bir puzzle'ın parçaları gibiydik, bir aradayken tam.
aslında her insan binlerce parçadan oluşuyor, parçaların kimi yitip gitmiş, kimi kaybolmuş, kimi kül olmuş savrulmuş yollarda.
paramparçaydım seni görmeden önce, kalan parçalarımı toparlıyordum, savrulanlara yanıyordum, bir daha geri gelmez o parçalarım diyordum, bir daha ben olamam.
sonra sen girdin hayatıma. ben bir anda tam oldum. o yitip, savrulup gittiğini sandığım parçalar var ya... senin rüzgarını bekliyorlarmış.
hayatım tam oldu; aşkım tam, sevdam tam, benliğim tam, acım tam, hüznüm tam, hasretim tam. ne hissetsem tamım artık ben. sen varsın ya her şey tamam. birde ben seni tamlayabilseydim...
uzanırdık yan yana, yattığımız yerin boyutlarının önemi yok. sağ omzuna yatardım, sol kolunla belimi sarardın, bacaklarımız birbirine dolanırdı. bir puzzle'ın parçaları gibiydik. ne bir eksik, ne bir fazla. her şekliyle birbirine oturan. sen 1.90'lık kocaman bir adam, ben 1.60'lık küçük bir kadındım. resmen sana sarılıp uyumak için varım. altın oran bu sanırım. ha bir de isimlerin tutması lazım, benliklerin tutması lazım. o altın oran için bir sen lazım, bir ben. sonrası tam...
okudum ki sonradan, boynunu ağrıtmayan ilk kadınmışım. ne güzel bunu bilmek, bendeki anlamı bir bilsen... okuduğumda o gece yazdıklarını, çok ağlamıştım, sabaha kadar aynı yazıyı en baştan okuyup durmuştum. ama boynunu ağrıtmadığım kısmına gelince hep mutluluktan dökülmüştü göz yaşları.
iki parçalık bir puzzle'ın bir parçası eksik.