• Sizleri anlıyorum. Mutlu olmak istiyorsunuz. Hayatın getirdiği olumsuzlukların esiri olmak yerine yaşamınızı güzelliklerle anlamlandırmaya, hayatı keşfetmeye çabalıyorsunuz, belki.
    Ve kuşkusuz hepinizin dilediği bir şey var.
    Huzur...
    Peki sizlere bir sorum var .
    Hepimiz eğer bunu diliyorsak neden birbirimize hayatı katlanılmaz hale getiriyoruz ?
    Diyorsunuz ki ; insanlık gelişsin, dünya yaşanılır bir hale gelsin, mutlu olalım, sevilelim, sevelim...
    Ne oluyor peki ?
    Sadece istiyoruz.
    Kendimizi aldatıp duruyoruz.

    Insanlığını tamamlamaya çalışan kimseleri düşünerek söylüyorum:
    Bizim ihtiyacımız olan şey hoşgörü.

    Herkesin değer yargıları farklılık gösterir. Bu kişinin zihniyetine, onun benliğini oluşturan düşüncelerine göre değişir.

    Eğer gelişme istiyorsak ; öncelikle farklılıklara karşı sınırlarımızı genişletmemiz gerekmez mi ?

    Hoşgörü göstermemiz gerekiyor.
    Biliyorum, çok zor.
    Ölesiye savunduğunuz, doğruluğundan hiç şüphe duymaksızın inandığınız bu yargıların aksini söyleyen bir kimseye hoşgörü göstermenin ne kadar zor olduğunu.
    Ama dünyayı, hayatımızı yaşanabilir, katlanılabilir hale getirebilmek için buna çok ihtiyacımız var.
    Rica ediyorum en azından deneyin.

