• Refah devletinin tarihindeki asıl dönüm noktası, II. Dünya Savaşı ve onu izleyen bir gelişme —Batı ile Sovyet bloku arasındaki soğuk savaş rekabeti— oldu. Savaş başlı başına, sosyal dayanışma konusunda sağlam bir ders olmuştu. Londra'da savaş muhabiri olan Amerikalı yazar John Steinbeck, 16 Temmuz 1943'te şöyle yazıyordu:
    Sıradan halk çok şey öğrendi ... Onlar yoksulluğun boyunduruğundan kurtulmak istiyorlar. Bu, küçük çiftliğinin icra tehlikesinde olmaması demek. İş demek ... Okulların olması ... parasız ilaç bulunabilmesi demek ... Ülkede kişisel çıkarlar mı egemen olacak? ... Bu insanlar ayda 50 dolar kazanırken, birileri servet mi biriktiriyor? Pek çok askerle konuştuğunuzda, dışa vurdukları kaygı son derece çarpıcı ... Vatana dönüp kendilerini bir iç savaşın eşiğinde bulmak istemiyorlar.
    Ivan T. Berend
    Sayfa 302 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Dünyaya  gelmek bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir.

    İsmet Özel
  • "...Diyorum ki çok çay içelim. Uzun uzun susalım. Gözlerin de duralım sonra bir şiirlik uçurum. Tek ayak üzerinde beklerse yorulur mu dünya? Savaş soğuk, kuşlar güzel. Allah büyük..."
    - Güven Adıgüzel
  • Yakmak bir zevkti.

    Bu itfaiyeciler bildiklerinizden çok farklı, alevleri başlatmak yerine söndürmeleri gerekmiyor mu ?
    1950'lerde soğuk savaş yılları, evlerin yangına karşı dayanıklı olduğu bir dönemde itfaiyecilere evlerinde kitap bulunduran kişilerin tespit edilmesi ve kitaplarının yakarak imha edilmesi görevi verilir. Yakmak bir şölene ,gösteriye,şenliğe dönüşmektedir. Kitapları yakıyor olmak itfaiyecilere büyük bir zevk vermektedir. Bir gün yaşanılan bir olay üstüne itfaiyecilerden (montag) içindeki kitap sevgisini fark eder ve kitapları neden yaktıklarını sorgular... bu kitapların içinde ne olabilir ki? Montag parmaklarının kerosen değil kitap kokmasını istemektedir. Hikaye burada başlar.

    Kitaplardan bu kadar nefret edilmesinin sebebi hayatın tüm gerçekliğini gözler önüne sermesidir. Kitabın özü bilim kurgu olsa da vermek istediği tamamen gerçek hayattan bir kesit. Okumanın kime ne zararı olabilir ki, kitaplar bizi mağaralarımız-dan çıkarabilir, çılgınca hatalar yapmaktan alıkoyabilir.
    Bu bir uyarı kitabıdır. Aslında siz bu kitaptan ne alırsanız ona dönüşebilecek bir kitap. Sahip olduğumuz şeylerin değerli olduğunu ve değer verdiğimiz şeylerin bazen kıymetini bilmediğimizi hatırlatıyor bize. Bu kitap içimde " yanan bir kitabın ardında bir insan var " sözüyle beraber bir burukluk bıraktı. Şimdi baş ucumdaki kitaplığıma baktığımda ne kadar değerli olduklarını bir kere daha anladım.

    Sizlerde parmaklarınızın kitap kokmasından hoşlanıyor ve kitapsız bir hayatın düşüncesi bile nefessiz kalmanıza sebep oluyorsa bu kitabı okumalısınız.
  • Sebep sonuç ilişkisinin bütün dünya tarihi üzerinde böylesi felaketlere ve yıkıcı sonuçlara yol açtığı ender görülmüştü.
    Hitler Viyana Güzel Sanatlar Akademisine kabul edilmiş olsaydı , Avrupa nın o yillarda akıbeti ne olurdu acaba ?
    2.Dünya savaşı denen o felaket yaşanır mıydı ?
    Almanya soğuk savaş döneminde bölünmemiş ve Berlin duvarı orulmemis mi olurdu ?
    Hanni Münzer
    Sayfa 255 - Pegasus Yayıncılık
  • İngiltere Enformasyon Araştırma Dairesi (IRO), bu zararsız adına
    karşın gizli bir Soğuk Savaş Bakanlığı'ydı. Bütçesi (örtülü ya da
    yarı örtülü eylem gerektirebilecek harekatları istenmeyen kişile­
    rin incelemesini engellemek için) gizli oyla belirlenen bu daireye
    1953'te atanan casus Christopher "Monty" Woodhouse'a göre
    amaçları, "KAYNAĞI BELLİ OLMAYAN PROPAGANDA ÜRETMEK, BUNLARIN
    DAĞITIM ve DOLAŞIMINI SAĞLAMAKTIR. IRO her türlü konuda "olgu­
    lara dayalı" raporları topluyor, bunları lngiliz aydınlar sınıfının
    üyelerine dağıtıyordu; onlardan beklenen şey, bu olguları kendi
    çalışmalarında dolaşıma sokmaktı. Bu uygulamanın ana ayırıcı
    özelliği kaynağın belirlenememesiydi, bu sayede aslında birbiriy­
    le çelişen iki koşulu uzlaştırmak mümkün olacaktı. Bir yandan
    resmi olarak onaylanmış, para kaynaklan gizli tutulan, kamunun
    hiç bilmediği bir antikomünizm kampanyasının varlığı korunur­
    ken, öte yandan IRD'nin malzemesi olabildiğince yaygın biçimde
    dolaşıma girebilecekti. "Birleşik Krallık'ta ve dış ülkelerde Dışiş­
    leri'nin antikomünizm kampanyası örgütlediği izleniminin ka­
    muoyunda doğmaması önemliydi," diye yazıyordu IRD'nin şefi
    Ralph Murray.