• 70 syf.
    ·2 günde·10/10
    "İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu." (s. 35) diyerek içinden gelenleri bir kadın olarak teker teker anlattı Salome.
    Kendisi ne feminizmi destekliyor, ne de maskülizme karşı çıkıyor. O sadece özgürlük isteyen bir insan olarak hayatı yaşayan, entelektüel olan ve olandan yana olmaktan hoşlanan bir kadındı: Lou Andreas-Salome.
    Kitabı okuyanlar bir anda Salome yerine Fenya diyeceğimi zannetmiş olabilirler. Haklısınız, Fenya' da toplumun ötesinde görünen ama gayet hakkıyla yaşayan bir kadındı. O da feminist değildi, ben de. Yalnızca haklarını savunan, cinsiyet farkı gözetmeyen biriydi Salome ve Fenya.
    Farkındaysanız ikisini de birbirinden ayıramıyorum. Salome bu kitapta kendini derinden hissettirdi. Yaşamındaki tutkusunu, özgür oluşunu, öğrenmekten aldığı zevki gösterdi Max Werner' e. O Fenya dese de içten içe anlattı zihninin deryasını ve Paris' in sokaklarından başlayıp giden Fenya' yı..
    Genel olarak Salome feminizmi desteklemese de feminist olarak görülüyor. Oysa toplum çoktan bir kadını kalıplara sığdırmış, alışılmışın dışındakileri de feminist saymıştı.
    Kadın diye altını çiziyoruz yıllardır, konu olarak ayrıca ele alıyoruz kadını. Giyimine göre seçiyor, insan gibi davranınca özgür sayılıyoruz. Burada kendi düşüncemi belirtmek istiyorum, hangi erkeği taktığı ya da söylediği bir şey ile dinini, eğitimini, fikrini kadınlar kadar yargılıyoruz? Herkesi ele almıyorum, saygı duyduklarım var elbette ama bir kadının dahi hemcinsini bu şekilde yargıladığını görmüyor muyuz? Toplum baskısı, elalem algısı, başkası duymasın naraları her kadının kulağında yer etmiyor mu? Daracık etekler ya da dolambaçlı şallar denildiği gibi dar ve sarmal bir düşünce yok mu burada? İşte bu yüzden feminenlik ön plana çıkıyor, bir şeyler anlatılmaya çalışıyor. Maskülenliği de yeri geldiğinde savunurum ancak yaşadığımız toplum bizi ön plana sürüklüyor. Kim bilir tam tersi olsaydı belki Salome' da bu sefer Max Werner' ı özgür sayacaktı.
    Son olarak, bu kitabı okurken sınıfın ön sırasında, duvar kenarındaydım. Kendimi kitaba deli gibi kaptırmış ve yıllardır bekledigim anları yaşamıştım. Kitabı bitirdiğim an ise başımı kaldırıp sınıfa baktığımda ön sıralarda herkesi görmek gurur vericiydi. En azından sistemsiz eğitimin osu busu yoktu. Kadın erkek hepsi öğrenmek istiyordu.

    Eğer bu kitabı okumazsanız sizden ricam asla bir insanı pembe mavi diye ayırmayın. Aklınızdan ayırmak geçse dahi siz o an pembeyi turuncu, maviyi de yeşil yapın. Farkı sizde göreceksiniz :) .

    Saygılarımla...
  • Diyorlar ki
    Çok gülüyorsun,
    Sizde haklısınız...
    Ağladığımda yanımda kimse yoktu...
  • Başkasının ağzında bunlar zorlanmış bir acılık, yapmacık olurdu, ama sizde hiç öyle değil. Başkası haksız çıkardı, siz haklısınız. Bunu nasıl açıklamalı bilmem ama, son derece içten olduğunuzu görüyorum, bu yüzden haklısınız.
  • İlk buluşmanın sonucunda bu işin olmayacağını anlamıştım. zaten bu yüzden, yönetmenden 3 görüşme sözü almıştım.bu konuda ısrarcı olmalı mıyım, inanin hiç bilmiyorum. çünkü irademiz dışında gelişen lanet olası kaderimizi değiştiremeyiz. her ne kadar bunun için çaba göstersek de, bunun için hayatlarımızı adasak da ,bazen hiçbir şeyin değişmediğini görürüz. peki değişen nedir, o halde? değişen, bizim için önceden yazılmış şeyler mi, yoksa değiştiğini sandığımız şeyler mi? kader konusunda kafa yormanın, bir anlamı olmadığını çoktan öğrenmiştim. en iyisi, hayata kaldığımız yerden, bildiğimiz şekilde devam etmek.bu sefer masanın üzerindeki yeşil kaplı deftere bakmanın bir anlamı yoktu, o halde!