    Bunları neden yazdığımı hiç bilmiyorum. Bir yandan insanlığı lanetlerken, bir yandan da seviyorum herhalde.
    Sizleri anlıyorum dedim ama anlamıyorum da aynı anda. Çünkü " insan" kavramı tam anlamıyla bilinemeyecek bir şey.
    Tuhaf.
    Çok tuhaf...
    Içtenlikle kalın.
  • Meydan okuyorum herkese!Kimsenin aşkı prensimle benimki kadar masum olamaz!Hem kimsenin sevdiği kişi,benim sevgi dolu bakışlım gibi yetenekli ve tatlı dilli olamaz.
    Meydan okumama ara veriyorum ve tanışma hikayemizi anlatıyorum izninizle,sizler de bana hak vereceksiniz..
    Bir gün her zamanki gibi okula gitmek için otobüse bindim.Yol uzundu ve otobüs kalabalıktı ,malûm İstanbul birazcık kalabalık :)En arkada bir koltuk boştu,oturmayı pek sevmem ama kitap okumam için oturmam gerekiyordu.Neyse ,ilerledim ve en arka koltuğa ,tatlı ve yaşlı bir amcanın yanına oturdum.Otobüs ilerliyordu ve duraklarda durdukça otobüsteki yolcular çoğalıyordu,anlayacağınız otobüs baya kalabalıklaşmaya başlamıştı.Dört durak felan geçti ,sıradaki durakta otobüse binen yolcuların arasından bir yakışıklının sesi gelmeye başladı,ses yaklaşıyordu,birazcık yana doğru eğildim bu prensi görebilmek için.Gördüğümde içimden ilk dediğim şu oldu,"Nolur benim yanıma gelsin Allah'ım".Ve duâm kabul oldu,kalabalıkları yararak yanıma geldi,elimi tuttu.Oturmak istiyordu yerime,anladım.Ben de onun elini tuttum ve "Geç sen otur bitanem "dedim.Annesi :"Olur mu öyle şey siz oturun,o küçük" dedi .Ben de "O hepimizden büyük efendim "dedim.Gözleri doldu kadıncağızın,mutlu oldu.Bu sırada kolumdan tuttu prensim,yüzüme bakıp gülümsüyordu,bir şeyler söylemeye çalışıyordu.Ama zorlanıyordu çünkü hem zihinsel hem de fiziksel olarak,bizim "engel "adını verdiğimiz rahatsızlığı vardı gül yüzlümün.Yaşı ise 7-8 civarlarındaydı.
    Onunla sohbet etmek istiyordum.Adını sordum,söyledi ama anlayamadım.Zorlamak istemediğim için tekrar sormadım.Aklıma çantamdaki defterim geldi,çıkardım ve onun eline verdim.Bana resim çizer misin dedim,annesine bakıp seslice güldü.Mutlu olmuştu gül yüzlüm.Resim çizmeye başladı,ne çizse üzerine bir gülen yüz eklemeyi de unutmuyordu.Bu dikkatimi çekti,annesine döndüm ve dedim ki "Oğlunuz çok güzel resim çiziyor ve bununla mutlu oluyor.Ona resim defteri ve boya almayı ihmâl etmeyin olur mu?"
    Annesi derin bir iç çekti ve,"İki senedir özel eğitimde ama bir harf bile yazamıyor."dedi.Ben de"Üzülmeyin.O, yazı yazabilen çocuklardan çok daha yetenekli."dedim.Ana yüreği işte ,duygulanmıştı.Gözleri dolu dolu bizim muhabbetimizi dinliyordu.Bu sırada güzel çocuğun eline verdiğim defterimin arasındaki notlarım düştü yere,annesi mahçup olduğu için kızacaktı ama ben "Önemi yok,bir iki kağıt ablacım."dedim.O sırada ,otobüse bindiğimizde kulaklığı takılı olup telefonuyla ilgilenen benim yaşlarımda bir genç eğildi ve kâğıtları verdi elime.Baktım,çocuk kulaklığı çıkarmış ,bizi dinliyordu tebessümle.Sonra farkettim ki ,bizi dinleyen sadece o değildi..
    Neyse devam edeyim.Biz sohbeti baya ilerlettik,bazen bana veriyordu kalemi,çiz diyordu.Ben çiziyordum,o çiziyordu,konuşuyorduk.Ama hakikaten farklı bir zekâya sahipti,hiç beklemediğim cevaplar veriyordu sorularıma,zannedersem bu duruma annesi de şaşırmıştı.Biz konuştukça gülümsüyordu kurban olduğum,ne yapsın dedim ya işte ana yüreği...
    Ve maalesef hiç istemediğim ân geliyordu,otobüsten inmeme birkaç durak kalmıştı.İnmek istemiyordum ama finallerim vardı ve eğer bir durak öteye gidersem Avrupa yakasına geçecek ve kesin geç kalacaktım.Birden inmek olmazdı,alıştırmam lazımdı onu,yoksa çok üzülürdü.Yumuşacık ellerini tuttum,"Benim inmem gerek "dedim.Annesine baktı ,hayır işareti yaptı.Ben zaten gözyaşlarımı zor tutuyordum çünkü onu çok sevmiştim..Annesi,"Olmaz oğlum,ablanın inmesi lazım.Defterini ,kalemini ver bakalım."dedi.
    "Önemi yok ,kalsın lütfen."dedim ama annesi defteri aldı ve olmaz dedi.Ben cennet yüzlüme hediye vermek istiyordum ama yanımda onu mutlu edebilecek hiçbir şey yoktu.İşte o ân kendime, dünyanın en düşüncesiz insanısın sen diye kızdım.Ne olurdu ki,çantama bir iki şeker,çikolata koysaydım!
    Utana sıkıla ,kalemi hediye etmek geldi aklıma."Al kuzum,bunu sana hediye ediyorum"dedim.O kadar mutlu oldu ki,inanın kelimeler bunu anlatamaz asla.Mürekkebi yarılanmış bir kaleme ancak böyle güzel bir insan sevinebilirdi zaten..
    Utandım inanın,insanlığımızdan,isyânlarımızdan utandım.
    Cennet yüzlüm mutluluktan kollarını açtı,sarılmak istedi bana .Yaklaştım yanına ,sımsıkı sarıldı.Bırakmıyordu,annesi müdahale etmek istedi,bırakın lütfen dedim.Sonra"Öpebilir miyim seni bitanem"dedim,yanaklarını uzattı ,ben onu öptüm.Sonra o beni öpmek istedi ve artık ben dayanamadım,gözyaşlarıma hakim olamadım.Annesi tuttu beni ,"Ağlama kızım,daha önce kimse onunla böyle konuşmamıştı,seni çok sevdi."dedi.Bu dedikleri hayatımda duyduğum en önemli kelimelerdi benim için.
    Ve ayrılma vakti geldi.Gözlerimin içine bakıyordu."Seni seviyorum "dedim ,açılan kapıdan aşağıya indim.Otobüs kalkmadan hemen arkamı döndüm ve çok şaşırdım,prensim bana el sallıyordu ve tek değildi.Yanımızdaki amca,annesi ve karşımızdaki teyze de,diğerleri de bana bakıyordu tebessümle.Meğer aşkımız dillere destan olmuş :)Otobüs gitti,ben de insanların arasına banka oturmak yerine ,kaldırımın kenarına oturdum.Birazcık toparlamam lazımdı kendimi çünkü birisini ağlayacak kadar çok sevmiştim..
    Yaa dostlar,ben size demiştim bizimkisi farklı bir aşk diye :)Karşılıksız,menfaatsiz bir sevgiyle gözlerimin içine bakan bir yakışıklıya vurulmuşum,diğerlerine aşk mı denir:)O günden sonra,asla çantamda şeker olmadan dışarı çıkmadım.
    Şimdi soruyorum sizlere ve kendime:
    "O ,zihinsel ve fiziksel engelli;bizse kalpsel engelliyiz.
    Peki hangimiz daha eksiğiz?"...
  • Dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
    Yokuşun başında bir düşman vardı,
    Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum.
    ÖZDEMİR ASAF

    DİPNOT: Özdemir ASAF’ın şairliğini basit bulanlara gelsin Özdemir ASAF’ın bu “DO” şiiri. İçindeki psikolojik gerilimi, duygu yoğunluğunun kısa/öz anlatımını göremeyen veya hissedemeyenler; basit bulmaya devam etsinler…

    DİPNOTLARIN SONDA OLMADIĞI BİR İNCELEME YAZISI...

    DİPNOT: Türk Dil Kurumunun önerisi ile "dipçe"; fakat ben dipnotu kullanmayı tercih ediyorum, bana daha güzel geliyor.

    Yalnızlığımız bize kalabalık geldiğinde, dünyanın hareketlerinin basitleştiğini hissettiğimizde, hayat bizi erken veya geç bir şekilde yorgunluğuyla egale ettiğinde, yenilmemek için zihnimizde yeni dünyalar yaratırız. Şizofreni veya adını bilemediğim türlü kişilik bozukluğu hastalıklarıyla olur bazen bu, bazen de gayet sağlıklı olduğumuz halde, daha sağlıklı olmak amacıyla savunma mekanizmalarımız geçer harekete. Hayatın bir numaralı gerçeği şudur ki, biz insanlar her şeye alışıyoruz. Yaşlılığa, acıya, mutluluğa ve hatta ölüme alışıyoruz. Bu durumda şizofrenik hastaların da bu duruma alışmaktan başka bir çareleri yok elbette. Nasıl ki John Nash zihninde yarattığı üç arkadaşına alışmışsa, nasıl ki Tyler Durden aslında başkası sandığı birinin kendisi olduğuna alışmışsa, nasıl ki Bay Brooks hayali arkadaşı Marshall ile yaşamayı başarılı hale getirdiyse; hepimiz hayatımızda olanlara alışmak mecburiyetindeyiz. İbrahim Yusuf PALA’nın bu kitabında da yazdığı karakterlerin dünyasında yaşayan, gördüğü düşlerin gerçekliğinde yolunu arayan, yarattığı evrenin iğrençliğinde gerçek dünyanın çirkinliğine bile özlem duyan yazar Ramazan Salti’nin Kaybolan Düşler Senfonisi’ne; zihin rüzgârlarımızla ıslık çalarak eşlik ediyoruz.

