Kitap, ilk sayfasından itibaren beni içine çekti. İskender Pala, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun hikayesini öyle bir işliyor ki, hem tarihi bir roman okuduğunuzu hissediyorsunuz hem de bilgiler sizi bunaltmıyor; her şey özenle ve sıralı bir şekilde sunuluyor.
Eserde aşkın hem manevi hem de maddi boyutunu görmek mümkün. “Aşkı bilmeyen bu kitabı anlayamaz” dercesine, Pala, Kays’in Leyla’ya duyduğu özlemi ve tutkuyu bizlere adeta yaşatıyor. Bu özlem, bizi seneler boyunca diyar diyar gezdiriyor; aşkın zaman ve mekân tanımayan yönünü gösteriyor.
Geçmiş yüzyıllarda, Arşiya Akeldâ’nın ışığındaki Buam’ın çözülemeyen sırlarının peşinden koşanlar, Leyla ile Mecnun sayfalarında bilgeliği mi yoksa maddi zevkleri mi aradılar, bilemem. Ama aşkı bilmeyenler, yüzlerce yıllık sırların gerçek kıymetini anlayamadılar.
Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, sadece bir tarihî roman değil; aşkın, özlemin ve insan ruhunun derinliklerini keşfe çıkartan bir eser.