• 160 syf.
    ·6 günde·10/10
    Bazı kitaplar, yüzünüze sağlam bir tokat atar. Bu tokat, bilinç kaybı anındaki bir tokat gibidir. İlk başta darbeyi hissedersiniz, sonrasında bilincinizi.

    Lütfen, bu kitabı okuyun. Erkekler de kadınlar da bu kitabı okumalı. Bu bir zorunluluk değil ama gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorsak bence bu kitap okunmaya değer kitaplardan biri.

    Woolf'un ilk okuduğum kitabı olmasına rağmen kullandığı yazım tekniği iddia edilenin aksine beni yormadı, yazarın beyninde yolculuk ediyormuşum gibi bir his verdi ve bu his kesinlikle paha biçilemez derecede hoştu. Yazarı kendime düşünce bakımından yakın hissettim. İçimde adlandıramadığım birçok hissi onun cümlelerinde görmek, bilincimi tazeledi. O kadar dolu bir kitaptı ki, her cümlenin altını çizmek ve her yazdığını not almak isteğiyle dolup taştım.

    Gelelim esas konuya. Virginia Woolf, kadın ve edebiyatı ele almış bu kitapta. Konuyu feminist bir bakış açısıyla ele alırken, erkeklere düşman olarak değil de her iki cinsiyete de değer vererek yapmış bunu. Ki zaten gerçek feminizmin amacı, her iki cinsiyetin de insanca ve eşit bir biçimde kendi hür iradeleri doğrultusunda yaşamasını amaçlar. Fakat tahmin edersiniz ki, erkekler bu düşünce hürriyeti konusunda her zaman kadınlardan daha şanslı olmuşlardır. Bu kısımdan sonrasında kitapta okuduğum bazı noktalara değineceğim, kitap hakkında bir şey okumak istemiyorsanız bu kısımdan sonrasını okumayabilirsiniz.

    Kadınlar hakkında ne kadar kitap yazıldığı ve bunlardan kaçının erkekler tarafından yazıldığı hakkında fikriniz var mı diye soruyordu bize. Kadınların ne yapması, ne yazması, ne okuması ve daha birçok şeyi nasıl yapmasını bildiren ne çok kitap vardı sahiden. Bu kitapların genelde erkekler tarafından yazılması da oldukça düşündürücüydü. Neden bir kalıba sığdırılmamız gerekiyordu? İşte bu noktada bunu düşünüp durdum. Neden ne yapmamız gerektiğini sürekli söyleyen birçok ses vardı?

    Kadınların yarım, eksik, ahlaki açıdan noksan olduğunu söyleyen erkek düşünceleri okudum. Virginia onların neden bu kadar öfkeli olduğunu soruyordu, aynı soruyu ben de kendime sordum. Ne yapmıştı bu kadınlar, neden bu kadar öfke duyuluyordu onlara? Onlar değil miydi, erkekleri de doğuran ve hatta doyuran, büyüten, yetiştiren. Tarihin izlerini erkekler çizdiği için kadın tarihte var olmamış gibi davranmak ne kadar gerçekçiydi?

    Virginia, bütün gücün erkeklerde olmasının en az kadınlarda olduğu kadar erkeklerde de soruna neden olduğunu ve erkeklerin hırs ve sürekli sahip olma içgüdüsü gibi insanın içini kemiren durumlara yol açtığını söylüyordu. Belki de erkekler bu sahip olma hırsı yüzünden, ellerindeki gücü kaybetme riskinden dolayı bu kadar öfkelilerdi. Aslında bu durum kadınlar kadar, erkeklere de zarar vermişti.

    Kitapta çok hoşuma giden bir nokta daha vardı. Shakespeare'in bir kız kardeşi olsa ve en az onun kadar yetenekli olsa ne olurdu? Cevap yeterince belli değil mi? Virginia bunu da çok güzel açıklamıştı. Dünya erkeğe dediği gibi kadına ne yaparsan yap demezdi yazmak mı senin neyine derdi, ki öyle de demişti. Peki, tek yazmak konusunda mı demişti bunu sizce?

    Kadınlar kadınlardan hoşlanmazlar, kadınlar kadınlara karşı serttirler, diyor Virginia. Bunu çoğunlukla görüyorum, üzücü fakat doğru. Aslında erkekler kadar kadınlar da bu konuda sorumlu ve suçlular. Virginia'nın son kısımda kadınlara, mazeretiniz nedir diye seslenişi oldukça etkiledi beni.

    Bir şeyleri aşmanın zamanı gelmedi mi? Genç hanımlar diye sesleneceğim tıpkı Virginia gibi; Genç hanımlar, eğer bir şeyler yapmazsak ve sadece bize sunulan ile yetinirsek ileride sizlere bir kadın mazeretiniz nedir, neden bir şeyleri değiştirmek için çabalamadınız diye soracak.

    "Eğer kurmaca bir metin yazmak istiyorsa, bir kadının parası ve kendine ait bir odası olmalıydı."
  • Kendi kendini yapmış, hem de nelere nelere rağmen kendini çer çöpten bir saray olarak inşa etmiş bir kadının bahçesini, bir çöl erguvanını tarumar etmenin bir bedeli olmalı. Bir kez de hanımlar, bedeli onlar ödemeli. Sizce de öyle değil mi? Söyleyin, sizin içinizden birini öldürmek hiç geçmedi mi? Yoksa siz birini hiç o kadar sevmediniz mi? Yoksa siz kendinizi benim gibi tek tek taşlarla kurmadınız mı? Söylesenize, sizce de bizi yıkan, kim bilir kaç kadının daha sebebi olan bu adamlar ölmeyi hak etmiyor mu? Bu çöllerde bu erguvanlar kolay büyümüyor hanımlar. Söyleyin sizce de ancak zalimin kanıyla soğumayacak mı içimiz? Ne olur söyleyin, kafasına tabancayı dayayıp 'Neden?' diye sormak istemediniz mi hiç!
    Ece Temelkuran
    Sayfa 253 - Everest Yayınları