    DİPNOT: Karakterler o kadar karıştı ki kafamda, belki de baş karakterin adı başkaydı. Kusura bakmayın İbrahim Bey:)
    DİPNOT 2: Akıl Oyunları, Mr Brooks ve Dövüş Kulübü filmleriyle ilgili özel bilgiler verdiğim için özür dilerim:)
    DİPNOT 3: Şizofreni ve benzer hastalıklar psikolojik gerilim eserlerinde her ne kadar hoşumuza gitse de gerçekte karizmatik ve gizemli bir hastalık değil, oldukça üzücü hastalık türleri.

    Bay Şair’in şiiriyle başlayınca kitap, “Eyvah, bir Kahraman Tazeoğlu romanı mı okuyacağım acaba” diye korkmadım değil. Fakat devamında öyle bir noktaya geldi ki eser, soluksuz okudum. + 18 bölümleri rahatsız edici veya yersiz bulmadım, olması gereken şekilde ve seviyede kaldı bence. Psikolojik rahatsızlığı olan bir karakterin hikâyesini okuduğumuz daha ilk sayfalarda anlaşılıyor çünkü. Böyle bir karakterden de sağlıklı bir yaşantı hikayesi beklememiz saçma olur bence. Yazarın hediyesinden dolayı değil, gerçekten beğendiğim için beğendiğimi söyleyerek kitabı psikolojik gerilim – gizem seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.Kitapla ilgili fazla ayrıntıya girip sürpriz kaçıran bilgiler vermek istemiyorum. Yazarımız İbrahim Yusuf PALA’nın hediyesi sayesinde sitede okur arkadaşlarımız kitapla ilgili oldukça güzel bilgiler, incelemeler yazmış, ben de yazarımıza teşekkür mahiyetinde bir şeyler karalamak istedim.

    DİPNOT: Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum yeri gelmişken.

    Kitapla ilgili tek olumsuz düşüncem, hızlı bitmesi. Daha fazla ayrıntıya girilse, hikâye bizi daha fazla içine alsa, çok daha başarılı bir eser okuyabilirdik diye düşünüyorum.

    SON DİPNOT: Yazımı okuyan herkese teşekkür edip kitapla paralel olduğunu düşündüğüm kendi şiirimle sizlere şimdilik veda ediyorum…


    Farz-ı Misale
    Sevdiğim her şeyim, sevmediklerim oldu
    Düştüğüm yalanın içinde gerçekliğe boğuldum

    Hangisi hayal ve mücerret ?
    Hangisi gerçek ve müşahhas ?
    Ayrıntımda kayboldum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...

    Seçtiğim her yolun sonunda, pişmanlığımı buldum;
    Verdiğim her kararda müebbetle mahkum oldum

    Hatıralarım gerçek mi ?
    Hayallerimse mecaz mı ?
    Artık çözemiyorum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...
  • - BABA!!! -

    Hoşgeldiniz beş gittiniz faslını yapmış kabul edin bu seferlik .. Yine de alayınıza selam olsun içli köfteler ve patlıcan musakkalar .. Genel olarak sevdiğiniz , anılarımdan oluşan bir inceleme olacak bu .. İşsizlik kotası pek tabii aşılacak .. Ve pek tabii uzun olacak çünkü hem müziğiyle hem görüşleriyle başlı başına bir KÜLLİYAT'tan bahsedeceğim sizlere .. "Babaların babası" Erkin BABA' dan =))

