kolumu masaya, başımı da koluma dayadım. tüm gücümü savurup tüketmiştim gibi başım öylesine boş, yüreğin öylesine ağırdı. oysa ne kadar ferahlık dolu, huzurluk bir sabah geçirmiştim. sabahın erken saatlerinde gereksiz yere Benno'nun yanında yüreğimi titremişti; sanki o sesler, bir baş dönmesi veya uçurum gibi gizli bir çekiciliği olan bir tehlikeyi barındırıyordu. uçurum yoktu orada sadece dümdüz yeşil çayırlar bir kır şiirine uyan doğa vardı.
ve içimde, uçurum ya da tehlikeye benzeyen her şeye karşı bir özlem ve düş kırıklığı, bir isteksizlik uyandı. içimde Benno'dan koptu koptuğundaki aynı ruh hali ve aynı gerilim canlandı, çünkü dolu bir bardak dudaklarımın arasında parçalanmış gibiydi.