• Savruluyoruz, yaprak hışırtılarını duyuyorsunuz değil mi? Size bir sır vereyim mi ? Üzerinde düşünülüp kafa yorulmuş bir durum değil ama " ne hissettiğinizin cok az insan dışında pek kimsenin umrunda olmadığını bilmenizi isterim."
    Uzunca anlatışlar biten çaylar, ocağa konulup altı açılan çaydanlıklar , esmesin diye kapatılan pencereler, ayağın üşümesin diye verilen terlikler, dökülen gözyaşları... Bunlar birer yanılgı.
    Etrafa daha anlamlı bakmaya başladım ve pek az yoruluyorum insanlardan. Çayı üzerinde dumanı tüterken içmek daha keyif veriyor insanlardan. Ayarlanan buluşmalar değil de, ayarlanmamış aniden denk gelmeler, ayak üstü sohbetler daha samimî geliyor.
    Savruluyoruz, eskiyoruz, yıpranıyoruz.
    Ama hala ayaktayız. Bizi yorduysa ne yordu biliyor musunuz dostlar; aynı dünyada olduğumuz, aynı imtihana tabiî tutulduğumuz insanlardan derdimize derman olmasını beklemek yordu ..
    Oysa ki " Allah'ın her şeye şahit olması yetmez mi?"
  • Babasının sevgisini hissedemeden büyüyen bir kadın, ona her ilgi gösteren erkeği babası gibi sanar. Onu koşulsuz sevebileceğini düşünür. Ve o erkek gidince, kadın anlar ki ; " Babası bile sevmemişti onlar neden sevsin ki? " ve size bir sır vereyim mi ? O kadınlar görüp görebileceğiniz en özel kadınlardır , çünkü diğerlerinin kahramanı babaları iken , o kadınlar kendi kahramanları olmuşlardır.
  • YENİ YILDA TAVSİYEMDİR

    1)Saf olmayın ...Tabiki değişmek kolay değil ama herkesle öyle iki dakikada canciğer kuzu sarması olmaya da gerek yok.
    Sonra cigerinizi söküp, canınıza okuyorlar.
    Herkesi kendiniz sanmaktan vazgeci
    n, birakin zamana yayılsın bazı şeyler, acele etmeyin...
    2) Külahı başa, ayakkabıyı ayağa giydirin.
    Yani herkese hakettigi gibi davranin. Hatta size bir sır vereyim mi tepenize çıkaracak kadar da kimseye değer vermeyin.
    Her şeyin fazlası zarar, sonra yerlerini beğenip, tepenizden hiç inmek istemiyorlar.
    3) Minnetsiz, bencil, teşekkür etmeyi,özür dilemeyi bilmeyen,nankör insanları ayıklayın hayatınızdan. Yapamıyorsanız aranıza yüksek duvarlar örün iyice, atlayamasın bir daha iyiniyet bahçenize...
    4) Yaşınızın kac olduğu, kaçtan gün alacağınızın bir önemi yok.
    Bu zamana kadar hep başkalarını memnun etmek icin yaşadınız da noldu.
    Koskoca bir hic ve diz boyu nankörlük kaldı avuclarinızda. Üzülmeyin zararin neresinden dönerseniz kardır, hadi bu yıl sizin yılınız olsun.
    Kendinize daha çok vakit ayırın. Daha cok kitap okuyun, daha cok gezin, dostlarınızla daha sık görüşün.
    Bir kursa yazılın, sizi mutlu edecek yeni bir seyler öğrenin...
    5) Ve en önemlisi de kendinize odaklanin.
    Kalbiniz ne diyor, bedeniniz ne durumda..seviyorsanız söyleyin, kiloluysanız zayıflayın.
    Cocuklariniz varsa daha cok sarilin daha cok öpün .
    Nefes alislarinizi yavaslatin ve dinleyin, kim ne demis, ne demek istemis, niye aramamis, böyle seyleri takilip kendinize de baskalarina da hayati zehir etmeyin. Yeni yılda farkindaliginizı artırın ve hayati hakettiğiniz gibi yaşayın....!
  • 380 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #kitapincelemesi #kitapyorum #hervemabajoli #buyuksirustadi #magnumopus
    Yazar: Hervé M. Abajoli
    Kitap: Büyük Sır Üstadı-Magnum Opus
    Türü: Bilimsel, ezoterik, tarihi, psikolojik roman.
    372 sayfa, Gnosti Books, 2017
    Sipariş için: http://www.buyuksirustadi.com