    Evet başlayalım yavaştan ..Benim Baba ile tanışmam ilkokul günlerime denk düşer.. Sene 80 lerin son çeyreği.. Herşeyden habersiz okula gidip geldiğim dönemler .. Okulun ne olduguna dair pek bir fikrim yok ilerde de olmayacağı gibi.. Sırtta çanta , elde beslenme cantası , boynumda suluğum çay sıra gidip yol sıra dönüyorum .. Haşerat bir elemanım ..ZARARLI NEŞRİYAT dediklerinden...Okul, oturduğumuz semtte olmadığı için servisle gidip gelmekteyim .. Dolayısıyla bir servis aracıyla ulaşım sağlanıyor .. Servisçimiz tam bir çakal.. Sonradan kendi aramızda ona taktığımız lakabıyla Sub-Zero Ali isimli bu adam tam bir getto sakini..Full arabesk dinliyor , dolayısıyla bize de zerk ediyor zehri .. Tüdanyaları , Bergenleri, Kamuran Akkorları , Küçük Emrahları ,Ferdileri , Orhanları , Ceylanları, Resul Balayları ve aklınıza gelip gelebilecek pek çok underground arabeskçiyi bugün dahi biliyor ve sözlerine kadar ezberimde bulunduruyorsam bunu kendisine borçluyum .. İnanılmaz da ahlaksız bir herif bu aynı zamanda.. Okul dönüşü kırda çimende servisi durdurup milleti birbirine düşürmek suretiyle kavga ettiriyor .. Nasıl yapıyor bunu? Misal vermem gerekirse , iniyoruz araçtan..Benim yanıma yanaşıp Tuco, Engin anana küfretti ; diğerine yanaşıp , Engin Tuco anana küfretti diyip nifak sokmak suretiyle cayda çayırda bizi pehlivanlara dönüştürerek kırkpınar güreş müsabakaları düzenliyor =)) Chuck Palahniuk' a selam edin bi zahmet .. O YOKKEN BİZ VARDIK BU ALEMDE!!!Neyse efenim işte böyle bir ortamda gecmekte çocukluğumuz .. Ve o dönemki halet-i ruhiyemiz bu yönde .. 7 yaşında arabesk dinleyen , son derece dertli bir Tuco var karşınızda.. Dertliyiz çünkü sevdalandığımızdan tokat yemişiz, reddedilmişiz (KIZIN KAFASINA 2. KATTAN PORTAKAL ?!?!??!!?!! AT, SONRA ANASI GELSİN OKULA SENİ ÖLDÜRMEK İÇİN , HİÇ UTANMADAN BİR DE YÜZSÜZ YÜZSÜZ KIZA AŞIK OL ?!?!? BAK SEN ŞU KEFEREYE !!
    RÖHAHAHAHAHAHAA =)) ) .. Sub- Zero Ali'den yediğimiz tokatlar yetmiyormuş gibi bir de bunlarla uğraşmaktayım işte o sıralar.. =))

    O günlerde annem ameliyat olduğu için hastanede olduğundan ve babam da çalıştığından dolayı yazı evde geçirdiğim günlerden biri .. Sıkıntıdan patladığım anlar ...Peder beyin plaklarını karıştırırken bir baktım yüzü gözü boyalı bir adam .. Kim ola ki bu derken baktım 7 8 plağı daha var .. Attım plak ÇALAYIRA başladım dinlemeye .. (Buyrun siz de dinleyin .. )

    https://www.youtube.com/watch?v=T8oGRJel9EI

    ANA!!! Cayır -cuyur bir ses .. Aleti bozduk sandım ilkten .. Sözler de İNGİLİÇÇE ..Hiçbirşey anlamıyorum.. Hoşuma gidiyor ama çok farklı .. O dönemdeki tabiri ile "Batı Kaynaklı" müzikten , hele hele rock tan metalden haberim yok pek tabii deve üstünde arap çöllerini turladığım için .. Derken 1:36 da "ÇİKİ ÇİKİ" ARABESK ZİLLERLE beraber SOLO bir girdi ki ben artık mutluluktan delirmek üzereyim .. TORUNUNDAN KAFASINA KUMANDA YİYEN ZÜLFİKAR DEDEYE DÖNDÜM(https://www.youtube.com/watch?v=RSkROQ_-3E8 01:57 YE AL İZLE ZOHAHAHAHAHA ) !! Bu bildiğin ARABESK !!! Sanırım bi 4 5 kez üstüste dinledim ..Olacak gibi değil !! Eşlik etmem lazım ama sözler yabancı .. Napalım napalım ?! Gittim mutfaktan çay bardağı aldım geldim iki tane .. İki de tatlı kaşığı ..Zilleri çalmaya uğraşıyorum o kısıma alıp alıp =)) Bugün çaldığım baterinin temellerini ilk attığım anlar =)) Ne emekleri var BABA' nın benim üstümde.. Neyse efenim sonra Ceylan albümünü tadalım dedik .. İlk parca türkü.. O neşeyi kaçırdı ama sonrasındaki MUALLİM !!! Ondan sonra ÇÖPÇÜLER !! Ondan sonra SÖYLENİR BANA!!! ( o dönem bu parcayı söyleye söyleye ne üzüldüm - ZOHAHAHAHA!- size anlatamam ) Döndük mü EFKAR KÜPÜNE !?!?!!Alkolden haberimiz yok o dönemler neyseki ..Yakınlarda bi yerlerde , el altında olaydı alkolün temellerini de daha erken atacaktık anlayacağın .. İşte benim bir ERKİN KORAY "MANYAĞI" olmamın , kendisiyle tanışmamın hikayesi budur .. Arabesk ile marine edilen bünyeye ZİBİDİ SAZI DENEN ŞEYTAN İŞİ elektro gitarın girişi böyle olmuştur =))

    BABA'ya gelir isek .. Sanmıyorum ki sevmeyeni olsun bu platformda.. Şaşkın dinlemeyeneniz var mı? Öyle Bir Geçer Zaman Ki , Çöpçüler, Estarabim , Çetin Ceviz, Yalnızlar Rıhtımı ya da ismini sayamadığım pek çok parcasını dinleyip efkarlanmayanınız ? Bizim yokluk günlerimizde , mezesiz dumanaltı ortamlarımıza katık oldu onun şarkıları .. Seneler geçip kendimiz de müzik yapmaya başladıkça büyüklüğünü parça parça keşfettik..Saygımız 5'e , 10'a katlandı .. Tanışalım , el öpelim , saygımızı gösterelim dedik atladık İzmir' e gittik .. 3 gün kapısının önünde yattık .. Yoktu evde BABA .. Döndük geriye .. Seneler sonra aynı festivalde çaldık ..Çıkışta bir mekanda aynı masada oturduk.. (Bunu övünç için anlatmıyorum sakın yanlış olmasın) Otururken Baba' nın yüzüne bir baktım ki yara bere içinde .. Sonra sonra babamdan , bekarlık günlerinde gece vakti motoruyla gezerken, Erkin BABA' nın elinde ekmek bıçağıyla ,yüzünde kanlar bir kaldırım taşında oturduğunu anlattığı anılarından cıkardım bu yaraların sebebini.. O yılların Türkiyesinde uzun saçla dolaşmak , rock yapmak YÜREK İŞİ hakikaten..İnandığın davadan , değerlerden ödün vermeden , geri vites yapmadan , geri adım atmadan yaşamak ve EN ÖNEMLİSİ İYİ MÜZİK YAPMAK !! Konserlerinin gericiler tarafından basılması , sürekli saldırıya uğraması , Trt denen kurumun bugün olduğu gibi o günlerde de kendisine uyguladığı ambargo .. Senin anlayacağın karşımdaki adam bir zafer abidesi idi.. Bir kez daha hastası olduk .. Sonrası mı?

