John F. Kennedy nin Cesaret Ve Fazilet Mücadelesi kitabı her ne kadar siyasetteki “Cesaret Ve Fazilet Mücadelesi”ni anlatması nedeniyle daha çok bir siyaset kitabı olarak görülse de, herkesin aynı zamanda kendi yaşamının siyasetçisi olması bakımından aslında herkesin “Cesaret Ve Fazilet Mücadelesi”ni ilgilendiren bir kitap.

Kitap, aslında HERKESİ ilgilendiriyor; çünkü diğer erdemler gibi “Cesaret Ve Fazilet” erdemleri de ancak, içinde mücadeleyi de barındıran bir emekle, bir gayretle, bir cehd ile mümkün.

Birey olarak kişi siyasetçi olsun yada olmasın ahlaklı/etik olmak için bir “Cesaret Ve Fazilet” mücadelesi vermek ve erdemlerden nasibini almak zorunda.
Çünkü erdemler, doğumla -etnik olarak- yada sadece bir seçim ile -ideoloji, herhangi bir dünya görüşü yada din seçimiyle- otomatikmen kazanılamıyorlar, kazanılamazlar da. Ancak bir emek, gayret, çabalama sonrası edinilebilir, edilinilebilirse.

Siyasi kişiliklerin gözetmek zorunda oldukları bir “denge” olduğu gibi özellikle ahlaklı/etik bir insan olmak isteyenlerin de gözetmeleri gereken dengeler var. İşte bu kitap her insan için gerekli bu denge arayışında kişilere çok yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Erdem, ahlak veya insanlık tutkunlarına ısrarla öneriyorum..

Lina Halimova, Gazi ve Fikriye'yi inceledi.
 18 May 20:32 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitabı okurken üç duygu arasında gidip geldim ;
1. HAYRANLIK
2.KIZGINLIK
3.KIRGINLIK
FİKRİYE
Bir çok kişi kendisine acısa da aksine ben Fikriye’ye HAYRAN kaldım ...Cumhuriyet’e giden o zor dönemde Atatürk’ün yanında sergilediği duruşuna ,hiç bir beklentisi olmadan hiç bir karşılık beklemeden Atatürk’e olan aşkına, olgunluğuna, zerafetine, soyluluğuna, bağlılığına .
LATİFE
Kendisi için fazla yazıp parmaklarımı yormamaya karar verdim (vaktinde Atatürk’ü kaprisleri ile yeterince yormuş,bir de beni yormasın ) tek cümle ile özetleyeceğim kendisini ; Londra’da , Paris’te eğitim görmüş olabilir ama ;olgunluğu ,zarafeti ,soyluluğu insan kendi hal tavırlarıyla yaratır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
KIRGINIM ; hatta hayal kırıklığı içerisindeyim de diyebilirim .Mükemmel bir asker , mükemmel bir siyasetçi ,mükemmel bir tarihçi ama gönül işlerinde içindeki VATAN ve MİLLET aşkından dolayı mı bilemem kendi aşkına yer bulamamış . Tüm dünyayı durduran ADAM Latifenin taşkınlıklarını durduramamış .Önsezilerinin güçlü olması İle günümüzde bile hala konuşulan ADAM ,Latife konusunda yaptığı hatayı görememiş .
Demiş ki ;
“Beni iki kadın çok sevdi: Biri yalnız ben olduğum için, öteki mevkim için” Al işte burda da yanılmış o “iki” ye beni de ekle etti “üç” Kırgın olabilirim ama bu kendisini MUSTAFA KEMAL olduğun İçin Sevmeme mani değil .

Cengiz gelincik, bir alıntı ekledi.
18 May 02:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Sadece bu diske bakarak bile tarihin Sümer'de başladığını anlamak sence mümkün görünmüyor mu?"
"Çağdaş insanın hayatını dolduran ne varsa, bundan beş bin yıl evvel Sümerler onun doğumuna şahitlik ettiler Zara. Öğretmen veya bilim adamı, tarihçi veya şair, ressam veya felsefeci, hukukçu veya yönetici, siyasetçi yahut mimar, heykeltıraş veya muhasebeci, tamirci veya marangoz herkes ilk meslektaşını Sümer'de görebilir."
"Oysa biz bütün bunların ilk örneklerini hep Batı'da ortaya çıktığını öğrendik. İcatlar ansiklopedisi..."
"Sanayi devriminden sonra Batı dünyası, geçmişte yapılmış her şeyi kendi atalarına bağlama gibi bir hastalığa kapıldı maalesef. Kültür tarihçileri arasında Sümer diye bir medeniyetin varlığını ortaya çıkarmaktan bugün pişman duyanlar bile vardır zannederim. Oysa yüz sene kadar evvel Osmanlı topraklarına bilim adamlarıyla, arkeologlarıyla, askerleriyle saldırırken niyeti yalnızca insanlığın kökenini aramaktı. Batılı atalarını bulacaklarını düşünüyorlardı ama karşılarına bambaşka Doğulu bir adam çıktı. Ve baktılar ki buldukları her şey kendilerini değil, Doğuluları işaret ediyor, Doğu birdenbire barbar ilan ediliverdi."
"Kimliksizleştirme çağının başlangıcı desene!"
"Yok sayma çağı, belki de. Oysa dikkatli bakanlar, bugün bir Ezop masalında, bir Süleyman meselesinde, bir Oklit teoreminde, bir Atina senatosunda, bir Roma hukukunda, bir Nasa gözlemevinde, bir kraliyet armasının deseninde, paranın şeklinde, ölçüsünün ve tartınının derecelerinde hep Sümer'in, Babil'in, Asur'un, Akat'ın, kısaca Doğu'nun derin izleri ve öncülüğü olduğunu kolayca göreceklerdir, beş bin yıl, on bin yıl evvel..."
"Güneş doğudan yükselir, diyenlere katıldın, farkında mısın?"

