• Selamlar, dostlar. Haim Nahumla ilgili bir analiz. Fikirlerinizi beklerim. Saygılar.

    “Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için,
    Dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir.”

    Necip Fazıl KISAKÜREK

    Kitabın Yazılış Amacına Dair

    Yazar Hüseyin Serkan Elönü, yazdığı “Haim Nahum” adlı kitabın önsözünde fikir, düşünce olarak yazma niyetini şöyle anlatmıştır: “Dinimizin ve ülkemizin kahramanları hakkında tonlarca kitap bulunurken İslam düşmanları hakkında ciddi eser maalesef bulamıyoruz.” Elönü, büyük bir eksikliğimizden haberdar ederken yazının devamı şöyle: “Düşmanımızı tanımıyoruz ve maalesef tanımak için çaba da sarfetmiyoruz. Bu kadar İslam’a zarar veren birisi olan Haim Nahum’un hayatını anlatan bir kitabın maalesef yazılmaması büyük bir eksikliktir.” (Sayfa-05)

    Saklı Tutulan Yüzler: Siyonistler

    Saklı kimliklerle, saklı faaliyetlerle: saklı Siyonistlerin, gizli yönetimleri ve gizli kurdukları devletleri olmuştur. Ekonomik, ticari yönden piyasayı hep ellerinden tutarak kendilerini güçlü ve etki alanlarını geniş tutmuşlardır. Anadolu coğrafyasında ki en önde ve önemli birkaç Siyonistler, ayrıca bu Siyonistler Osmanlı İmparatorluğuna da ihanet etmişlerdir. Bunlar: çoğu Sefarad Yahudi’si olmakla beraber Yasef Nassi, Sabetay Sevi, Abraham Salomon Kamondo, Emmanuel Karaso, Haim Nahum’dur. Theodor Herzl ise Aşkenaz Yahudi’sidir.

    Bir Dev’in Yıkılışı

    Yahudi inanç sistemin yöneticiliğini yapanlara “Hahambaşı” unvanı verilir. Bizans devletinin son zamanlarında İstanbul’daki Yahudilerin liderliğini yapan Rebi Moşe Kapsali’dir. Osmanlı’nın Yahudilerle ilk karşılaşması 13. yüzyılda on yıllık bir kuşatmadan sonra Orhan Bey tarafından Bursa alarak, ilk temaslar gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmed Mayıs 1453’de İstanbul’u fethettiğinde Osmanlı devleti bu dini lidere “İstanbul Hahambaşısı” denmiştir. Hahambaşıların görevleri 1453’den 1835’e kadar sadece dini liderlikti. Reformcu bir padişah olan Sultan II. Mahmud, Yahudi Cemaati’nin talebi üzerine radikal bir adımla 1835 yılında “İstanbul Hahambaşı” makamını ismini “Osmanlı Hahambaşı” olarak değiştirerek dini liderliği yanında siyasi rol vererek de Hahambaşılığını güçlendirmiştir. Abraham Levi Paşa ilk Osmanlı Hahambaşısı olmuştur.

    Böylece Hahambaşıların hepsi Osmanlı Sarayı ile derin münasebetler kurmuş ve Batılaşma temayülündeki Osmanlı Devleti’nde saygın bir pozisyona kavuşmuşlardır.

    İttihat ve Terakki’nin zorla II. Abdülhamit’e zorla II. Meşrutiyet’i ilan ettirerek Osmanlı Yahudi Cemaatin meclise girmelerini sağladılar. Meclise giren çoğu Yahudi ise Alliance Israélite Universelle mektebinde okumuşlardı.

    Jön Türk’ler, II. Abdülhamit’i tahtan indirmek için Makedonya çevresinde komitacılardan bir ordu kurularak, 31 Mart Hadisesini gerçekleştirdiler. Bu ordunun içinde 700 kişilik bir Yahudi Taburu da vardı. İstanbul ele geçirildikten sonra Hahambaşı Haim Nahum tarafından bu tabur tebrik edilmiştir.

    Aralık 1909’da Hamburg’ta ve Ağustos 1911’de Basel’deki Siyonist Kongrelerde Osmanlı Devleti’nden ayrılma politikası yerine Osmanlı ile bütünleşme fikrini beyan etmişlerdi, Siyonistler. Heyhat! Bu politika Jön Türk’lerin iktidara geldiğinden dolayı, kandırmacadan başka bir şey değildi. Siyonistler, bu kongredeki kararlardan sonra, sırasıyla Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harpleri ile Osmanlı Devleti’nin topraklarını ele geçirmişler ve asla Osmanlı ile bir bütün olmak gibi gayeleri olmuştur.