    Sonrasında bu kitaptan haberdar oldum ama çok geç kalmıştım .. Basımı tükenmişti ben almaya karar verdiğimde ..Uzun müddet aradım .. Sağolsun Nuhun Gemisi' nden Emir eline geçer geçmez bir tel çaktı bana .. Koşarak gittim aldım , 2 günde hatmettim ..

    - BÜYÜKSÜN ERKİN BABA !!! HEM DE ÇOK BÜYÜKSÜN!! -

    Şimdilerde yapılmamıştır , yok öyle şey diyen dingillerin gölge düşürmeye , itibarsızlaştırmaya çalıştığı Kurtuluş Savaşımızın lideri "SARIŞIN KURT" ' un yanında bu savaşa katılıp savaşmış bir osmanlı paşasının torunu BABA!! Sanatla uğraşan bir ana babanın evladı .. Küçük yaşta piyano çalmayı öğrenmiş .. Elvis'leri dinleyip müzik yapıcam ben diyip , aileye resti çekmiş , Almanya' ya gitmiş John Lenon'larla takılmış aynı masaya oturmuş , aynı studyoya girmiş bir adam .. Bugün bizim camiada karşısına geçip önünü iliklemeyecek adam çıkmaz !! Tartışmasız BABA' dır .. Yurt dışında çaldığım pek çok festivalde sohbet ettiğim gavur tayfanın %90 ' ı hem Onu hem Selda Bağcan ' ı sormuşlardır bana .. Bugün H&M 'den deri montları , riderları çekip kırmızı ruj , morcivert kalemi , sürmeyi gözüne çekip asilik asalettir diye sokaklara dökülen , Psychedelic Rock dinliyorum ben diye gezen tatlı su metalcisi kızlarımız ortalarda yokken O bu işleri yaptı .. Türk müziği ile rock müziği sentezlediğinde ,bu işin yıllar sonra Psychedelic denecek tarz olarak anılacağını bilmeden yaptı .. Herşey bir yana bir şarkı sözü var ki bana kattığı değerler arasında sanırım en büyüğü o oldu ..

    "NAMERT İLE OTURUPTA BİR SOFRADA YEMEK YEME
    YOLA ÇIKAYIM DEME SAYIN ARKADAŞIM OSMAN ..."

    Koymadık O'nun sayesinde NAMERDİ ortamımıza ..

    Kitabı okuduğumda bir de güzel sürprize denk geldim ..BABA da benim gibi bir Aziz Nesin sevdalısı !!! HAHAHAHAHA =)) Sevilme mi bu adam yaa !!!?!?!? BÜYÜKSÜN ERKİN BABA !!! HEM DE ÇOK BÜYÜKSÜN!!

    TANKLI , TOPLU , TÜFEKLİ , MİTRALYÖZLÜ ROKETLİ BİR DE DİP NOT :

    Yeri geldi yazmazsam kahrederim kendime .. Dangalak bir gazeteci Baba'yı yermek için zamanında hepimizin bildiği o beyaz gitarına 30 (YAZIYLA OTUZ ZOHAHAAHAHAHAHA !!! ) liralık gitar yazmıştı .. ULAN HÖDÜK!!! O GİTAR ,1961 MODEL GIBSON SG LES PAUL "CUSTOM" VE (bakın buraya dikkat!!!) "SERİ NUMARASIYLA" ÜRETİLDİ.. !!! Ben yazmaya utanıyorum burda !! '61 in ilk yarısında seri numara ile üretilen ultra limited seriye ait .. Antika kategorisindedir .. O GİTARIN BUGÜN FİYATI "YOOOOOOKKKKKK!!!!!" SÜLALEN, DOĞMUŞ DOĞMAMIŞ TÜM TORUNLARIN İÇ ORGANLARINIZI SATSANIZ ,YÜZYILLARCA DİLENSENİZ BIRAK ALMAYI DOKUNAMAZSINIZ O GİTARA !! BABA' daki gitarın seri nosu : 10965!! Akıllı olsun herkes !!! Aklınızı alırım !! Böylece BABA çalarken niçin kemerininin tokasını yana çekiyor sorusu soracaklar siz de cevabınızı aldınız ... Çizilmesin diye!! Ayrıca Les Paul serisi HAYVAN GİBİ ağır gitardır .. Tonu eşsizdir , çok unique tir ama ağır olduğundan pek tercih edilmez ..O gitarı 77 (YAZIYLA YETMİŞ YEDİ) yaşında bir adamın sahneye çıkıp çalması ÇOK AMA ÇOK AFEDERSİNİZ "GÖT" ister !!!