    “Keşke notlarımı size ulaştırabilmiş olsaydım… ”
    Her şey böyle başladı. Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Aylardır bu romanla yaşıyorum. Aylardır bu benim yaşadığım, ama anlatamadığım roman. İçinde daha başka ne sırlar barındırdığı hala meçhul olan, Büyük Sır Üstadı- Magnum Opus.

    Yazar L’nin severek okuduğum, içinde yapılması gereken düzeltmeleri not almış olduğum güzel romanının “ikinci baskı”sının çıkmış olduğunu öğrenmiştim. Okuduğum ilk romanı için daha önce el yazımla bir not defteri hazırlayıp kendisine götürmüştüm. O gün bu romanı da ondan imzalı olarak almıştım. Yine ulaştırabileceğimi düşünürek(ten) -bu ‘-ten’ önemli-, hevesle ikinci el yazısı not defterimi hazırladım. Kapağını bile romana uygun bir temadan seçtim. Yazarla irtibat kurduğumda ne yazık ki yeni kitabı için şehir dışında kampta olduğunu öğrendim ve bir türlü not defterimi ona ulaştıramadım. İşte şimdi kendisinin Facebook sayfasında, bu romanın ikinci baskısının çıkmış olduğunu öğrenmiştim. Benim gördüğüm hataları biri görüp düzeltmiş miydi acaba? (Bunu hala bilmiyorum.) Gönderi altındaki yoruma biraz mahzun, “Keşke notlarımı size ulaştırabilmiş olsaydım.” yazdım. Sonra biri çıktı ortaya ve bana bir şey ulaştırdı. Büyük bir sır…

    İşte sevgili yazarım Hervé M. Abajoli’yle böyle tanıştım. O beni buldu. Yazdığım o kısacık yorumdan. Bir romanı olduğunu ve okumamı arzu ettiğini söyledi. Türünü sorduğumda bana, belli bir türe ait demek zor, diye cevap verdi. ‘Tabii öyledir, kesin, tanımlanamaz… (!)’ diye geçirdim içimden. İşte şimdi ben de belli bir türe ait diyemiyorum. Buna tarihi roman da diyebilirsiniz, psikolojik roman da diyebilirsiniz, bilimsel veya ezoterik de diyebilirsiniz. Artık size kalmış. Ben sadece çok eksantrik diyeceğim.

    Aslında yazarın dili gayet güzel kullanmış olmasına rağmen, okurken bazı yerlerde küçük yazım yanlışları gördüm. Zaten kitabı bana göndermeden önce edisyon açısından kusursuz olmadığından bahsetmişti. Gerçi okuduğumuz hangi kitapta ufak tefek hatalar olmuyor ki... Boş verin, olsun ki editörlere de yapacak bir iş olsun. Ben de yazarımız gibi biraz mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olduğumdan, romanı okurken ruh hastası gibi, adama yüzlerce mesaj attım. Yüzlerce dediğim sizi yanıltmasın, ‘virgül şurada değil burada olsun’a kadar, düşünün… Şurası şöyle yazılmalı, burası böyle olacak. Sonunda mesajlarımdan kurtulmak için beni editörü yapmaya karar verdi. Birinci sırrımız bu. Daha önce de çok sevdiğim bir yazar abimin çalışmalarına yardım etmiştim. Yani ilk editörlük deneyimim sayılmaz. Ancak çok yakında resmen bir kitabın ikinci baskısının (evet bu da ikinci baskı) editörü olarak, bir kitabın künyesinde ilk kez yer alacağımı siz sevgili grup arkadaşlarımla paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Umarım kitabı alanlarınız ikinci baskıda fazla bir kusur bulmaz. Çünkü gözümden kaçan bir şey olmasın, en azından sayıca çok olmasın diye canla başla çalışmaktayım şu aralar.

