• Kaçış artisti Houdini, ölüm döşeğinde karısı ile bir parola belirler. Öbür dünyadan kaçabilirse, parolayı söyleyecek, böylece kadın gelen ruhun kocasına ait olduğunu anlayacaktır!
    Gelmiş geçmiş en büyük sihirbazlardan biri olan Houdini aynı zamanda eleştirel düşünme yöntemini benimsemiş sıkı bir skeptikti.* 1920’den önce kendisi de ruhlar alemine ilgi duymuş ama daha sonra bunların safsata olduğuna kanaat getirip, spirütüalizme** savaş açmıştı.

    Houdini’nin uzmanlık alanı, kaçış gösterileri düzenlemekti. Zincirler, kelepçeler, kilitli dolaplar vb. kullanarak tehlikeli gösteriler düzenliyor, izleyenleri hayretler içinde bırakıyordu.

    Yaptığı işin büyü gibi görülmesi nedeni ile Houdini, her daim spritüalistlerin ilgisine mazhar olmuştur. Tüm gösterilerinin gizli hileleri olduğunu defalarca ifade ettiği halde, birçok spirütüalist, onun doğa üstü güçleri olduğuna inandı. Bazı spirütüalistler Houdini’yi güçlerini gizlemekle, bazıları da farkında olmamakla itham ettiler. Tüm yaşamı bu mücadele ile geçti.

    Spirtüalistlerle olan mücadelesine dair bir anekdot:
    Houdini, Sherlock Holmes‘un yaratıcısı Arthur Conan Doyle ile arkadaştı. Doyle ruhlara, doğa üstü güçlere kalpten inanıyor ve Houdini’yi de doğa üstü güçleri olan biri olarak görüyordu. Doyle’un karısı da kendisi gibi düşünüyor, hatta ruh çağırma seansları düzenliyordu. Bir gün Doyle, Houdini’yi karısının düzenlediği bir ruh çağırma seansına katılması için ikna etti. Doyle’un amacı Houdini’yi doğa üstü güçleri olduğuna ikna etmekti. Houdini de Doyle’a tam tersini kanıtlamak istiyordu. Ancak ikisi de amacına ulaşamadı. Seansın sonunda ne Doyle’un ne de Houdini’nin görüşleri değişmedi, aksine sağlamlaştı.

    Doyle’un karısı seans sırasında, Houdini’ye bir kağıt vererek, bir isim yazmasını istedi. Houdini kağıda o sırada hasta olan bir arkadaşının adını yazdı. Yazdığı isim ‘Povel’dı. Doyle bunu, bir süre önce ölen Medyum Povel’in, Houdini ile seans sayesinde temas kurduğunun bir işareti olarak gördü. Houdini yazdığı isimin, medyum Povel ile hiçbir ilgisi olmadığını söylediyse de Doyle’un ikna olmaya niyeti yoktu. Bu olay ikilinin yollarını daha da ayırdı. Houdini, ben öldükten sonra Doyle bu hikayeyi kendi bakış açısı ile anlatır ve yanlış bir kanının oluşmasına neden olur diye korkarak, konu hakkında bir makale kaleme aldı.

    Houdini, karısı ile ölüm döşeğinde bir anlaşma yapar:
    1926 yılında sahnede yaptığı bir gösteri sırasında, Houdini’nin apandisiti patlar, hastaneye yetiştirilir ancak 3 gün sonra kan zehirlenmesi sonucu ölür.

    Ölüm döşeğinde yatarken, Houdini karısına, kaçış konusundaki uzmanlığına güvenerek, eğer öbür dünyadan kaçıp, yaşayanlarla iletişime geçme imkanı varsa, bunu başarmak için elinden geleni yapacağına söz verir. Geldiği zaman bir medyum aracılığı ile karısı ile konuşacaktır. Ancak karısı, konuşanın Houdini olduğundan nasıl emin olacaktır? Skeptik çift bu sorunu çözmek için aralarında bir parola belirlemeye karar verirler. Bu parolayı kimseye söylememeye yemin ederler. Böylece çift çok sevdikleri bir film repliği olan “Rosebella inanıyor”u parola olarak belirlerler. İkisi de bu parolayı gizli tutacağına yemin eder.

    Houdini’nin karısı(Bess), 10 yıl boyunca, Houdini’nin her ölüm yıl dönümünde, ölülerle konuştuğunu iddia eden medyumların seansına katılarak, medyumlara Houdini’den mesaj var mı, diye sorar. Bir gün medyumun ‘Rosebella inanıyor.’ demesini bekler. 10 yıl boyunca bu hiç gerçekleşmez. 10 yılın sonunda Bess Houdini, ölümden sonra hayat olmadığına, ruhların insanlarla konuşmadığına karar verir. ’10 yıl herhangi bir erkeği beklemek için oldukça uzun bir süre’ diyerek, seansları sonlandırdığını ilan eder.

    Ancak Houdini’nin ruhunu çağırma seansları bir efsaneye dönüştüğünden, halen bazı organizasyonlarda özellikle ölüm yıl dönümünde, Houdini’nin ruhunu çağırma seansları devam etmektedir.

    Houdini, yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadelesini ölüm döşeğine taşımış, olağanüstü bir skeptik olarak hatırlanacaktır.

    *Skeptik(şüpheci), karşılaştığı iddiaların doğruluğunu tespit etmek için sistematik olarak doğru soruları sorma çabası içinde olan, yanılma ihtimalini her daim öngörerek, algısını sürekli olarak sorgulayan kimse.

    **Spiritüalizm, ölülerin yaşayanlarla iletişime geçebildiğine inanan, ruhun bedene girmeden önce ve girdiği sürede varoluş şartlarını inceleme amacını güden bir inanç sistemidir. Onlar, ruhların sabit bir yeri olmadığını, etik ve bilinç olarak yaşayanlardan üstün olduklarını ve bu konuda özel yetenekleri olan medyumlar vasıtasıyla bizimle iletişime geçebileceklerine inanırlar.
  • Kişi bu noktada bir itirazla karşılaşmayı bekleyebilir. " Peki o zaman, en dik başlı skeptik (şüpheci) bile dinin savlarının akıl yoluyla çürütülemeyeceğini itiraf ediyorsa, eğer gelenek, insanlığın anlaşması ve sunulan tüm teselliler gibi bir çok şey onlardan yanaysa, ben neden onlara inanmayayım?"
    Gerçekten neden olmasın? Hiç kimse inanmaya zorlanamayacağı gibi inanmamaya da zorlanamaz.
    Sigmund Freud
    Sayfa 42 - Bir Yanılsamanın Geleceği