"Bir daha dinle... Biraz daha derin olan açıklamayı dinle. Gözle görülen bütün nesneler dostum, sadece karton mas-kelerdir. Ama her hadisede -yaşayan bir harekette, kuşku duyulmayan bir eylemde- orada, muhakeme gücünden yoksun o maskenin arkasından, bilinmeyen ama muhakeme gücüne sahip bir şey, çehresinin kalıplarını ortaya koyar. İnsan eğer vuracaksa, maskeye nüfuz ederek vurmalıdır! Bir tutsak duvarı delip geçmeden nasıl dışarıya ulaşabilir? Benim için beyaz balina, yakınıma itilen o duvardır. Bazen onun ötesinde hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Ama bu kadarı yeterli. O beni zorluyor; omuzlarıma bir yük bindiriyor; onda, içinde anlaşılmaz bir melanet barınan ölçüsüz bir güç görüyorum. Esas olarak nefret ettiğim, o anlaşılmaz şey; ve beyaz balina bir araç da olsa, işin aslı da olsa, o nefretimi ondan çıkaracağım. Bana kâfirlikten söz etme dostum; bana hakaret edecek olsa, güneşe bile vururdum. Çünkü eğer güneş bunu yapabilseydi, ben de ötekini yapabilirdim; zira kıskançlık bütün yaratıklara egemendir ve bunda daima bir tür sportmenlik vardır. Ama o sportmenlik bile benim efendim değil, dostum. Benim üstümde kim var? Hakikatin sının yoktur. Gözlerini çek üzerimden! Ahmakça bir bakış, zebanilerin kızgın bakışlarından daha dayanılmazdır! İşte; kızarıyorsun ve rengin atıyor; hararetim seni eritip öfkeden kor haline getirdi. Ama bana bak Starbuck, kızgınlıkla söylenen sözlerin hükmü yoktur. Bazı insanların hararetli sözleri çok onur kırıcı değildir. Niyetim seni sinirlendirmek değildi. Unut bunları. Bak! Şurada, Türklerin vahşi yanak-larına benzeyen benekli esmerliği gör... Güneşin boyadığı yaşayan, nefes alan tabloları gör. Pagan leoparları... Yaşayan, arayan ve hissettikleri yakıcı hayatiyet için hiçbir sebep göstermeyen, umursamaz, tapınmaz şeyleri! Mürettebat,