    VEEEEEE KAFASINA PORTAKAL ATTIĞIM İLK AŞKIM İÇİN O ZAMANLAR ÜZÜLEREK DİNLEDİĞİM "SÖYLENİR BANA" PARCASI İÇİN ŞARKI SÖZÜ VE LİNK..

    https://www.youtube.com/watch?v=-OYaYVofblc

    Sönük kalır mehtap bile
    Yanakların benzer güle
    Güzelliğin dillden dile
    Söylenir bana, söylenir bana

    Yanıyor kalbim senin aşkınla (ZOHAHAHA!)
    Dertlere düşürdün, bir bakışınla(?!?!?! =) )
    Öldürme derdinle, bu "genç yaşımda"( LKFJADSŞLKFJ=) )

    Düşman gibi görme beni (PORTAKAL ATTACK!!)
    Kalbe vurma hançerini
    Kül eden bu ateşini
    Sen Verdin bana, sen Verdin bana

    Ben acı çeksem kim derman olur?
    Gözlerimin yaşı akar sel olur
    Derdime bir çare bulsan ne olur

    Gözüm görmez hiç bir şeyi
    Unutturdun sen her şeyi
    Yar seninle sevişmeyi (?!?!?!?!?!? )
    Çok görme bana, çok görme bana

    İŞTE BÖYLEEEEE... =))

    SON EKLEME:

    ALIN SİZE TUCO ve meşhur servisçimiz SUB ZERO ALİ =)) (hangisi sensin diye soranlara cevap verilmeyecektir =) )

    https://i.hizliresim.com/PDkpGb.jpg

    İŞTE CHOSE YOUR DESTINY DEDİĞİM AN .. TABİİ Kİ "SOL"DAN DEVAM ETTİK !!

    https://i.hizliresim.com/BzPEWj.jpg
  • Hediyelerin en güzeli sahiplerinin kalplerinde gizli olan duygudur. Kalben, mutlu etmek için verilen bir çöp dahi alanı mutlu etmeye yetiyor. Son iki haftadır bunu iyice yaşar oldum. Hediyeleşmek gerçekten güzel bir şey.

    Kitap hediye etkinliklerini de saymaz isek, evet buradan ve başka sosyal platformlardan birçok kişiye kitap hediye ettim ve çok naçizane karşılıklar buldum. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

    Sabahat UÇAR isimli okuyucuya dikkat edin, sanki Matrix’te yazılmış bir program gibidir. Zaten profil fotoğrafına bakınca da kendisinin Ajan Smith olduğunu anlarsınız. Yalnız programlama bir hata var. Bu arkadaşımız çok insana benzemiş, güzel bir kalbi ve fıstık gibi vicdana sahip. Kendisine çok teşekkür ederim. Bir adet kitap istedim beş adet yolladı. Çok ısrar ettim, bende sana göndereyim lakin kabul etmedi. İyi ki de etmemiş :) Gönlü yüce kardeşim, ruhun asla incinmesin. Aşağıdaki linkten yolladığı kitapları görebilirsiniz.

    https://i.resimyukle.xyz/S6aS5H.jpeg

    https://1000kitap.com/WeCouldBeTheSame yani namı değer Kömür. Bakmayın öyle her konu altında bir yorumu olduğuna. Kendisi en hakiki kişiden dahi daha mert ve yüreklidir. Kardeşim adamlar gelsin de senden adamlık öğrensin. Kendisine hani kitap diye, diye, diye… Bülbülü Öldürmek adlı kitabı hediye ettirdim. Sorun bana pişman mıyım? Değilim. Muhakkak şuan okuduğu Grange kitaplarından da bana gönderecektir. Ömrün çiçek açsın Kömür…

    https://i.resimyukle.xyz/NHQHeB.jpeg

    https://1000kitap.com/no_name bu güzel yüzlü, boncuk gözlü arkadaşımı sadece yorumlardan tanırım. Nereden estiyse kendisine bir “bana bir kitap al,” dedim. Hiç ikiletmedi. Hatta yüzsüzlüğüne dibine vurup, özellikle Fahrenheit 451 al dedim. Sorgusuz sualsiz alıp yolladı. Şimdi teşekkür ederim desem ne olacak ki. Mutluluğumun karşılığı teşekkür kadar basit iki cümle olamaz. Ömrün çiçeklerle dolsun, yüz güzelliğin yaşının inadına solmasın ve her yaşta boncuk gözlerin daha bir parlayıp sana yol göstersin.

    https://i.resimyukle.xyz/z3BW5S.jpeg

    Ve siz diğer okur arkadaşlarım. Böyle güzel bir ortamı benimle paylaşıp, bana katlandığınız için sizlere de ayrıca teşekkür ederim. Hediyeleşmek isteyen herkes bana kitap gönderebilir ve talep edebilir. Bu arada 02 Temmuz benim doğum günümdür :) Tekrardan teşekkür ederim.

    D (B) D ve ibiaryu ablalarım sizleri sakın unuttuğumu sanmayın. Size teşekkürümü daha sonra yapacağım :) Ömrünüz ailelerinizle sağlıklı ve mutlu olsun.

    Şu servet değerindeki 54 adet kitabı da buraya koymaz isem kesin çatlardım. Sarı sarı yaprakları ve geneli 1980 – 1990’lı yılları basımı olan bu naçizane seri kitaplar ve içilen bir bardak çay için “SANA” da teşekkür ederim.

    https://i.resimyukle.xyz/91dN9V.jpeg
    https://i.resimyukle.xyz/a9d1cI.jpeg
    https://i.resimyukle.xyz/GLc4z7.jpeg
  • Kitabı “Kadın Yazarları Okuma” etkinliği kapsamında okudum. Etkinlik sayfası bir gidip, bir geldiği için orada paylaşamayacağım.. Etkinlik kapsamında emeği geçenlere teşekkürlerimi iletiyorum…

    İncelemeye başlamadan önce, YouTube üzerinden güzel bir kadın vokaller listesi ayarladım. Metal müzik eşliğinde incelemeye başlıyorum!

