehliyle oturup kalkmak, onların arasına karışmak, onların ahlaklarına ve adetlerine uymaktır.
    Özellikle..
    Hakikat ilmine sahip, son derece uyanık ve dikkatli olanların, işlerinde ilimlerinin ge-rektirdiği ve akıllarının ilham ettiği gibi hareket edenlerin yolunu izlemektir.
    Nefs-ı Natıka'nın ahlakını ayrıştırmanın yolu:
    Nefs-ı Natıka'nın ahlakını ayrıştırıp güzel huylarıyla amel etme ve çirkin huylarını bir kenara atmaya gelince, bu da insanın nefs-ı natıkasını eğitmesiyle mümkün olur.
    Çünkü..
    Nefs-ı natıka hakikat ilimleriyle eğitilip uyandırıldığmda şereflenir, çirkin adetlere tenezzül etmez, çirkinliklerle kirlenmeyi kendisine yakıştırmaz.
    Bu durumda da sırasıyla..
    Kişinin çirkin olan adetlerden kaçınması kolaylaşır.

    Muhyiddin-Arabi
  • Nitekim eski Başkan Nixon, emekliye ayrılması dolayısıyla “susma yükümlülüğü "nden kurtulmuş olarak, 7 Ocak 1991’de New York Times’ta şunları yazıyordu:

    “Biz oraya demokrasiyi müdafaa etmek için gitmiyoruz, çünkü Kuveyt demokratik bir ülke değildir ve o bölgede demokrasi ile idare edilen bir ülke de yok. Biz oraya bir diktatörlüğü yıkmak için gitmiyoruz, aksi takdirde Suriye’ye gitmezdik. Biz oraya milletlerarası meşruiyeti savunmak için de gitmiyoruz. Biz oraya gidiyoruz ve bizim oraya gitmemiz lâzım, zira bizim hayatî menfaatlerimize dokunulmasına müsaade etmeyiz."
    Roger Garaudy
    Sayfa 63 - 1.baskı 2002 Türk Edebiyatı Vakfı