    2. görüşmeye de erken gelmiştim. bu sefer umut ediyordum ki, yönetmen tam vaktinde gelir.ama gene yanılıyordum, bu sefer ikisi de gecikmişti. sanırım o son "CEM YILMAZ ESPRİSİ" her şeyi bombok etmişti.biliyorum, ama elimde değil, bazı şeylerin değişmesini istiyorum, fakat ne hazin ki, hiçbir şey değişmiyor.

    Artık şu noktada , beni mutlu eden tek şey: garsonun "bir şeyler alır mısınız?" sorusuydu. evet alıyorum, sen bana bu sefer; kahve getir.

    kahveyi yudumladığım anda; kapıda EBRU hanımı gördüm. bu sefer o bana el sallıyordu. çok tuhaf hissettim,

    EBRU: üzgünüm , gerçekten üzgünüm, geciktim. ama sonunda gelmeyi başardım. EŞİM birazdan burada olucak, bizi nasıl affedeceksiniz bilmiyorum ama, gerçekten ikimiz adına çok özür diliyorum.

    SENARİST: önemli değil, cidden hiç önemli değil, sizi gördüğüme o kadar sevindim ki. fakat aklıma takılan bir şey var: geç kalmaktan nefret eden bir adamın, bir görüşmeye ikinci kez geç kalması, sizce tuhaf değil mi?

    EBRU:Biliyorum, nasıl göründüğünü biliyorum. ama elimizde olmayan nedenlerden dolayı oldu tüm bunlar.hem size bir hediye getirdim, umarım beğenirsiniz.

    SENARİST:Çok teşekkür ederim, mahcup ettiniz beni gerçekten... İÇ SES:hakkımda bilmedikleri o kadar çok şey vardı ki,fakat bu sefer hediyelerden nefret ettiğimi söylemedim, paketin içinde ne olduğu, inanın bana zerre kadar umrumda değildi, HEDİYEYİ açmadan kitabın yanına koyduğumu gören EBRU'nun, o an neler hissettiğini çok iyi biliyordum, sanırım bir insanın hayatında kendini aptal gibi hissettiği anlardan biri,bu konuda seni temin ederim EBRU, yalnız değilsin! belki de,öyle olmasını istiyordum, ...fakat o anda neler hissettiğimi belli etmek istemiyordum, ve çok naziksiksiniz diyerek, konuyu değiştirmek istiyordum; sizin hakkınızda merak ettiğim birkaç nokta var.


    EBRU: tabii ki!



    SENARİST: sizce insanın bu dünyadan, ayrılma süresi çok kısa, değil mi? , ve bu konuda kesin olan bir şey var, kaç yaşında olursanız olun, tam 100 yıl sonra burada olmayacağız! , bu gerçeği hiç düşündünüz mü?


    EBRU:haklısınız, her kim olursanız olun, ölüm gelir sizi bulur! ölümü düşünen insanlar, bana kalırsa, hayattaki en yaratıcı insanlardır, ki ölüceğini bilen biri, inanın bana , geriye kalıcı bir şeyler bırakma hayaliyle yaşar.

    SENARİST: işte, duygularıma ne de güzel tercüman oldunuz! geriye kalıcı bir şeyler bırakabiliriz, ya da bunu yapmayabiliriz bu bizim elimizde, ama düşüncelerim bu noktada açmazda, sizce de, DOSTAYEVSKİ'yi her şeyden çok sevdiğimi ,onun bilmiyor oluşu, tuhaf değil mi? yani demek istediğim, bu adam yıllar önce, insanlığa öyle eserler bırakmış ki, belki de kainat var oldukça onun varlığı yaşayacak, ama yine de, her şeye rağmen, DOSTAYEVSKİ'NİN tüm bunlardan haberiz, mezarında mışıl mışıl uyuyor olması, bir ironi değil mi?


    EBRU: sanırım gene haklısınız, hayatı doğru olarak, algılamak ve ya yansıtmak gerçekten güç bir durum! ama yine de iyimser olmakta fayda olduğunu düşünüyorum, ki hayatta öyle insanlar var ki, yaşadıkları zaman diliminde, insanların sevgilisi olabiliyorlar. her ne kadar, onların sayısı az olsa da , onlar gerçekten buradalar.


    SENARİST:sanırım o insanlardan biri de, NURİ BİLGE CEYLAN, olduğunu düşünüyorum. Üzgünüm sizin hakkınızda pek fazla şey bilmiyorum, emin olduğum bir şey var, o da beraber çalıştığınız, bu yüzden yönetmenin bu noktaya gelmesinde en çok emeği olan insanın,kuşkusuz siz olduğunuzu düşünüyorum, ki teorik olarak benim gözümde, siz de o insanlardan birisiniz!



