• Seni ne çok sevdiğimi söylesem de bilemezsin
    Hatıramdan hayalini istesende silemezsin
    ***
    https://youtu.be/Loiqh_IA4bg
  • 169 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    "Size kitap yazan adamların çoğu sizin kadar mutlu değildir, ondan emin olun. Pozitif enerji deyip duranların belki yüzü hiç gülmüyordur."
    Ahmet Şerif İzgören
    Hıdır, kendi halinde bir devlet memurudur. Eşi ve akıllı kızı Nisan’dan başka sahip olduğu tek şey gözü gibi baktığı 1991 model beyaz Şahin arabasıdır.
    Hıdır bir gün "Ferrari’sini Satan Bilge" kitabını keşfeder: "Kararı ver; Doğu felsefesiyle, Amerikan iş bitiriciliğini birleştir. Sonra gelsin başarı ve mutluluk." Böylece "kişisel gerilim" yolculuğuna başlar. Birçok Amerikalı’nın ve Amerikan vatandaşı olmak için can verecek birçok Türk’ün "kişisel gelişim" kitaplarını okur. Çoğu çok satan, Amerikan kültürünü işleyen bu kitapları okudukça "gelişim" gösterir. Ses tonu, bakışları, davranışları, konuşma tarzı yani "beden dili" hızla değişir. Bu değişim nedeniyle sürekli komik duruma düşer.
    Hıdır’ın başlıca isteği kişisel gelişimini tamamladığını ispat edip terfi alarak şeflik makamına yükselmektir. Hak ettiğini düşündüğü bu terfii üsleri ona kendiliklerinden bahşetmeyince, Hıdır Genel Müdür Yardımcısı’yla bizzat görüşerek hakkını aramaya çalışır. Ancak kafası okuduğu kitaplardan ezberlediği cümlelerle doludur; yaptığı denemeler trajikomik durumlara yol açar.
    Ahmet Şerif İzgören, Hıdır’ın yaşadıkları üzerinden, "kişisel gelişim" başlığıyla yayımlanan kitaplarla dalga geçiyor. Bu kitapların insanları kendi benliklerinden uzaklaştırdığını, hayal kırıklığına uğrattığını mizahi bir dille anlatıyor. Bireysel başarıyı ve rekabeti temel alan bu zihniyeti, kişisel gelişim uzmanı denilen insanların kendi hayatlarındaki başarısızlıklarını da vurgulayarak eleştiriyor.
    Baş kısımları biraz sıksa da (hatta arkasında yayınevinin beğenmez iseniz iade alınır sözünü ciddi ciddi düşünsenizde) Hıdır'ın uyanması ile gümbür gümbür film finali gibi final yapiyor. Kitap bittiğinde anlıyorsunuz ki aslinda size mutluluk satanlar belki de sahip olduğunuz mutluluktan bile ediyor olabilir. Kendi kültüründen uzaklaştırdığı gibi sürekli olarak en üst makama gelin en zengin olun en en en güzelleri herseyin sizin olsun gibi sadece madde de huzuru sizlere sunan kitaplar maalesef başaramayınca sizleri daha da mutsuz hissetmenize sebep oluyor. Mutluluğu küçük şeylerde bulabileceğinizi unutmayın. Belki de aradığınız huzur bir çocuğun başını oksadiginiz da gördüğünüz tebessümde belki bir kediye verdiğiniz su da belki de arkadaşınızın bir selamındadır.
    Hayatın mutluluğu ve üzüntüsü ile iç huzuru sahibi bireyler olmanız temennisiyle. İstifadeli okumalar dilerim
  • 112 syf.
    ·9 günde·10/10
    Samuel Beckett.

    Bu ismi hangi okur zikrediyorsa ona saygı duyarım, üzerine konuşuyor, fikir üretiyor ve yazımları üzerinden çözümlemelere ulaşmaya çalışıyorsa da hayranlık duyarım. Oldukça ciddiyim. Çok özel bir yazar, kelimelere derinlik ve değer katan bir yazar. Onu özel kılan özelliklerinin hemen hepsini şimdiden yazmayacağım biraz sabredin çünkü bazı övgülerimi konusu ve zamanı geldiğinde açık etmem gerekir ki hakkını teslim edebileyim kendisine.