    Size önce yazarımızı sonra da kitabımızı tanıtmak isterim. Yazarımız Hervé Bey bence çok şey bilen, çok okuyan ve öğrendiklerini başkalarına da aktarabilmek için kurgusal romanlar yazmaya başlayan bir insan. Bir o kadar da mütevazı bir insandır. Onun edebiyata olan sevgisinde, yazma tutkusunda biraz kendi ruhumu görüyorum. Bir gün onun gibi olabilmek isterim. Ama çok samimi söylüyorum, sakın kitabın editörü olduğum için bunu söylediğimi düşünmeyin; onun gibi yazabileceğimden de çok emin değilim, çünkü kendisi çok yetenekli. Kitabın dili, yazarın üslubu, kurgusu, seçtiği kelimeler, cümleler gerçekten ustalıkla işlenmiş. Ama romanın en çok öne çıkan özelliği edebi yönü değil. Bu kitap tam bir bilgi hazinesi. İçinde fizikten kuantuma, psikolojiden felsefeye, mitolojiden simyaya, tasavvuftan tarihe (hem de az bilinen tarihe) kadar yüzlerce bilgi bulacaksınız. Hatta siz sevgili kitap kurtlarına küçük bir sır daha vereyim, sırf bir sayfa boyunca yazdığı yazar önerilerini görmek için bile bu kitabı okumak isteyebilirsiniz.

    Romandaki dipnotlar çok derin bir bilgi kaynağı, ama bununla kalmıyor. Kurgusal hikayenin içindeki karakterler de karşımıza, kâh bir fizik öğretmeni, kâh bir psikoloji öğretmeni, kâh bir tarih anlatıcısı edasıyla çıkıyor. Hele bir Marius var, akıllara zarar… İlber Hoca ile oturup konuşsa, İlber Hoca’nın hayran hayran dinleyebileceği bir şahsiyet. Sonradan bu Marius’ün kim olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım, ama size bu sırrı vermeyeceğim. (Bunu kitapta da bulamazsınız. Ancak biraz beyin egzersizi ile bulma ihtimaliniz mevcut.)

    Konudan kısaca bahsedeyim sizlere. Romanımız boyunca dünyanın çok çeşitli yerlerinde yolculuk yapacaksınız, ana mekanlardan biri de İstanbul. Babasının ani ölümü ile bir boşluğa ardından derin bir depresyona düşen kızımız Sofia, ismi gibi hikmet sahibi biridir. Bütün çocukluğu evlerinin ana salonu olan devasa kütüphanenin içindeki binlerce nadir bulunan kitabı okuyarak geçmiştir. Bütün edebiyat ve felsefe tarihini yalayıp yutmuş, mitolojiden tarihe kadar her bir haltı bilen ayaklı kütüphanemiz meslek olarak kendisine psikologluğu seçmiştir. Bu depresyondan kurtulmanın da yolunu yine ruhunda saklanmış olan bilinçdışı güçte ve geçmiş bilgilerinde bulur. Bu günlerde hayatına ani bir giriş yapan eski dostu ve daimi platonik aşkı fizik profesörümüz Gabriel (ki romanda bilimsel düşünceyi temsil eden karakter olduğundan benim kendime en yakın bulduğum karakter oldu) ile birlikte karşılarına çıkan bazı gizemleri çözmeye çalışırlar. Bu süreçte, Avrupa’da hatta Hindistan’da keşişlik yapan çok ilginç yaşlı adamları, dünyanın sayılı bir para babasını, enteresan zekâya ve doğaüstü yeteneklere sahip genç insanları karşılarında, dahası bazılarını evlerinin salonunda bulurlar. Bütün bunlar Büyük Sır Üstadı diye andıkları, binlerce yıldan beri süregelen bir gizli örgütün merhum başkanıyla ilgilidir. Büyük Sır Üstadı kimdir? Bu örgüt ne menem bir örgüttür? Cevapları kitapta. Ancak peşin söyleyeyim öyle illüminati millüminati hayal edenler umduklarını bulamayacak.