    EBRU ile sohbetimizden tam 46 dk. sonra NURİ BİLGE CEYLAN kapıda göründü.bu sefer özür faslını kısa tuttum, hemen merak ettiğim şeyleri anlatmaya başladım ve artık lafı hiç dolandırmak istemiyordum,yalnızca gerçekleri, onun hakkında hissettiğim gerçekleri söyleyecektim.






    SENARİST: Albert Einstein'a göre siz bir aptalsınız?



    NBC:Sanırım biraz kaba oldu, tam olarak ne demek istiyorsunuz?



    SENARİST:Albert Einstein diyor ki: "sürekli aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçları beklemek aptallıktır!" siz hayatınız boyunca DRAM filmi yaptınız ve bana kalırsa, bundan asla vazgeçmeyeceksiniz!, yani bu demek oluyor ki, siz gerçek bir aptalsınız!


    NBC: teoride haklısınız, lütfen alınmayın, ben Albert Einstein'nin teorilerine göre yaşamıyorum!




    SENARİST:, sizi kırmak gibi bir amacım yok, ama yine de ,düşünmeden edemiyorum, sizin yaptıklarınız ortada,lakin neden her defasında aynı türden film yapıyorsunuz?, bunu gerçekten çok merak ediyorum, sizi daha önce bahsetmiştim, eğer senaryonuza daha farklı şeyler eklerseniz, ne biliyim komedi gibi, sonuçların daha farklı olucağını düşünüyorum, tamam belki CANNES Film festivalinden alıcağınız ödüllerden feragat edersiniz ama, ortaya bambaşka bir sanat eseri çıkarabileceiğinizi, ve o moron kitleninin ilgisini çekebileceğinizi düşünüyorum!




    NBC:Haklısınız, sorunun yanıtını zaten verdiniz, o moron kitle için, inanın bana yapıcak hiçbir şeyim yok! ne bügün ne de yarın!




    SENARİST: moron kitle konusunda yanılabiliriz, sonuçta bu tek bir insandan oluşmuyor, belki de onları aşağılamış olabiliriz, ama yine de, inan bana yine de, o moron kitlenin içinde; tek bir insana dahi ulaşabilmek, her şeyden daha değerli! kutsal saydığımız şeylerden bile! çünkü bir insanın, ne zaman ve ne şekilde değişeceğini öngöremeyiz, belli kırılma noktaları vardır hayatta! ve bana kalırsa siz , onların kırılma noktasını yıkabilirsiniz, ve her şeyi kendi lehinize çevirebilirisiniz, bu güç sizde var, insanların kırılma noktalarını değiştirecek bir güçten bahsediyorum, işte bu muaazzam bir enerji.


    NBC: düşünceleriniz çok çarpıcı! bunları şu ana dek hiç düşünmedim. eğer düşünmüş olsam, daha çok insana ulaşmak gibi; bir amacım olsaydı şayet, dediklerinizi harfiyen eserlerimde uygulardım. ama yapmadım; bu yapmayacağım anlamına gelmez! fakat bildiğim bir şey var; insanın değişmesi zannediğiniz kadar kolay olmayacaktır!




    SENARİST:belki de siz haklısınız, bu konuma ulaşmiş bir insanın düşüncelerini değiştirmek oldukça zor, bunun farkındayım,keşke sizin düşüncelerinizi değiştirecek bir gücüm olsaydı, ama yok, dediğiniz gibi ne bugun ne de yarın! hiçbir şeyin olucağı yok, güneş batıcak, ve yarın yiniden doğocak, gerçek ise, yarın uyandığımızda farklı bir insan olmayacak, gene biziz, gene dünkü biz!



    NBC: lütfen, bu kadar acımasız olmayın, düşüncelerinize gerçekten değer veriyorum, hem size açık kapı bırakıyorum, belki de, bu senaryo üzerinde daha fazla düşünmeliyiz, bir şeyler yapabiliriz, sen ne dersin EBRU?


    EBRU:Tıpkı ilk konuşmada olduğu gibi, sizin sohbetinizi dikkatlı bir şekilde dinleyen taraf ben oldum. bazen araya girmek istedim, fakat bunu yapmadım, siz ikiniz gerçekten farklı kutuplardasınız, ama ben ,bu senaryonun bir şeyleri değiştirebileceğine inanıyorum, tabii ki,bunu öngörmek imkânsız, elinizde ne kadar iyi bir senaryo, oyuncu, ve inanın bana milyon dolarlık film bütçeniz de olsa, bazı sonuçları öngermek imkânsız,ama bişeyler yapmadan da, bişeyleri değiştiremeyeciğimiz gerçeği de, gün gibi ortada!



    NBC: evet haklısın, sanırım seninle aynı fikirdeyim, bu işe başlamalıyız,ama başlamadan önce gerçekten üzerinde yoğun bir çalışma yapılması kanaatindeyim, yarın film şirketi ile konuşup, bu senaryo için, zemin hazırlama konusunda, görüş bildireceğim, daha önce dediğim gibi,ne yazık ki, bunun için size söz veremem, bazı şeyler bizim elimizde değil!


