Ölüm garip şey. İnsanlar bütün hayatlarını sanki o yokmuş gibi yaşıyor ama çoğu zaman yaşamın en büyük motivasyonlarından biri de o. Kimimiz zamanla onun varlığını öyle bir hissediyoruz ki daha hırçın, daha inatçı, daha öfkeli yaşamaya başlıyoruz.Kimimiz antitezinin farkında olmak için onun daimi varlığına ihtiyaç duyuyor. Kimiyse onunla öylesine
meşgul oluyor ki o daha gelişini duyurmadan bekleme odasına geçiyor.Ondan korkuyoruz ama çoğumuz bizi değil de başkalarını almasından korkuyoruz daha çok. Çünkü ölüme dair en büyük korkumuz, bizi es geçmesi. Bizi bir başımıza bırakması.İnsanlar hep Ove'nin "huysuz"oldugunu söylüyor. Ama o hiç de huysuz falan değil. Sadece etrafta sürekli sırıtarak dolaşmıyor. insana bu yüzden suçlu muamelesi mi yapılmalı yani?
Ove hiç de öyle düşünmüyor. Hayatında onu gerçekten anlayan tek kisiyi gömdüğünde, insanin içinde bir şeyler paramparça oluyor. O tür bir yaraya merhem olacak bir zaman yok.
Hem zaman da garip sey. Çoğumuz sadece önümüzde uzanan zaman için yaşıyoruz. Birkaç gün, birkaç hafta, birkaç yıl. Belki de insanın hayatındaki en acı verici an, önünde uzanandan daha fazlasının arkasında kaldığını fark ettiği o yaşa geldiği andır.Artık önünde uzanan bir zaman kalmadığındaysa başka şeyler için yaşamak gerekir. Anılar mesela. Güneşin altında biriyle
el ele tutuşarak geçirilen öğle sonraları, Yeni açmış çiçeklerin kokusu. Pazar günleri bir kafe. Belki torunlar, Insan bir başkasının geleceği için yaşamanın bir yolunu buluyor. Sonja onu bıraktığında Ove ölmedi. Sadece yaşamayı bıraktı.
Yas da garip sey.