    Haim Nahum, Yahudilerin Filistin’e gidip yerleşmelerine, arazi satın almalarına önemli bir engel teşkil eden ve II. Abdülhamid tarafından uygulamaya sokulan “Kırmızı Pasaport” uygulamasından kurtulmak için girişimlerde bulunmuştur. İttihat ve Terakki bu uygulamaya Eylül 1913’te son vermiştir. Yahudiler Osmanlı vatandaşlığına geçmek için idarecilere baskı kurarak ve her türlü yolu denemişlerdir, ancak muvaffak olamamışlardır.

    Birinci Cihan Harbi’nin başlamasıyla Haim Nahum, kendi cemaatinin dini lideri olmamıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti adına birçok yabancı temas yürüten bir diplomat haline gelmiştir.
    Osmanlı Devleti adına yaptığı ilk diplomatik temasını, 1915’te Çanakkale ablukası esnasında Çanakkale ateşkes şartları için İngiltere, Fransa adına Dedeağaç’a gelen bir İngiliz diplomatla yapmış ve İngilizlerin sunduğu şartları kabul etmeyerek bu görüşme neticesiz kalmıştır.

    1915 sonlarından itibaren Sultan Abdülaziz’in oğlu Veliahd Yusuf İzzettin Efendi ve Haim Nahum, İngilizlerle münferid sulh yapmak ve böylece Osmanlı Devleti’ni Birinci Cihan Harbi’nden en az zararla çıkara bilmek için görüşmeler yapmıştır. Yusuf İzzettin Efendi, 1 Şubat 1916 günü Zincirlikuyu’daki evinde ölü olarak bulunmuştur. Yusuf İzzettin Efendi’nin ölümünün ardından bu sulh teşebbüsü yarım kalmıştır. Başka hiç kimseler bu teşebbüse devam ettirmemişlerdir.

    27 Eylül 1919’da Haim Nahum, Paris’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Eski İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau ile görüşmüştür. Görüştükleri konu Türkiye’nin geleceği olmuştur. Bu Paris seyahatinde yeni bir devletin hudutları, Kemalistlerin fikir ve Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliği hakkında sayısızca temaslarda bulunmuş, basın toplantısı düzenlemişlerdir. Fransız basınında röportajlar yayınlanmıştır. Hamim Nahum, Fransa ile Türk milliyetçi hareketi arasında yapılabilecek bir antlaşmayı muhtelif defalar dile getirmiştir. Haim Nahum, Paris’ten 10 Aralık 1919’da Türkiye’ye dönmüştür.
    Haim Nahum, 30 Mart 1920’de İngilizlerin baskısı ve sağlık sorunlarından dolayı Osmanlı Hahambaşı makamından resmen istifa etmiştir. İstifası hükümet tarafından 24 Nisan 1920 tarihli “İrade-i Saniyye” ile padişah tarafından kabul edilmiştir.

    1920’de vazifesinden istifa ettiği yılda Paris’te ikamet etmeye başlar, bu dönemde siyasetle ilgilenmiştir, Haim Nahum. Türkiye cumhuriyeti ve Kemalist akımı hakkında çalışmalar yaparak demeç ve röportajlar yayımlamış, Kemalistlerin propagandasını yapmıştır.
    Haim Nahum’un hahambaşılıktan istifa etmesi, siyasi nüfuzunu azaltmamıştır. İttihatçılar, iktidarı kaybetmiş ve ileri gelenleri yurtdışına kaçmışlardır. Ancak Haim Nahum Türkiye’de etkili olmaya devam etmiştir. Milli Mücadele yıllarında Ankara Hükümeti’nin Amerika’daki bir nevi temsilcisi pozisyonuna gelmiştir.

    Haim Nahum, Amerika’ya giderek orada üniversitelerde Türkler lehine konferanslar vermiştir. Bu durum Türkiye’nin Haim Nahum’a büyük bir minnet ve hassasiyet duyulmasına sebep olmuştur.

    Haim Nahum, Amerika’da iken bir dizi konferanslar vermiş Yahudi cemiyetleri ile Mason locaları ile ve büyükelçilerle toplantılar yapmıştır. Haim Nahum, bu toplantılarla yeni kurulacak olan Türkiye’nin İslam’dan uzaklaştırılması gibi mevzular konuşulmuştur.

