Kendini aşırı seven, kendi Ben’inden ötesini göremez, sadece kendi kendisiyle meşguldür. Kendini beğenmişliğini dizginleyemez. Konuşmalarda her lafı kendisine bağlamadan ve hep kendisinden bahsetmeden yapamaz, basbayağı kopamaz kendinden, o zaman da kendi üzerine düşünmesi mümkün olmaz.
İnsan, çektiği ızdırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o kadar zevk alır.
Öfkenin ifadelerinden biri gizli ve ince alay yani istihzadır. Hiçbir şeyde anlam göremeyen bu kişiler, yaşamı anlamlı gören ve yaşadıkları olaylardan zevk alan kişilerle sürekli alay ederler, onları aşağılarlar. Bu insanlarda öfke duygu olmaktan çıkmış, varoluş biçimine dönüşmüştür. Bu insanlar sürekli olumsuz oldukları için uzun süre çevrelerinde kalınamaz; olumsuzlukları hastalık gibi çevresindekilere de bulaşmaya başlar.
“Korku merkezli din anlayışı” utanca boğulan insanların yetiştiği en verimli ortamı oluşturur. Böyle ortamda yetişen insanların çoğu, utanç yoluyla ortaya çıkan içindeki boşluğu doldurmak için kendileri de aynı ana-babaları gibi yobaz ve “korku merkezli” olurlar.
Mevlana, birey ve toplumda dinin gerçek etkisini sevme ve yargılamama olarak ortaya koyup, Anadolu insanına bir gönül hazinesi bırakmıştır. Bunun yanı sıra aynı ülkede, farklı etkenlerin altında kısıtlı dünyalarının içine kapanmış kalmış (büyük olasılıkla yetişkin çocuk olan) yobazlar, dini kişisel ve siyasal kudret kaynağı olarak kullanmış ve “suç”, “günah”, “korku” ve “ceza”yı dinin temel direği yapmışlardır.