Abum Rabum, İskender Pala (Sayfa 478)Abum Rabum, İskender Pala (Sayfa 478)

İki tür insana asla güvenme: Nasıl oy vereceğini söyleyen ilahiyatçı, nasıl ibadet edeceğini söyleyen siyasetçi.

Matematikçi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü inceledi.
08 May 15:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İlkokuldan başlayıp üniversiteye kadar ders ders gördüğümüz önderimizin hayatı belki de bu kadar farklı ve güzel anlatılabilirdi. Klasik İlber Ortaylı, her cümlesinde beyinde ne kadar bilgi olduğunu ve aslında bizim de bu farklı bilgilere ne kadar aç olduğumuzu bildire bildire satırlara dökmüş yazılarını... Günümüzde maalesef gerçeklerle sahteler; bir haberin nereden geldiği belli olmayan kendine siyasetçi, tarihçi diyen kişilerin ağzında o haber senin bu haber benim ve buna inanan bir sürü gencin ağzında gezer olmuş durumda...O yüzden okuması çok gerekli ve bir o kadar da zorunlu bir kitap bana göre...

Tubarsln, bir alıntı ekledi.
06 May 22:21 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ama siyasetçi dostum; bu gelmekte olan tefekkür, bu gelme ihtimali olan mütefekkir seni kayıtsızlığa değil, meraka sevk etmeli. Onun seninle ilişki kurmaya gönül indirmediğini tahmin edebiliyoruz. Ama sen onun fildişi kulesine çıkmaya ne dersin? Çünkü onun sana ihtiyacı yokmuş gibi davranması sağlığın alametiyken, senin ona ihtiyacın yokmuş gibi davranmansa siyasetsizliğin alameti.

Belki de Üzülmeliyiz, Ahmet Murat (Sayfa 160)Belki de Üzülmeliyiz, Ahmet Murat (Sayfa 160)
Tubarsln, bir alıntı ekledi.
 06 May 22:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

BÜYÜKÇE YAZALIM
Ama sen ey siyasetçi dostum, o genci dinleyeceksin. O gelmekte olan şiirdir.

Belki de Üzülmeliyiz, Ahmet MuratBelki de Üzülmeliyiz, Ahmet Murat

Fransa'da;
300 yazar ve siyasetçi Kur'ân'dan bazı âyetlerin çıkarılması
kampanyası başlattı
Sarkozy de bu gürûha katıldı
Gerekçe:
Yahudi düşmanlığı ve şiddet iddiası...
SONUÇ BELLİ:
يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
''Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar.
Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah -nurunu- tamamlayacaktır.''

SAFF-8

Esra, bir alıntı ekledi.
05 May 09:07

"Çoğu iktisatçı ve siyasetçi "meseleyi doğru anlamaya" odaklanır. Oysa asıl odaklanılması gereken yoksul ülkelerin neden "meseleyi yanlış anladıklarına" açıklama getirmektir."

Ulusların Düşüşü, James A. RobinsonUlusların Düşüşü, James A. Robinson

Arapça olmazsa konuşamayız! - Prof.Dr.Nevzat Gözaydın :
Türkçe'nin temelinde Arapça kökenli kelimeler o kadar yer alıyor ki, saymakla bitmez. Türkçe'nin önemli bir kısmında yer edinene Arapça olmadan Türkçe'yi konuşabilir miyiz acaba?...

Bir eksiğiniz olsa “tedarik” edemez, bir yanlış yapsanız “telafi” edemezsiniz. Arapça olmasa “özür” dileyemez, bir “mazeret” sunamazsınız.Birisi öfkelenip parlasa “teskin” edemezsiniz. “Vaaz” “nasihat” “fayda” vermez. “Takdir” , “tekdir” de her zaman iş görmez. Bir defa Arapça olmasa “Efenim, şey..” diye bile kekeleyemezsiniz. Zira “şey” Arapçadır. İsteğiniz olsa “recâ” ederim diyemezsiniz.

