Yaşadığımız şehirlerin, her gün önünden geçtiğimiz binaların, arkadaşlarımızla yürüdüğümüz sokakların bir edebiyat romanında olmasının doğuracağı muhteşem hazdan maalesef nasibini alamamış şehirlerden birisi Ankara. Sevgi Soysal'ın bu muhteşem romanıyla tanışmadan önce aynen böyle düşünüyordum. Her ne kadar birçok şeyi değişmiş olsa da bir romanda Ankara'yı okuyabilmek, eski Ankara'yı hissedebilmek çok değerli. Tek bu nedenle bile okunmayı oldukça hak eden bir kitap. Tante Rosa daki büyülü yabancı bir kadını Yürümek' te gerçekçi bir Türk kadınına indiren Sevgi Soysal bu romanındaysa çok tabakalı toplumsal bir kesimi bir öğle vaktinde bizlere gösteriyor. Gerçekten de bir öğle vaktinde olup bitiveren bir olayın peşinde birçok kesimden insanların hikayesine tanık oluyoruz. Bir kavak ağacının devrilmesi etrafında gelişen olaylarla birçok insanı tanıma fırsatı buluyoruz. Sembolik yönü bir hayli kuvvetli olan bu roman, bize Yenişehir'de bir öğle vaktinde çekilmiş bir fotoğraf sunuyor. Bu kadraja giren karakterlerle muazzam bir kurgu oluşturmayı başarıyor Sevgi Soysal. Bu fotoğrafın kadrajında daha çok yer kaplayan Ali, Olcay ve Doğan üçlemesiyle de sol yönü kuvvetli bir roman ortaya çıkıyor. Bütün karakterleriyle başkenti yaşatan bu romanı okuduktan sonra Ankara'ya ve çevrenizdeki insanlara daha farklı bakacaksınız.
Yürümek, belki de bu yıl okuduğum en iyi roman olabilir. Tante Rosa ile tanıştığım Sevgi Soysal 'ın bu ince romanı, Tante Rosa'dan farklı olarak kişileriyle ve mekanlarıyla Türkiye'ye inmiş durumda. Tirebolulu Mehmet ile Ankara'lı Ela'nın hayatları birbirinden bağımsızca çeşitli öykülerle anlatılıyor. Önce Ela'yı tanıyoruz sonra Mehmet'i, bir erkeği bir kadını, birbirinden farklı iki insanı. Tanıdığımız bu anların geçişleri ise oldukça estetik, herhangi bir anı bittikten hemen sonra bir bölüm geçişinden ziyade sembolik yönü kuvvetli doğa tasvirleri yapıyor Sevgi Soysal. Tanık olduğumuz bu iki farklı hayatın kesişmesi ve yollarının ayrılmasıyla da romanımız bitiyor. Oldukça kısa olmasına rağmen bir hayli yoğun olan bu kitap okuyan birçok kişiye fazlaca şey katacaktır. Sevgi Soysal'ın eleştirel mizahi üslubunun yine görüldüğü bu eser de tante rosa gibi tam olarak roman kategorisine sokulamayacak cinstendir. Empresyonist bir ressamın bir tablosu gibi gözükse de Yürümek, bir fotoğrafa bakarmış gibi net ve gerçekçi tanıyoruz Ela ile Mehmet'i. Kadın erkek ilişkilerini olanca saflığıyla ve doğallıyla bize yansıtan Sevgi Soysal, varoluşsal birçok problemi de kitabında bize sunuyor. Kitabın sonlarına doğruysa Türk Edebiyatı sınıflandırmalarında Sevgi Soysal'ı toplumcu gerçekçi kesime koyanların dayanak göstereceği üzere toplumsal yönünü de az da olsa gösteriyor Sevgi Soysal. Eşsiz üslubu ve yer yer büyülü anlatımıyla, Türk edebiyatının eşsiz eserlerinden olan Yürümek mutlaka okunmalı.