    Haim Nahum, Amerika’da işi bittikten sonra, plan icabı, hemen Londra’ya gelmiş ve İngiliz Hariciye Vekili Lord Curzon ile görüşmüştür. Haim Nahum, Lord Curzon’u Türkiye’ye bazı tavizler vermek ve istiklalini kabul etmek mukabilinde ona İslamiyet’e arka döndürmenin mümkün olacağı mevzusunda ikna etmeye çalışmıştır. Böylelikle Türkiye’de İslam Âlemi üzerinde nüfuz ve ehemmiyet ifade edecek hiçbir vasıf kalmaması planlanmıştır. Haim Nahum, Lord Curzon’a milyonlarca Sterlin ve yüz binlerce insan feda ederek elde edilemeyecek bir kazancı, basit ve bedava bir formülle takdim etmiştir. Haim Nahum’un son sözü şu olmuştur:
    “Siz Türkiye’nin mülki tamamiyetini (sınırlarını) kabul edin onlara ben İslamiyet’i ve İslam temsilciklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” Demiştir.
    Lord Curzon, Haim Nahum’un bu teklifini heyecanla kabul etmiş ve en can alıcı sözlerini söylemiştir:
    “Türkiye İslami alakasını ve İslam temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği etmiş olur ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.” Demiştir.

    Haim Nahum Doktrin’in Ana Hatları

    Haim Nahum; “Türkler savaşla yıkılamaz. Türkleri yıkmak için;
    1- Anadolu insanını aç bırakın.
    2- Anadolu insanını işsiz bırakın.
    3- Anadolu insanını borca esir edin.
    4- Anadolu insanını dininden uzaklaştırın.
    5- Anadolu insanını bölün.
    6- Anadolu insanını ve tüm Müslümanları birbiri ile çarpıştırın.
    7- Anadolu insanını yumuşak lokma haline getirin yutun.” Demiştir.
    Haim Nahum, Avrupa emperyalist devletlere Türkiye’nin nasıl kurulacağını, Anadolu insanını din, dil, tarih, kültür ve beraberlik şuurunu nasıl yok edileceğini bu doktrin ile kendi stratejisini takdim etmiştir.

    2 Kasım 1922’ Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’nın Lozan Konferansı’na gönderilmesi için Meclis’i ikna etti. İsmet Paşa, Edirne Mebusu ve Hariciye Vekili sıfatıyla Lozan Konferansı’na başmurahhas olarak tayin edilmiş ve kendisiyle beraber 105 kişilik müşavir, yaver ve muhafız ordusu ile gitmiştir. Bu heyetin en ilginç ismi hiç şüphe yok ki o da Haim Nahum’dür. Haim Nahum, kendini Milli Mücadele ve Ankara Hükümeti yanlısı izlenimi vererek Lozan Konferansı’nda Türk delegasyonu içerisinde müşavir olarak bulunmasını sağlamıştır. 8 Kasım 1922’de Doğu Ekspersi İstanbul’dan Londra’ya hareket eden trende, müşavirler bölümünde Haim Nahum Efendi; “Osmanlı Yahudileri Eski Hahambaşısı, Yüksek Mühendis Mektebi Fransızca Öğretmeni” olarak bulunmuştur. Görünen vazifesi “Hukuk Müşavirliği” iken gerçek manada vazifesi arabuluculuk olmuştur. Sekiz ay sonrasında Lozan Konferansı sona ermiştir. Lozan Konferansı’ndan sonra Haim Nahum Türkiye’den ayrılarak tekrar gelme cesaretinde bulunmamış ve Mısır’a yerleşerek o ülkenin hahambaşı olmuştur.

    Haim Nahum, artık Türkiye ile olan işini bitirmişti. Amacına ulaşmıştı. Eğer Türkiye’ye gelirse bir Müslüman tarafından –Lozan’da Türkiye’yi dinsizleştirme ve çökertme doktrininin planlayıcısı olduğunu anladığı takdirde- kendisini öldürüleceği korkusuyla Türkiye’ye ayak basmamıştır.

    Kaynakça

    Meydan Larousse 8. Cilt, Sabah Gazetesi Yayınları, Sahife 326, İstanbul 1992.
    Yakın Tarih Ansiklopedisi, Cilt 3, Yakın Nesil Yayınları, İstanbul 1988.
    Fahrettin Korkmaz, Haim Nahum Doktrini, http://www.gazeteturka.com
    Necmettin Erbakan, Davam, Milli Güvenlik Yayınları, Ankara 2014.

    Kriz ve Kritik fikir, politik Dergisinde yayınlandı.


    Yunus Özdemir.