    Bu kitabın hayatıma en önemli katkısı, bilmediğim ve bilimin henüz açıklama getiremediği şeyler karşısında biraz daha temkinli yaklaşmayı öğrenmek oldu. Beni bilenler bilir. Son yıllarda iyice zıvanadan çıktım. Gözümle görmediğim hiçbir şeye inanmaz oldum. Tamamen rasyonalist bir bakış açısı geliştirdim. Bu yüzden romanın başlarında, ezoterik bilgilerden, mitolojiden, bilinçdışı güçlerden bahsedildiğini gördüğümde yazarımıza böyle şeylere pek inanmadığımı söyledim. O da bana sadece oku dedi. Bugün geldiğim noktada artık söylemlerimi değiştirdiğimi şaşırarak fark ediyorum. Çünkü biliyorum ki dünyada hala aklımızın ve bilgimizin açıklamaya yetersiz kaldığı çok şey var. Bu kitabı okumadan önce bütün önyargılarınızı kenara bırakın.

    Son bilgiler kitabın nesne olarak yolculuğu ile ilgili. Şu anda Hervé M. Abajoli devam romanı olan Büyük Sır Üstadı-Unus Mundus’u yazmakla meşgul. Sizlere tanıtmış olduğum Büyük Sır Üstadı-Magnum Opus’un ise çok yakında ikinci baskısı çıkacak. Bir İsviçre yayınevinden, Gnosti Books’tan çıkmış kitabımız. Türkiye’de kitabevlerinde satışı yok. Ancak Amazon üzerinden veya kitabın internet sitesinden sipariş verilebiliyor. Sitenin linkini en yukarıda ve aşağıda bulabilirsiniz. Kargoyu açar açmaz kitap kapağının büyüsüne kapıldığımı, hatta kapağı uzun uzun okşadığımı söyleyebilirim. Baskı kaliteli, kapak, özellikle kapağın iki farklı dokusu çok güzel. Bu saçma bilgiyi de verdikten sonra içimde bir şey kalmadı, ne var ne yok söyledim.

    Son söz; gruplarda bu kitapla ilgili yorumlar göreceksiniz. Çok yakında. (Arkadaşlar, sırf önünüze geçmemek için yorumu fazla muhteşem yazmamaya çalıştım. (!))
    İkinci baskı sevgili Hervé Bey’e, ilk editörlük de bana hayırlı olsun. Umarım birbirimize uğur getiririz. Ve Hervé Bey (kendisi grubumuzun üyesidir), size bana böyle önemli bir görevi layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim. Eğer kitap bu kadar iyi olmasaydı asla bu kadar mutlu olmazdım.

    Sevgiyle kalın dostlar.

    Siparişler için: http://www.buyuksirustadi.com
  • Size bir sır vereyim; eğer bir seher vaktinde bir bülbülü dinliyorsanız, bilin ki o da sizi dinliyordur. Çünkü o şakırken bütün bülbül neslinin ruhaniyetiyle şakıyor, binlerce, milyonlarca bülbülün anlattığı şekilde gülü yeniden anlatıyor, onu anlattığı için de sizi duyuyordur. Bu yüzden uzun gecelerin gözyaşlarını en iyi bülbüller bilir; tenhada ağlayan âşıkların derdini en iyi onlar anlar.
  • 320 syf.
    ·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Müthiş bir boğaz ağrısını düşünmemenin yolu uğraş bulmaktır. Ben de küçüklüğümden gelme bir başka ilgi alanım olan 'terörizm' üzerine ki kitap tam olarak öyle olmasa da, birçok yerde ayrıntılı açıklaması ile aktaracağım.

    Öncelikle kitabın çıkarılmasında zorlu yolu kısaca yazayım. Kitap, bir ET olan ve Irak, Afganistan, Panama, İran ve birçok Afrika ülkesini gezmiş, gerçekleri gözleriyle görmüş, gerçekleri yaşamış kişilerle konuşmuş, diplomat, askeri yetkili gibi kişilerden alınma bilgilerle yazılmıştır. Perkins, kitap içerisinde daha doğrusu sonlara doğru ne denli bir zorluktan geçtiğini ve onlarca yayınevinin bu kitabı basamayacağını bildirmiştir.