    Sevgili Virginia, seni anlıyor, duygularını paylaşıyor ve yanında olduğumu en başından bildirmek istiyorum! Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin daha da değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında zorbalıkları da görecektin… Bundan Dört Yüz Yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayal bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia, şimdi bunlar hakkında birkaç kelam etmem gerekecek…

    Bu incelemeyi Kadınlara, Kendisini Kadın gibi hisseden ve Kadınları Anlayan, Onları Savunan, Birlikte Her zorluğa Göğüs Gerebilecek Herkese İthaf ediyorum...

    Geçmişe bir yolculuk yapalım, sonra günümüzün merdivenlerinden yavaş yavaş çıkalım… Kadın tüm çağlarda aşağılanmış ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins olmuştur. Burada bahsettiğimiz konu Kadın ve Erkek cinsinden biri olması hususudur. Kitabı okurken bir çok örnek geldi aklıma. Diziler, Filmler, Kitaplar ve yaşadığım olaylar.. İlk önce şunu anlayamıyorum, bizi biz yapan olgu annelerimizdir. Nasıl bir insanlık ki, annesinden çıkmış olmasına karşın kadını hakir görür? Kadını nasıl önemsiz bir varlık olarak kabul eder, nasıl şiddet gösterir, nasıl onu toplumdan uzak tutar. Nasıl olur ki kapalı kapılar arkasında saklanmasına sebep olur? Hangi sebeple onun Tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler?

    Sayın okurlar söyler misiniz, hangi hastalıklı düşünce Kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık onları beceriksiz ilan eder? Bu görüş ve türevlerini savunan herkes kesinkes söyleyeyim hastalıklı bir düşünce yapısına sahiptir. Bunun izahı olmamakla birlikte, tek bir tedavisi vardır: KADIN = ERKEK, ERKEK = KADIN mantığının, o güzel beyninde dalgalanmasıdır…

    Her sayfada yeni şeyler düşünmeye başladım.. Aklıma ilk olarak Agora filmi geldi… (***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… )
    Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçen hikaye de bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın hayatı merkeze alınıyor. Hypatia, bir şeyleri başarmak için uğraşırken ve insanlığa dair yeni keşifler yapmaya çalışırken, hem kendi erkek öğrencileri tarafından hem de etrafındaki erkekler tarafından sürekli aşağılanır. Filmi izlediğinizde sabredemeyeceğiniz bir çok sahne var. Dini unsurlar kullanarak bir kadın toplumda nasıl en rezil duruma sokulur ve linç edilir çok iyi özetleniyor. Dik duran ve kimseye boyun eğmeyen bir kadındır Hypatia.. Bir çok erkek ona saygı duysa da, saygı duymayan ve sırf kadın olduğu için aşağılayan bir kitle ile karşılaşır. Ben filmi izlerken çok sinirlenmiştim. Filmin sonuna doğru ise üzüntü içindeydim. Erkekler, Kadınları sırf kadın olduğu için değil, Kadınlar ile baş edemeyeceklerini bildikleri için bu duruma sokmaktadır. Bunu net olarak görebileceğiniz bil filmdir Agora.. Kesinlikle izleyiniz…

    Birkaç örnek daha vereceğim birazdan… Örneklere geçmeden önce sorgulamaya devam edelim. Bir kadın neden sadece hizmetçi olmak zorundadır? Bir kadın neden erkek himayesinde köle zihniyetinde yaşamalıdır? Bir kadın neden tek başına, özgürce ayakta durmamalıdır? Neden Kadınların hakları 19. yüz yıla kadar yok hükmündeydi? Bu durumu yıkan şeylerin en başında iletişim araçları mı gelmektedir? Kadınların sesi neden çıkmamış ve bu durumu kabullenmişlerdir? Yoksa kabullenmek zorunda mı kalmışlardır ya da bırakılmışlar mıdır?

    ...Konumları zorla kabul ettirtilmiştir, çünkü; kadın tek başına dolaşamaz, yoksa arkasından hayal edemeyeceğiniz yaftalar yapıştırılır, eşi ölmüş ya da onu terk etmişse bir de çocuğu varsa erkekler tarafından hemen yollu olarak görülür, ona göre muamele yapılırdı. Günümüzde de benzer şeyler olsa da 1600-1950 yıllarını düşününce daha da sıkıntı bir durum söz konusudur. Günümüzde bir kadın içten çökertilmemiş ve özellikle gücü kaybettirilmemişse, baş edemeyeceği bir durum yoktur. Geçmişin kirli sayfalarında ise bu durum böyle değildir….

    ***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… İkinci örnek olarak aklıma Wonder Woman filmi geldi. DC karakterlerinden biri olan Wonder Woman’ın sinemaya aktarılması harika bir olaydı benim için. Hem kadın süperkahraman olgusunun yerleşmesi hem de kadınların yan rolden kurtulup, biz de güçlüyüz diyebilmesinin anahtarlarındandı… İlk çekilen Wonder Woman’dan sonra Justice League çekildi.. Türkçe Adı ile Adalet Birliği.. İlk solo filme karşılık bu filmde, Batman, Superman, Wonder Woman, Flash ve Aquaman gibi DC evreninin süper "yıldızlarını" bir araya geldi.. Hızlı geçiyorum hemen… Bu iki filmin farkı şudur… Wonder Woman filminin Yönetmeni Feminist Patty Jenkins iken Justice League filminin yönetmeni Zack Snyder’dir. Yani bir erkek yönetmen. Bu iki film arasında yaşanan durum şudur, ilk filminde Wonder Woman gayet usturuplu bir şekilde giyinmiş, zaten amazon un o güzelliğine uygun bir kostüm giymiştir. Yeterince açık bir kostümdür ama doğru dizayn edilmiştir. İlk filmde Gal Gadot’un çekimleri genel olarak bel üstü ve normalken, Adalet Briliği filminde aynı karakter tam tersi daha açık giydirilip, kadrajın bel altına inmesi sağlanmıştır? Bu ne saçmalıktı, bu ne şovmenlikti hiçbir anlam veremedim. Tek verdiğim anlam şu idi, 2018 yılında da olsak, kadınlar daha fazla ilgi çekmek için hala kullanılmaktadır. İki film arasında bu konuda çok değişik durumlar var ama incelemeyi uzattığından değinmiyorum.