    Okurun zihninde ya da reel dünyasında karakterlerin kalıcılığı, yazarın başarısını gösterir. Mercier ile Camier zannediyorum ki biz okurların zihninden öyle çok çabuk silinecek karakterler olmasa gerek tıpkı Vladimir ve Estagran gibi. Bu iki ayrı ikilinin oldukça benzer yanları var. Misal bekliyorlar, birini ya da bir şeylerin olmasını ya da anımsamakla kuşku duymak arasında korkunç bir çelişkiye, hiç olmadı zamanın kayganlığı üzerine şüpheye düşüyorlar.

    Yazarın anlatımını size şöyle tarif edeyim. Gözünüzün önüne loş bir tiyatro sahnesi getirin ve o sahnede yaşları oldukça geçmiş iki adam olsun, birini sıska uzun diğerini ise şişman kısa olarak hayal edin ve bunların o küçücük sahnede uzun bir yolculuğa çıktığını tahayyül edin. Şartlar değişsin, yağmur yağsın, soğuk bastırsın, ellerindeki nesneler kaybolsun tekrar gelsin, bataklıklardan, hanlardan ve mezarlardan geçsinler. Hemen sonrasında kentten şehre yolculuğa çıktıklarını düşünelim ama hep akıllarında kente geri dönmek olsun. Tüm bunlar olurken izleyiciler arasından bir kişinin tüm sahnede yaşananları kendi yorumuyla, kendi sorgulamalarıyla size yansıttığını düşünün. İşte okur olarak bizler tüm yaşananları o izleyicinin bize yansıtmasıyla öğreneceğiz, bir bakıma onun gözüyle izleyeceğiz sahnelenen oyunu. Atmosfer yazar tarafından böyle yaratılıyor.

    Anlatının benim izah etmeye çalıştığım gibi basit olmadığını, çok çabuk kendini açmadığını ise ayrıca ifade etmem gerekir. Öyle ki oldukça zorlayan kapalı bir anlatım mevcut, bunun yanı sıra simgesel öğelerin fazlalığı ve metaforların varlığı kitabın görünenden daha ağır olduğunu biz okuyucuya belirgin bir halde hissettirmekte. Hoş, Beckett okumaları yapan arkadaşlar ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacaklardır.

    Yazarımızı hala anlatmaya devam ediyorum çünkü öyle üstün körü birkaç kelam edip geçilecek bir yazar değil asla dolayısıyla Beckett karakterlerine odaklanalım istiyorum. Karakterler, isyan çizgisine oldukça yakın olmalarına mukabil şaşırtıcı bir şekilde çok çabuk duygusallaşabiliyorlar ve bir zaman sonrada kahkahalar ile gülme aksiyonu gösterebiliyorlar. Çok daha ilginç bir örnek vererek karakterlerin ne kadar dikkat çekici olduğunu ise sizlere hissettirmeyi kendime görev addediyorum. Bir otele varan karakterlerimizden biri odasını şu cümlelerle talep etmekte;

    “Gerekirse çekinmeden kendimi aşağı atabileceğim yükseklikte bir oda olsun.”

    Her an yok olmaya meyilli olmakla birlikte değişken haleti ruhiye ye sahip bir karakter. Tüyler ürpertici! Kaldı ki karakterler de anlatıcı da asla bir şeylerden emin olamamakta. Bu durum anlatının her daim çekiciliğini arttırmaktadır;

    “Bir güz ikindisiydi, görünüşte Kasım sonuydu belki de.”

    “Doğuda soluk ve ısıtmayan bir leke belirdi, herhalde güneş bu.”

    Zamandan emin olamamak hatta Güneşten dahi emin olamamak. Emin olamamaların, gizemli sorgulamaların, havaya bırakılan ve bir zaman sonra yok olan sorgulamaların keskinliği korkarım ki Beckett’ı benim nezdimde farklı bir yere konumlandırıyor. İşte bu sebeple onu okuyan okurlara saygı duyar, sorgulamaları özelinde fikir üretenlere ise hayranlık duyarım.