    SENARİST: bu iyimser tavrınız bile benim için yeterli, ne olucağını görelim, ve zamana bırakalım her şeyi, az kalsın unutuyorum, 3.görüşmemiz konuştuğumuz gibi olucak değil mi? çünkü bunu sabırsızlıkla bekliyorum, bu benim için her şeyden daha önemli gerçekten!

    EBRU:tabii ki, bizde bunu çok istiyoruz! ve bu sefer inanın bana ikimiz de geç kalmayacağız ve tam vaktinde beraber geleceğiz,bunun sözünü ikimiz adına ben veriyorum!


    SENARİST: o halde , tekrar görüşmek üzerine, dediğim gibi, sizleri tanıdığım için çok mutluyum!
  • Tüm davetliler oradaydı, gözlerim yönetmenin menejarini aradı, hemen arkasındaki masadaydı.Daha önce ,menejerin bana söylediği , uygun fırsatı bulur bulmaz seni taniştiracağım sözü, adeta kulaklarımda çınlıyordu, öyle heyecanlıydım ki,sözcüklerin dudaklarımda düğümlenmesinden korkuyordum ve nihayet o fırsat gelmişti, menejerle göz göze geldik, ve beni masasına davet etti.




    SENARİST:Merhaba, sizinle tanışmak büyük bir onur!


    NBC: AA, Merhaba, siz şu menajerimin bahsettiği senarist olmalısınız, değil mi?


    SENARİST: evet, ta kendisi, sözü uzatmayı pek sevmem, merak ediyorum da, nasıl buldunuz senaryoyu?

    NBC:itiraf etmeliyim, detaylı inceleme fırsatım olmadı, ama umut vaad ediyor, hayata geçirebilir gibi görünüyor!

    SENARİST:teşekkür ederim, kısaca neden size geldiğimden bahsetmek istiyorum, sizde aslında olmayan şeyleri gördüm, ve potansiyelinizin bu senaryo ile çok farklı bir noktalara ulaşacağına inaniyorum,aslına bakarsanız bu senaryo; sizin için yazıldı!
    senaryo hakkında henüz bilmediğiniz, bazı gerçekler var.


    NBC:tam olarak nedir onlar? anlatın lütfen, sizi dinliyorum!



    SENARİST:öncelikle sizden bir söz almalıyım,bunun senaryo ile bir ilgisi yok, sizin hakkınızda düşündüğüm şeyleri, konuşabılıceğimiz "3 görüşme sözü" almak istiyorum,inanın bana, bu benim için her şeyden daha önemli, ne dersiniz?


    NBC:tabii ki, neden olmasın!, ( o sırada menejerine not almaısını söylüyor, görüşmlerin günleri ve saatleri ayarlanıyor!)



    SENARİST:şimdi konuyu şöyle özetleyim, aslına bakarsanız, siz, şu an için, hakkettiniz yerde değilsiniz, ve inanın bana,sizi Türkiyede çok az inan tanıyor, ve sizi tanıyanların büyük bir kısmı da , sizden nefret ediyor, yanlış anlamayın lütfen, siz derken, yapmış olduğunuz filmlerin sıkıcılığından nefret ediyor!




    NBC: evet bu gerçeğin farkındayım,




    SENARİST:işte , bu senaryo ile, bu moronların düşündükleri şeyleri tersine çevirmek niyetindeyim, yani, bu nefreti, bir aşka dönüştürmek istiyorum!



    NBC:bu nasıl mümkün olabilir, sizce tek bir senaryo ile bunun değişeceğini düşünmek, aptallık olmaz mı?




    SENARİST:belki de, haklısınız ama,inanin, bu hayalperestlik değil , bilakis bu gerçekçilik , eğer bir iş, yeterince emek verildiğinde, yeterince üzerinde durulduğunda, her şeyin,bir şekilde değişebileceğini düşünüyorum, tabii ki, bir anda olucak bir durum değil, farkındayım, ama bu algı yıkılabilir, o moron yığınlar size hayran olabilir!


    NBC:kulağa hoş geliyor ; fakat sizin gerçekçi bir bakış açısına sahip olduğunuzu düşünmüyorum, bahsettiğiniz o moron yığınların içersinde olmadığınıza emin misiniz?




    SENARİST:(İÇ SES : Lanet olası kibrinin de o moronların da canı cehenneme!) demek istiyordu bir yanım, ama yapamadım, belki fikirlerini değiştirebilirim umuduyla, hemen konuyu değiştirmeliyim diye düşündüm. evet haklısınız, belki de haklısınız, izniniyle sizin hakkkınızda bir şeyler söylebilir miyim?