    Basitleştireyim. Bir film düşünün, Birleşik Devletleri çok feci bir şekilde eleştiriyor, Irak işgali sırasında tecavüzleri... dur dur, o kadar uzağa gitmeye gerek yok. Türkiye'de x hastanesinde 145 18 yaş altı ve yarısı kadar 14 yaş altı çocuğun hamil kalması ile ilgili haberi yapan kişi ne oldu? What? Sanırım biliyorsunuz. Size bir sır vereyim: Bu gibi kitapları, filimleri yani eleştri ve gerçekleri yüzeye çıkarmak istiyorsanız, arkanızın çok feci sağlam olması gerekir. 5-6 yıl önce yani, 14 yaşlarındayken yeni dünya düzeni ile ilgili 11 saatlik bir belgesel izlemiştim. Bu belgeseli tekrar ve tekrar izledim. Belgeseli hazırlayan iki yönetmen defalarca tehdit edilmiş, ailesi ve akrabalarına türlü şeyler yollanmış, belgeselleri parça halinde kaldırılmıştı. Türkiye gibi ülkelerden yayımlayıp birleştiriyorlardı.

    Yeni Dünya Düzeni...

    Bu gibi konularda yazmaktan çekinirim, açıkçası korkarım. Size kitaptan geçmediği halde birkaç şey önerebilirim. Belki de geçtiği halde...

    Kitapta CIA'nin onlarca ki Türkiye'de dahil, darbelerini, ekonomik savaşlarını, Irak işgalini, Afganistan Taliban'ını, Usama Binladin'i, açlıktan ölenleri... bla bla.

    Şunu unutmayın: 'Birleşik devletler, küçük İsrail'dir.'

    John F. Kennedy'nin 'Yahudi Lobisine' gönderme yaptıktan sonra suikast sonucu öldürülmesi. (Orijinali kaldırılmış, idare edin)
    https://www.youtube.com/watch?v=9Zr3TmfHZF0

    Yaklaşık 645 Birleşik Devletler askerini öldüren Irak direnişinin en büyük öncülerinden Juba lakaplı keskin nişancı.
    https://www.youtube.com/watch?v=RTM1qEmi1rg

    Devrik lider Saddam Hüseyin'in psikopat ve zürriyetsiz oğlu olan Uday Saddam Hüseyin ile ilgili... bir söylemini vereyim, ''Kızları Tanrı'dan daha çok seviyorum.''
    https://www.youtube.com/watch?v=zQxDU0aLhpU

    Yeni Dünya Düzeni ile ilgili Banu Avar'ın belgesellerini öneririm.
    https://www.youtube.com/...oNmqtrj1OHfanXEORme-

    11 Eylül ile ilgili de Rockefeller ailesinin binanın sahibi olduğunu, daha sonra el değiştirdiği bildirmiştir. Günümüzde hangi aptal ki buna Birleşik Devletler vatandaşlarını da ekleyebilirsiniz. Hiçbir insan iki kulelerin gerçekten intihar uçakları tarafından yerle bir edildiğine inanmaz. Aklınızla alay edilmesine izin vermeyin!

    11 Eylül ile ilgili de Zeitgeist belgesellerini öneririm. Yorgunum, atamam şimdi. Rahatlıkla bulabilirsiniz. :)

    Sıradaki hedef İran.

    Ortadoğu da, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen gibi birçok ülkenin işgali on yıllar önceden bir harita üzerinden yapılmıştı. Bu ülkelerden sonra açık hedef İran olacatı. Çünkü İran, İsrail'i tehdit eden ve Amerika'ya karşı gelen tek 'İslam Cumhuriyeti'dir. (Şah sonrası) CIA'nin eli ile başa gelen ve ilişkilerin müthiş düzenlendiği İran... her neyse. :) Belgeseli izleyin.
    https://www.youtube.com/watch?v=Y1SRxk2eU4g

    Osama Binladin eski bir CIA destekçisiydi. Babası Suudi bir milyarder olan Osama, bir din alimi olmak üzereydi. Afganistan- Sovyetler Birliği savaşında öncülük etmek için Afgan mücahitlerinin başına gelmiş ve oradan bir süre sonra Pakistan'a geçmiştir. El-kaide'nin kurucu lideridir, Taliban ile çok yakın ilişkileri vardı.