    Tekrar geçmişe dönelim.. Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? Ben bir şey görmüyorum. Belki birkaç isim ön planda ama onlarda ufak bir kısımda. 1918’lere kadar kaç yazarımız var? 1-2? Kısacası yok denecek rakamlar. Kadınlar yazar mı olacakmış o dönemde tamam tamam gülmeyelim.. Kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması Cumhuriyet dönemi ve sonrasında olmuştur. Bu nasıl bir rezalettir ki, bir erkek gördüğünde bir kadın arkasını dönüp, yere çömelip başını eğsin ve erkek geçsin.. Bu nasıl biz zihindir ki, erkek önce yürüsün eşi ve kız çocuklar arkadan gelsin, bu nasıl bir mantıktır ki, kadın tek başına çarşıya çıkamasın ? Ülkemiz kadınlarının 1900’ler de ki okuma oranı komiktir. 0,06 gibi bir rakamdır. Yok gibi bir şeydir. Cumhuriyet dönemi sorası neler mi olmuştur? Yazarlarımız, şairlerimiz olmuştur, öğretmenlerimiz ve profesörlerimiz olmuştur, Sinema ve Tiyatro sanatçılarımız, şarkıcılarımız, Bale yapabilen, dans edebilen kadınlarımız olmuştur. Uçak pilotu olmuştur kadınımız.. Köhne bir zihniyetten çıkarılıp, modern dünyanın ilk atılımları olmuştur. O yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile bu özgürlük kıstaslarına şaşmış kalmıştır. Times’ın o dönemki yayınlarına bakabilirsiniz.

    İncelemeyi daha fazla uzatmak istemesem de kısacık bir kitap bana yazdırdıkça yazdırıyor. Son olarak değineceğim konular Ölmek İçin On Üç sebep dizisini izleyerek bir genç kızın başına nelerin gelebileceğini, Damızlık Kızın Öyküsünü izleyerek kadınların toplumdaki rolünün ne kadar düşürülmüş olduğunu göreceksiniz. İki dizinin de kitapları mevcut. Damızlık kızın öyküsü dizisini ilk bölümde bıraktım. Ben katlanamadım bu zulme. Kaldıramadım. Devamında neler yaşandı bilmiyorum. Sizler bakıp öğrenebilirsiniz. Damızlık Kızın Öyküsü ve Ölmek İçin On Üç Sebep (Kitaplar nasıldır bilmiyorum ama diziler fazlasıyla ders verici ve toplumun kadına bakış açısını fazlasıyla gösteriyor.) Daha fazla örnek tabi ki verilebilir ben bunları seçtim. Ema Watson’ı da özellikle takibe alın. Sense8 dizisini izleyerek dünya görüşünüze biraz fark katıp, Black Mirror ile kendinize güzel dersler çıkarabilirsiniz.

    Yaptığım eleştireler ve söylemler yaşanmış ve yaşanan şeylerdir. Kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istenmiştir. Kadın küçük görülmüş ve beceriksiz olarak lanse edilmiştir. Hayır kadın bunların hiçbiri olmamakla birlikte çok daha fazlasıdır. Her iki cinsin tabi ki iyi ya da kötü insan türleri mevcut bu durumları konumuzdan ayrı tutuyorum.

    Son olarak diyeceğim şudur ki;

    Geçmişi, geri giderek değiştiremezsiniz. Geleceği umarak ya da ümit ederek şekillendiremezsiniz. Yaşamamız gereken ne ise şuan yaşadıklarımızdan ibarettir. A’nı yaşayanlar ne geçmişte kalır ne de geleceğin hayalini kurar. Hayatımızın asıl manası tam olarak şuandadır. Bugünden şekillenmedikçe yarının hiçbir önemi yoktur. Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Cins ayrımı, ten rengi ayrımı yapmamalıyız. Hepimiz bu dünyanın İnsanlarıyız.. Bunu unutmamalıyız..

    Kadın yardıma muhtaç değildir. Kendi başının çaresine bakabilir. Biz erkeklerin yapması gereken tek şey, kas gücüne güvenerek onları sindirmeye çalışmamalıyız. İnanın beyler, beyin gücü kas gücünü yener… ;)

    İncelememi sonlandırıyorum.. ve güzel bir söz ile sizlere veda ediyorum…

    “Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!”

    ~Mustafa Kemal Atatürk

    Kitabı şiddetle tavsiye eder, iyi okumalar dilerim….
  • "BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

    Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünce Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

    İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
    Ne var burda ?
    Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
    Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

    *Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
    *Sebze ihracatında dünya birincisi...
    *Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
    *Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
    *Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
    *Tarım ihracatında dünya ikincisi...

    Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

    KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
    *Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
    *Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
    *Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
    Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

    Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

    "Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

    Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

    *Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
    *İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
    * Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

    Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

    "Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
    ı) Tohumlarını satacaklar...
    2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
    3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
    4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
    5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
    Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
    Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
    Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

    Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

    Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

    Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

    Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

    BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

    https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

    (Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

    ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!