Yedek er pencere önünde, memurenin kitabındaki şiiri okuyup bitirmesini bekliyordu; şiirin tüm insanları daha iyi kıldığını sanıyordu - yaşamının baharında o da gece yarılarına kadar kitap okur ve sonrasında kendisini üzgün ve kayıtsız hissederdi.
Hayal gücü durmaksızın çalışıyor ve henüz hiç yorulmuyordu: Çeşitli olayların kaynağını biliyor ve düşüncelerinde iştirak ediyordu bunlara; yalnızlığında tüm dünyayı dikkatiyle dolduruyor, yanmaları için fenerlerin ışığını, kazıkların derine
sağlam bir şekilde girmesi için Moskova Nehri üzerindeki buharlı kazık çakına makinelerinin akisli, muntazam vuruşlarını takip ediyordu; karanlıkta ışıklar yansın, kitaplar okunsun, sabah
ekmeğinin pişmesi için motorlar çavdar öğütsün, dans salonlarının sıcak duş odalarındaki borulara su pompalansın, karanlıkta baş başa, yüz yüze kalınınca iki katına çıkan birleşik mutluluğun
temiz duygusuna tutunan insanların sıcak ve güçlü kucaklaşmalarında en iyi yaşamın tohumları atılsın diye gece gündüz güçlerini zorlayan makineleri düşünüyordu. Moskova Çestnova bu hayatı yaşamaktan çok temin etmek istiyordu - insanları birbirlerine ulaştırmak için bir lokomotifin fren kolu başında yirmi dört saat dikilmek, bir su borusunu tamir etmek, analitik terazide hastalara ilaç tartmak, lambaya dönüşüp az evvel ışık olan sıcaklığı içine çekerek tam vaktinde, insanlar öpüşürken sönmek.
"Demek gerçekte böylesin ha, dünya" diye düşündü bilinçsizce Moskova Çestnova, loş sis içinde aşağılara doğru yiterken. "Sana dokunmadıkları sürece yumuşaksın!"
Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlayamayacaksınız. Hatta fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olmayacaksınız. Ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız.
|Haruki Murakami