    Gizli ve hemen sonra kendi sitelerinden kaldırılmış bir bilgi.
    11 Eylül sonrası bir ses kaydı yayımlamıştı ve kesin bir dille saldırının El-kaide ile bir bağlantısı olmadığını, bunu şiddetle kınadığını söylemişti. Peki sonra? Kaldırıldı.

    Taliban ile ilgili;
    https://www.youtube.com/watch?v=5OI8Y0jjM0k

    Neyse, toparlamak gerekirse, kitapta ET(Ekonomik Tetikçi)'nin oluşumu ve gelişimini açıklıyor. Onlarca ülkede yaptıkları, gözlemledikleri, duydukları ve tartışkları birçok bilgi.

    Benden bir bilgi. 11 Eylül sonrası Pusht, açıklamaları hiç dinlemeden önce Afganistan'a girdi. yaklaşık 250 bin insan öldürüldü. Hemen sonra 'kitle imha' silahları bahanesiyle Bağdat bombalandı. Ne zaman oldu biliyor musunuz? Kadir gecesi. Pusht,' Bugünün olmasını özellikle seçtik.'

    5 yaşındaydım, ama dün gibi hatırlıyorum. Bağdat'ın bombalanması, Irak işgalinin başlangıcı...
    https://www.youtube.com/watch?v=hCRcydUm2Qs

    Ne diyordum, ha. Daha sonra yani 2002 Afganistan işgalinden sonra Irak'a girildi. Başlarda demokrasi naraları atan halk, ebesinin şeyini sornadan görecekti. Bir istatistik vereyim. Yaklaşık yarım milyon insan öldü, yüz binlerce genç kız, çocuk, kadın, adam, bulabildikleri herkese, gözünü kestirdikleri herkese tecavüz ettiler. Canları sıkıldığında veya birlikten biri vurulduğunda camilere ateş açar, sokakta arabadan rastgele arabalara ateş açarlardı.

    Gazeteci ve sivillere ateş açan Amerikan askerleri ve diyalogları
    https://www.youtube.com/watch?v=5rXPrfnU3G0

    https://www.youtube.com/...fnWY8UQfykA(Türkçe Altyazılı)

    Gecenin bir yarısı evinizi basarlardı, annenizi, kardeşlerinizi, babanızı dışarı çıkarırlardı. Annenizi ve kardeşinizi içeri alır hunharca tecavüz edip babanıza ve size dinlettirirlerdi. Amaç, elinizden bir şey gelmediğini görüp böbürlenmekti. Bu olayların yani eziyetlerin tamamı neredeyse 'sunni' mezhebine mensup insanlara yapıldı. Çünkü Saddam zulmünden dolayı acı çeken şiiler, işgal sonrası kız alıp verdiği, yüzlerce yıl yaşadığı bu topraklarda Amerikan askerlerinin iğrençliklerine alkış tutup yeltendi. Irak'ta mezhep savaşının tanımı budur.

    Meşhur Abu Gharip hapishanesinden (+18)
    https://www.youtube.com/watch?v=fRZEvNnyqlA

    Irak, Afganistan gibi yerlerde yakaldıkları üst düzey yetkilileri konuşturmak için Guatemala'ya getirirlerdi. İşkencelerini yazmayayım şimdi, mideniz kaldırmaz.

    Son olarak, affınıza sığınarak bir söz bırakmak istiyorum. Tanrı'nın Psikopat Çocukları kitabından bir alıntı.

    ''Amerika Birleşik Devletlerin ordusu, tecavüzcü koğuşlarında bile rastlayamacağınız kadar çok o.rospu çocuğu sübyancılarla doludur.''

    Keyifli okumalar.