• Hifa ve Süheyl (Radıyallahu anh)
    Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman.
    Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı.
    İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası… Hifa ve Süheyl
    Hazreti peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası… Hifa ve Süheyl
    Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikâyesi… Hifa ve Süheyl
    Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın;
    Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan,
    Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi… hifa
    Öyleki hifayı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde.
    O kadar güzel ki hifa… ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor.
    Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor.
    Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa yı kocalarına istiyorlar.
    Aman ya rabbi… Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor.
    Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı “rıza en lillah” çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende hifa var…
    Ama ilahi bir saygı var hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür.
    Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ e giderek durumu ona arz eder.
    Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister.
    —Hifa Allah resul’ünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli
    Dersler ve ibadetler vereceğini bekler.
    —Oysa Hazreti peygamber hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir.
    Bu durum karşısında Hifa Allah‘ın resulüne şöyle der.
    —Ey Allah’ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz;
    Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık Hazreti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem pratik bir çözüm bularak;
    —şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır.
    —sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mescide giderek bunu herkese ilan eder.
    Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar.
    Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir.
    O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda.
    Sabah namazına mescide erken gidebilmek için çeşitli hazırlıklar yapılır ve tedbirler alınır.
    —Bazıları erkenden yatar ve uyurlar. Kimileri evdekilere ricada bulunarak uyumamalarını söylerler ki erkenden kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır.
    —Sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Fakat sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczinde; fakir, yetim, öksüz ve gariptir.
    İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir.
    Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadandır.
    Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara bir sahabedir.
    Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır.
    Sabah namazı için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mescide gelerek beklemeye başlar.
    Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyl’dir.
    — Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Süheyl’e; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar.
    Çünkü mescide ilk girendir Süheyl.
    Tabi Süheyl’in olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul Allah der.
    — Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : hifa olayından haberin yokmu senin diye sorar.
    —Süheyl: Haberim yoktur ya resul Allah; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der.
    Bunun üzerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hifa meselesini Süheyl’e anlatır.
    Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyl.
    “Allah o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir”
    Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı.
    Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu.
    — Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem :
    Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti.
    Hemen akabinde ise hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi.
    Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti.
    Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar;
    Süheyl’inde kimsesizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede.
    Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya.
    Hifa gibi bir kadına Süheyl gibi bir eş…
    Sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hifa ile Süheyl’in nikâhlarını kıyar ve Süheyl’e bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler.
    — Süheyl mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey Allah’ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der.
    Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheyl’indir istediği gibi kullansın der.
    —Dirhemleri alan Süheyl çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider.
    Bu gece Süheyl’in zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder
    Ve şöyle der:
    -Ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer.
    Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer.
    Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi fakir,hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin.
    Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyl:
    —Allah’ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim.
    Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın.
    Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler.
    Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler.
    Sabah namazı vakti girince Süheyl mescidin yolunu tutar.
    Mescide vardığında hz peygamberin kendisini karşıladığını görür.
    Sonra içeri girer girmez Allah resulü Süheyl’e sorar;
    -ya Süheyl siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevla’yı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebrail’i gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun.
    Bu sözleri duyan Süheyl kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüvermiş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek;
    Biz bu geceyi sadece rabbimize ibadet ederek geçirdik diyebilmiştir.
    Ve… İnen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur:
    —Ne mutlu o kimselere ki; rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bizde o kulları affettik.
    Sonra Süheyl ellerini açarak;”ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak” diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti.
    —Allah resulü buyurdular ki hifada şu anda ruhunu teslim etmiştir.
    Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler
    Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru.
  • Giyilen çarşaf,nikap,burka veya peçenin “diğer kadınlardan ayrıcalıklıyım” imajı vermemesi gerekir.Veya daha orijinal ifadesiyle “şöhret elbisesi” olmaması gerekir.

    ~ “Kim dünyada şöhret elbisesi giyerse,Allah kıyamet günü ona zillet elbisesi giydirecektir.” (Ebu Dâvûd,Nesaî,İbn Mâce)

    ~ “Kim şöhret elbisesi giyerse,onu çıkarana dek ve çıkarıp koyduğu âna kadar Allah ondan yüz çevirir.”
    (İbn Mâce)

    ~ “Her kim şöhret elbisesi giyerse,Allah ona kıyamet günü zillet elbisesi giydirir,sonra da içerisinde alevler tutuşturur.” (İbn Mâce)
  • “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
    Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”

    Mevlana Celaleddin-i Rumi ‘nin de dediği gibi şan, şöhret, makam, para, mülk değil önemli olan. Bunların heeepsi gelip geçer. Önemli olan; insan olabilmek insan!..
  • 1. Giyilen çarşaf nikap, burka veya peçenin her şeyden önce kendi özünde “ziynet/süs” olmaması gerekir.

    2.Giyilen çarşaf nikap, burka veya peçenin erkeklerin intibâhını uyandıracak tarzda “dikkat çekici” olmaması gerekir.

    3. Giyilen çarşaf nikap, burka veya peçenin “diğer kadınlardan ayrıcalıklıyım”
    imajı vermemesi gerekir. Veya daha orijinal
    ifadesiyle “şöhret elbisesi” olmaması gerekir.

    4. Giyilen çarşaf nikap burka veya peçenin altını gösterecek kadar “şeffaf”
    olmaması gerekir.

    5. Giyilen çarşaf nikap burka veya peçenin geniş olması, bedeni belli edecek şekilde “dar” olmaması gerekir.

    6. Giyilen çarşaf nikap burka veya peçenin şekil ve nitelik olarak “kâfir kadınlarınkine benzememesi” gerekir.

    7. Giyilen dış kıyafetin "kokulu olmaması” gerekir.
  • “Kim dünyada (normal insanlardan kendisini farklı gösteren) şöhret elbisesi giyerse, Allah, Kıyamet günü ona
    zillet elbisesi giydirecektir.”
    (Ebu Dâvûd, Nesaî, İbn Mâce)
  • 194 syf.
    ·Beğendi·10/10
    BİTTİ ! Uzun zamandan bu yana ilk defa bir kitaba bitmesin gözüyle baktım. Çünkü öyle içten, öyle bizdendi ki. Gülben Ergen'in kitabını mı okuyacaksın yazar bile değil edebi değeri yoktur diyenlere inat. Zaten ben yazarım demiyor ki öyle bir iddiası yok. İçimden geldim yazdım diyor. Yaşadıklarını ve bu sürede öğrendiklerini anlatmış. Çok güzel dersler var içinde. Allaha olan bağlılığı, çocuklarına olan aşkı, aslında hiç üstüne giymek istemediği evine girdiği an üstünden çıkarıp dolaba astığı şöhret elbisesi, oyunculuğu, müzik kariyeri, evlilikleri, doğumu hepsi ile ilgili çok güzel anıları var. Ben kitabı çok beğendim. Herkese tavsiye ederim
    En beğendiğim sözü paylaşmak isterim kitaptan.
    BEN DİNİMLE CUMHURİYETİMİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMADAN YAŞAMAYA ÖZEN GÖSTEREN BİR CUMHURİYET KADINIYIM.