Birbirinizi “teselli” edemez, “kader-i İlahi”dir, “mahzun” “mükedder” olma, “sabr”et, “akıbet”i “hayr” olur, diyemezsiniz. “Nüfus” cüzdanınız “kayb” olsa ( aslı, “gâib”) “ilan” veremez, efenim şöyle “lezzet”li bir yemeği “iştah”la “mide”ye indiremezsiniz.Canım sıkıldı, “haber”leri dinleyeyim. Yok. Bir “kitab” a sardırayım. Olmaz. Kendimi “sokağa”, “cadde”ye atayım. “Mümkün” değil.Çıkıp “etraf”a bir bakayım, şu “civar” da bir turlayıp geleyim; yemez! Köyüme gideyim, bir “hava” değiştireyim! Yapamazsınız.

Köy değil ama köyün bağlı olduğu “kasaba”, “nâhiye”, “belde” Arapçadır. Ülke değil ama “vatan”, “memleket” Arapçadır.Beyler, işi “ciddi” ye alın. Kişinin “hadd”ini bilmesi büyük “fazilet”tir. “Talip” ne der: Kişi “noksan”ını bilmek gibi “irfan” olmaz.“ İnsaf”, “ Ya hu ”! “ Din ”, “iman”, “vatan”, “ar”, “namus”, “haya”, “iffet”, “izzet”, “şeref”, “akıl”, “iz’an”... Hepsi Arapçadır.Kötü bir durum var. Etraf “hain”den, -afedersiniz- “fikir fahişe” sinden geçilmez “hal”e gelmiş. “Haysiyet” “cellat”ları köşeleri tutmuş.

Nerden türedi bu kadar “asıl”sız, “nur”suz, şu güzelim ülkede.. Bunlarda “ahlak”, “edep” yok. Yüzlerine tükürsen “iltifat” sayacaklar! “Rezalet” diz boyu. Her yol “mübah” sayılır olmuş. Kepazelik "arş"a çıkmış. “Haya” sızlık, “cesaret” adı altında “arz”-ı endama durmuş.“ Samimiyet” yok. “Münafık” ağızlar, sahte “surat”lar, iğreti “tebessüm”ler, “muzdarib” görünen “müstehzi” çehreler, "zahmet"siz dimağ"lar

“Kader” mi diyeceğiz? “Şüphe”siz öyle de bu “ adam” ların/bu âdemlerin bizim hiç mi “kabahat”imiz yok. Ne diyelim. Allah “ıslah” etsin.İnsanların iç “huzur”u yok. “Kanaat” duygusu kaybolmuş. Kendisine biçilene “razı” olan yok. Büyük bir “hırs”, “tamah” var insanlarda.Toplum, "tehlike"lice “kutup”lara ayrılmış; birbirlerine “nefret” gözüyle bakıp “husumet” besler olmuşlar. “Hakaret”, “küfür” bini bir para!Hadi “aşk”ı-“meşk”i, “ahbap”lığı bir “taraf”a bırakalım; içtenlikle “hasbihal”edemez, birbirimize bir “merhaba” da mı diyemeyiz.

Meğer ne çok şey borçluyuz şu Arapçaya.. “Hayat”da Arapçadır, “vücud” (varlık) da.. “Ebediyet” de “saadet” de; “bereket” de “huzur” da..“İstikbal”e “dair” “emel”lerimiz de Arapçadır; “mazi”ye “ait” “tahassür/tahassüs”lerimiz de.. “Ân”a “ait” “efkâr” ve "buhran"ımız da ..Arapça olmasa “ilim”, “fen, “sanat” olmaz, Efendiler! Daha da ileri giderek sizi “temin” ederim ki, hiçbir “faaliyet” yapılamaz. Nokta Bu arada, "nokta" da Arapça :)O olmasa, ne “mütefekkir”imiz ne “ilim”, “edebiyat” ve “tarih” adamımız olur. Ne “mefküre” sahibi idealist “siyaset”çi ne “dava” adamı kalır.

Ne “esnaf”-“ticaret” “erbabı”, ne “hizmet”li “sınıf”ı, ne “amele” , ne de düşmanın kalbine korku ve “dehşet” salacak “asker”imiz kalır.Çocukların “mürüvvet”ini göremez, "nikah" yapamayız. Böylece, ne “aile” olur; ne “sülale” ne “nesep”.Bu "kadar"ına da pes, “yani”! “İsim”, “fiil”, “harf”, “kelime” hepsi Arapça dostlar! Arapça olmasa iki “kelam” edemeyiz şurada!Bu kadarı da “fazla” mı diyorsunuz. Eh, “nazar” değmesin, “hatta” “Maşallah” diyelim o zaman. Bir “kusur”, "hata" etmişsek “af” ola...