• 100 syf.
    ·1 günde
    Çaresizlik çok kötü, çaresizliğe muhtaç bırakılmak ise insanlık dışı!
    Çünkü çaresizlik karşısında yapılan her seçim "kötünün iyisi" dahi olsa bu onu "iyi" yapmaz. Kabul görülen "iyi'ye" alıştıramaz.

    Kitabı okurken, iki düşünce arasında mekik dokuyup durdum.

    Sevmek iyi mi, yoksa kötü mü?

    Dostoyevski'nin beni sürüklediği ilk düşünce;
    Sevmekten, ölmek  suç değil.
    Sevildiği için ölmek ise sevenin suçu. Bazen ağır gelir sevilmek, sevenin taşıdığı yükün altında sevilen can verir.
    Ya da
    Sevmek de suç değil, sevilmekte. Seven, sevdiği için memnun.
    Sevilen ise bu kadar çok sevildiğine şaşkın o yüzden yaptıklarında bir mantık aramak doğru değil. Bundan şikayet etse, korksa, üzülse, tiksinse, nefret dahi etse siz hep bardağın dolu tarafından bakın çünkü sınırlarını zorlayacak kadar çok sevmişsinizdir. Ve verdiği her tepki size karşı bir hayranlık beslediğini gösterir.
    Sevin, insanı insan yapan sevgisidir. Karşılıksız bile olsa körü körüne bağlanıp yine de sevin, hep sevin. Ağlarken sevin, gülerken sevin, inanırken
    Sevin, bir ömür sevin. Sevmekten zarar gelmez.

    (Bu arada, sevgi de mantık yoktu öyle değil mi?)

    İkinci düşünce ise;
    Amannn, aşk-meşk, sevgi ne bunlar? Ben bu dünyaya bir kere geldim bir daha gelmeyeceğim. Bu su götürmez bir gerçek. Ne diye birini bu kadar çok seveyim ki hem bu kendime yaptığım bir haksızlık olmuş olmaz mı? İnsanın benliğini unutmasının ne gibi bir avuntusu olabilir. Onu anımsadığım her saati her anı başka şekilde değerlendirebilirim ve bundan dolu dolu şeyler de çıkarabilirim. Yaşayıp mutlu olmam için birini sevmeye ihtiyacım yok, bi ölümlüye bu kadar bağlanmak beni aptal yapmaz mı? Yapar tabi. Aptal değilim, olamam.
    Biri tarafından  sevilmek de istemem. Aptal olmayı reddettiğim gibi, aptal biriyle muhatap olmayı da reddederim.


    Ah, Dostoyevski ah;
    Kafam karmakarışık. Kitaplarındaki tılsım o kadar kuvvetli ki, birbirinden tamamıyla ayrı iki düşünceye, körü körüne, ayrı ayır bağlanıyor insan. Duygudan duyguya sürüklüyor. Tam bir fikri benimsemişken, savunduğun fikri beklemediğin anda yerden yere vurabiliyor. Biz Okuyucular ise aklımızla dalge geçildiği için kızarıp bozarıyor haliyle. Kim ne derse desin İnsanüstü bir varlık.

    Kitap çok güzel, hatta bittiği için üzüldüm bile diyebilirim. Okuyucuya kesinlikle bir şey katacağına inanıyorum ve tavsiye de ediyorum. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
  • "Bunu bir buçuk yıldır kalbimde saklıyorum. Ne kadar acı çektiğimi bilemezsiniz. Kızınızı o kadar çok seviyorum ki, eminim hiçbir erkek hiçbir kadını böyle sevmemiştir. Âşkın nasıl bir duygu olduğunu bilirsiniz, Doktor. Siz de sevmişsinizdir. O günleri hatırlayın, bana hak verirsiniz."
    Charles Dickens
    Sayfa 125 - Venedik Yayınları
  • 112 syf.
    ·4/10
    Neden bu kadar abartıldığına dair şöyle bir teorim olan kitap: Malumunuz ülkemizde okur oranı epey bir düşük. Kendini okur olarak tanıtanların seviyesinin nerelerde olduğuna ise kitap listelerine bakarak ulaşabilirsiniz. En çok okunan kitaplar listesinde "Kocan Kadar Konuş, Pucca serisi" gibi kitaplar olduğu sürece bu ülkede her "Okuyorum ben ya!" diyene inanmayacaksın. Dolayısıyla biri demiş ki "Bu kitap hayatıma anlam kattı. Diğeri bakmış "Aaa ne kadar da kısa bir kitap, ben de okuyayım hayatım anlamlansın." demiş. Böyle böyle yayılmış bu kitap. Evet, teorim budur. Ne buldu bunca insan bu kitapta? Hayatın anlamı neymiş? Ne anlatıyor bu kitap size?

    Aynı teoriyi tersten okursanız Tutunamayanlar'a çıkar yolunuz. Karmaşık ise güzeldir. Herkesin anlamayacağını düşündüğünüz bir kitabı mutlaka siz anlamışsınızdır ve sevmişsinizdir. Tutunamayanları bu kadar kitap okuyan ben anlamayamadım, favori kitapları Pucca olanlar nasıl yalayıp yutmuş oluyor bakın bunu da anlayamıyorum.

    Sözün özü, basit cümleler içeren bir kitap. Hayatın anlamını bulamadım ben.