Tüm insanlık elimizin altındadır işte, tıpkı bir zamanlar daha genç olduğumuzdaki gibi; eski kusurlara düşmeden seçme ihtimali bizimdir; erkeğin ya da kadının hoşumuza gitmeyen taraflarına katlanmak zorunda olmamanın rahatlığı vardır, öyle ya, daima ortada olan, önümüz de ardımızda, sağımızda solumuzda, nereye baksak orada olan insanın muhakkak hoşumuza gitmeyen bir tarafı olacaktır; evlilik insanı çevreler, kuşatır.
Örümceğin ağına takıldığımızda, sınırsız hayaller kurarız, beri yandan en ufacık kırıntıyla da idare ederiz, onun sesini duymakla, kokusunu almakla, göz ucuyla onu izlemekle, onu hissetmekle, henüz ufkumuzda bulunan ve yok olup gitmemiş olanlarla, henüz geride kalan tek şey uzaklaşan ayaklarının ardında bıraktığI toz duman değilken…
Şimdiki zamanın sonsuza dek süreceğine inanma hatası bu, her bir verili anda mevcut olan şeyin katiliğine inanma hatası, halbuki pek az zamanımızın kaldığını ve hiçbir şeyin kati olmadığını bilmemiz gerekir. Omuzlarımızda bir hayli değişim ve bir hayli yön değişikliği taşırız, sadece yazgının eseri olanları değil, kaynağını kendi ruh halimizden alanları da. Bir gün bize büyük ciddiyetle görünen şeye bir sonraki gün tarafsız bakabildiğimizi, onun bizim için bir veriden, salt bir gerçeklikten ibaret olduğunu keşfederiz. Onsuz var olamayacağımız, uyku tutmadığımız, varlığımızın bir anlam ifade etmediği, gün be gün kelimelerine, varlığına bağlı olduğumuz kişi, bir an gelir düşüncelerimizde bile yer tutmaz hale gelir ve yer tutacak olursa bile bir müddet sonra omuz silkmesinden ibaret olur ve bu düşünce aklımıza geldiğinde varıp varacağı nokta en fazla bir saniyeliğine, herhangi bir endişe ya da merak kırıntısı dahi olmadan öylesine 'ne oldu ona acaba' sorusudur.
Bize eşlik eden kimsenin ölmemesini, hiçbir şeyin sona ermemesini arzulama eğilimindeyizdir, en güzide alışkanlığımızdır bu, oysa alışkanlıklarımızı dokunulmaz kılan biricik şeyin, aynı zamanda hiç beklenmedik bir anda onu elimizden alan şey olduğunu fark etmeyiz, hem de ne bir yolundan sapma ne olası bir evrim olmaksızın, ne biz onları ne onlar bizi bırakmadan. Uzun süre devam eden şey hasar görür ve sonunda da çürür, bizi sıkar, aleyhimize bir şey haline dönüşür, canımıza tak ettirir, yorar, bezdirir bizi. Bizim için yaşamsal önemde ne çok insan bizi yarı yolda bırakmıştır, kaçı bizi tüketmiş ve kaçıyla ilişkimiz hatırı sayılır, gözle görünür bir sebep olmaksızın seyrekleşmiştir. Bizi hiç aldatmayan ya da bize yanlış yapmayanlar, bizim bıraktıklarımız değil, elimizden zorla çekilip alınanlardır, irademizin dışında, apansızın ortadan yok olan ve dolayısıyla bize hoşnutsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşatacak kadar zamanı olmayanlardır. Bu gerçekleştiğinde büyük bir umutsuzluk hissederiz ilkin, çünkü ne kadar olacağını kestiremesek de onlarla birlikte daha uzun bir süre geçireceğimize inanmışızdır. Bu anlaşılır bir yanılgıdır.