ondan ayrıyken hasretini çekiyordum ama o yanımdayken de daha iyi durumda olmuyordum. onu kıskanıyordum. onun için değersizliğimin farkındaydım. aptal gibi somurtuyor ya da kendimi küçük düşürüyordum ancak yine de görünmez bir kuvvet beni ona doğru çekiyordu ve onun odasının eşiğinden adımımı attığım zamanlarda elimde olmadan hazla titriyordum.
acı acı güldüğümü hissettim. insanlara olduklarından başka gözlerle bakmakta ısrar edişime içerliyordum. yirmi dört yaşına geldiğim halde hâlâ çocukluğumun saflığından kurtulamamıştım. basit, hatta belki de hiç güzel olmayan bir resim bende ne müfrit intibalar bırakmış, ne geniş ümitler doğurmuştu. o soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar çok manalar vermiş, onda, hakikatte asla mevcut olmayan vasıflar bulmuştum.