    Son olarak yazarın simgesel anlatımına değinmek ve bu işi ne kadar başarılı yaptığını sizlere örneklendirmek istiyorum. Karakterlerin kimi fikirleri sorgularken, o fikirlerin içinden çıkamayacaklarını anladıkları esnada bataklıktan geçiyor olmaları ve bir an sorgulamalarını durdurup o bataklıkta solucanlar aramaları kesinlikle tesadüfi değildir.

    Beckett’ın hala okumadığım kitaplarının olmasına fazlasıyla seviniyorum. Tümünü bitirip başka bir zaman diliminde tekrardan okuduğumda daha farklı alacaklarımın şaşkınlığını şimdiden görebiliyorum.

    Bir varoluş sorgulamasıyla da bu yazıyı sonlandıralım o zaman;

    "Sonra tamamen uçup gittiniz usumdan. Sanki hiç olmamıştınız Bay Conaire, yoktunuz. Hayır, doğru değil bu, sanki varoluşunuz tükenmişti. Hayır, bu da doğru değil, sanki vardınız da ben farkında değildim bunun."
  • 248 syf.
    ·49 günde
    Bu kitap, sadece ekonomiye ilgi duyanların okumasını gerektiren bir kitap değil.

    -Peki nasıl bir kitap..?

    Ülke gerçeklerini özellikle de ekonomik yönden irdeleyen, nasıl yolunduğumuzu ortaya döken, herkesin okuması ve okutması gereken bir eser.


    *Halkına hayal satmaktan geri durmayan,

    *Yap-İşlet -Devret Modeliyle geçmediğimiz köprünün, gitmediğimiz hastanenin bedelini,

    *Dış Politika yapılan bir hatanın bedelini bize ödeden,

    *Kaçak elektrik kullanıp, bu kaçağını bedelini kullanandan alacak gücü bulamayıp dürüst vatandaşından tahsil eden bir sistemin tüm gerçeklerini göz önüne seren bir eser.

    Neyse ben iyisi mi susayım ..!

    Rahmetli Cem Karaca 'dan "Yiyin Efendiler" adlı parça benden sizlere gelsin arkadaşlar
  • Selamun aleyküm ve rahmetullah dostlar. 🙋 Yarın benim için büyük gün... Kemoterapiden sonraki ilk PET/CT çekimim var. Uzun süreli sessizliğimin sebebi de buydu bir bakıma. Çok zor günler geçirdim. Şimdi nispeten iyiyim elhamdülillah fakat gecenin kapkara, günün buz gibi olduğu vakitler geçirdim. Toparlanamadım bir türlü. Kolay değildi. 😢 Sizlerden dua istiyorum şimdi, bir duacı kız olarak. Burası yeri mi bilemiyorum fakat duanın mekanı zamanı olmaz. Kimden geçer de kabul görür bilinmez. Utana sıkıla burada da duyurayım dedim. 🙈 Heyecanla sonucunu bekleyeceğim taramanın. Sizlere de iyileştiğimin müjdesini duyurmak en büyük arzum. Gecenin duası da bendeniz duacı kızdan gelsin son olarak:
    "Allah'ım sen benim beden ve ruh hastalıklarımı gider. Şafi isminle şifa ver bana ve tüm hasta kullarına. Hücrelerimi nurunla tedavi et. Kanserleri yok et. Çiçek bahçesi eyle yüreğimi. Pırıl pırıl eyle. 💖 Bana eskisinden de sıhhatli bir bünye ver ki senin yolunda canla başla çalışıp hayırlar yapayım. İslama ve insanlığa faydalı, saliha bir hatun olayım. Bana dua eden duacılarıma da dualarından misliyle güzellerini nasip eyle. Bizleri çok çok sev, sevgine layık eyle ve sevdiklerine sevdir." 🌸Amin🌸