• Allah doğru yolu seçenleri, daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler.” Meryem/76

    güneş batıyor onbinküsuruncukez
    ve doğuyor sabahı garantiye alan ümit akşama
    radyoyu açıyorsun kuşlardan kalan bir şarkı başlıyor bize
    gök hapsinden kaçıp kaçıp konduğumuz kadar özgürlük
    biliyorum sen de yıldızları sevmiyorsun öylece duruyorlar
    o iyi dilekler de kaçırdığımız demlerin içinde duruyorlar
    derken hiç tanımadığımız bir yerden es(!)
    hayat bu kadar tutuk işte biz bu kadar çaresizken
    ağlıyorsun
    onbinküsuruncukez

    göle yeni bir gemi gibi indirilirken
    o ressamın yaptığı o resimde olmayan
    ve yeterince yontulmayan bir heykelse taş
    ancak bir şarkıyla tamamlanandan
    kulaklarımıza dönerken işimiz hep mi bu kadar yaş!
    durdurmam imkan dahilinde değil kalbimi ve sen…
    varsın bir zaaf olarak geçsin kayıtlara
    evden kaçmak isteyen çocuklarla büyüdüm ben

    sorun değil kaldırımları şehirlerin içinden tartışabiliriz
    bu da bizim kusurumuz olsun: açlığımıza kavgamızı bahane etmek
    oh ki borsayı bombalamak isteyen adamlar bizim cemimizden
    anahtar uydurulamaz kilidimize
    normal şartlar altında bildiğin anormaliz
    siparişin gecikmesi en çok garsonla tanışma imkanı sunar bize
    sen durmadan gidersin ben tutar döndürürüm kalbini
    uçak düşer kara kutu sehpa olur iki dem muhabbete
    iplerinden boşanmış süratli bir trapez
    kadar yangının var çadırı yırtıp çıkmaya
    kanıyorsun
    onbinküsuruncukez

    affettikçe dertlenen
    dertlendikçe affeden
    iki ara bir dere
    fasit bir dairede oturuyoruz sevgilim
    söylenmeyen şeyler söyleyemediklerimiz
    ağlanmayan şeyler ağlayamadıklarımız
    babası ölen çocuklarla unutanlar köprüsünde
    sürekli mektup bekleyerek yaşamaktan vazgeçmedik hiç
    iyiydi işte
    sahnenin dar mikrofonun bozuk üstümüzün yırtık olması
    başka şarkılardan bu şarkıları söylememiz iyiydi

    derdi olan ceketini çıkarmaya vakit bulamaz sanki
    öpüşlerin hayali uykuların ninnisidir
    bu kadar dağ bu kadar çıkılmak için sevda
    evlerini yamaçlara kuranların rahatlığı rahatsız edicidir
    ömrümü seninle bir otelde aidiyet kusarak
    havluların ve yalnızca kapıların altından esen rüzgarların şahitliğinde
    ömür seni seviyorum demek kadar geçicidir
    topu topu bir gün çatallanıp çatlayarak susacak bir ses
    anlıyorsun
    onbinküsuruncukez

    ne olacak kime ne
    bir yerimizden yakalanmışız işte
    anlamak en yapışkan yükü bu hayatımızın
    yangında ilk yakılacak!
    zihnin hayaletler doğuran arsız gebesi
    sırat’ta ilk atılacak!
    beni anlamanı öldür seni anlamamı bağışla
    gözlerimiz ne kadar güzel ne kadar nefes nefes
    herkeslere bakma herkesler havamıza astım
    uzan tut kendine kalbinin tozlarını alacak bu bez
    kalıyorsun
    onbinküsuruncukez

    bir şu yalnızlığın bastırdığı kanlı geçiştirmeler…
    büyük sofranın içinde ne diye küçük sofralar açıyorsun?
    çiçekleri öldürülmüş sanıyorsun onlar zaten ölüler
    çiçekleri canlanmış buluyorsun ki vallahi canlılar
    ara vermeden solan renklerin arasında
    benim giderek daha da kırmızı olan bir kırmızım var
    senin de olsun!
    son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
    sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
    benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun

    kimsenin olamadım
    kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka
    şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında
    vurgunuz yarım kalana
    kendimizle dargınız
    ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında
    her türlü galeyana hazırım
    yeter ki düştüğüm zaman kalkmayayım
    trensizliğimi yutuyor her defasında bomboş kalan bir gar
    sabaha daha çok var ama biliyoruz ki bir sabah var
    ölüp gideceğiz işte yetmedi mi o güzelim şarkılar
    yetmedi mi bu kadar hayvanımıza bu kadar kafes
    radyoyu açıyorsun kuşlardan kalma bir şarkı başlıyor yine
    dönüyorsun
    onbinküsüruncukez
  • Heyecanlarını yatıştırmak için tatlı, hüzün veren sakin havalardan birini aradı. Eski bir hava ki, İzmir’de mektebin paslı demir parmaklıklarından Karşıyaka’nın solan ufuklarına bakarken de onu çalardı. Uzak bir âtiye hasretle baktığı o parlak ümit günlerinin havası bu idi; mektepte, cana yakın dostlarla, meçhul hayat için yapılan saf, çocukça tahayyüllerin havası bu idi, en küçük şeyleri keder yaparak dökülen samimi gözyaşlarının ve âdi vakaların çınlattığı kahkahaların havası, ah, ilk gençliğin o bizden ayrıldıktan sonra bir daha hiç, hiç görünmeyen taze ve saf hülya günlerinin havası bu idi.
  • İçim yine sevinçlerle dolup yanıyor,
    Ruhum sanki deniz olmuş dalgalanıyor,
    Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden,
    Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden.
    Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir.
    Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.
    Gönülleri birleşenler ölsede bir gün
    Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.
    Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!
    Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!
    Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
    Selam sana ey yılları heba olan genç!
    İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!
    İstikbalin değil ruhun Tanrı'ya yakın!
    O yalancı istikbale bir perde indir!
    'Gerçek yarın' unutma ki bir gün senindir!

    Hüseyin Nihal Atsız
  • Selam

    İçim yine sevinçle dolup yanıyor;
    Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor.

    Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden;
    Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden;

    Zafer,ümit kaynağının bir çeşmesidir.
    Zafer bir çok gönüllülerin birleşmesidir.

    Gönülleri birleşenler ölse de bir gün
    Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

    Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!
    Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

    Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
    Selam sana ey yılları heba olan genç!

    İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!
    İstikbalin değil, ruhun Tanrı`ya yakın!

    O yalancı istikbale bir perde indir!
    “Gerçek yarın” unutma ki bir gün senindir!

    Selam sana yavrusundan ayrılan kadın!
    Kim bilir sen gizli gizli nasıl ağladın!

    Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün;
    Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün!

    Gür sütünle asladığın erlik cevheri
    Yapacaktır onu yaman bir çeri...

    Tek bir kadın değilsin sen...Sen bir ocaksın!
    Madem ki bir adın Atsız, katlanacaksın!

    Kafkasya'da can veren bir şehidin kızı
    Bir çeliktir... Yüreğinde erir her sızı...

    Varsın,bağrin fırkatiyle yavrunun yansın...
    Yansın,dayan! Çünkü sen de bir kahramansın!

    Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere!
    Ey rütbesi çalinanlar! Selam sizlere!

    Kardeş yahut arkadaştır diye evleri,
    Ocakları dağıtılan ülkü devleri!

    Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar,
    Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar!

    Ey ciğeri parçalanan kahpe veremden
    Ne beklersin dünyadaki sahte keremden?

    Ciğerlerin sönüyorken Tanrı`yı andın;
    Tasa etme,gerçekleşir mukaddes andın.

    Hepinize sevgilerle coşkun selamlar!
    Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar

    Içtiğiniz ıztıraplar size kımızdır
    Bu acılar mazimize selamımızdır.

    En tatlı bir hayalimdir bu selam benim
    Kırk derece sıcaklıkta erirken tenim...

    Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar?
    Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar.

    Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler
    O`nun rahmet denizinde ruhlar serinler.

    Ey hırçın genç,ey güzel kız!Bırakın yası...
    Yeter temiz gönüllerin bizi anması...

    Toprak ana uyuturken koynunda bizi
    Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

    Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
    İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!

    Selam şanlı mazimize!Selam yarına!
    Selam zafer ordusunun silahlarına!

    Ey geçmişin yiğitleri!Selam sizlere
    Ey yarının şehitleri!Selam sizlere!

    Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır
    Aranızda bulunacak güleçtir;

    Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri
    Atılarak hepinizden daha ileri

    Güldürecek babasının yanık ruhunu
    Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu

    Karışınca gövdem yurdun topraklarına
    Ruhum uçar ırkımızın bayraklarına,

    Varlığın sevgisi onlara taşır
    Kendisi de ay-yıldıza belki karışır

    Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri
    Adım adım dolaşırken kutlu yerleri

    Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş
    Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?

    Haydi artık dinsin bütün ıztırapların
    Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın

    Güzellikle sıcaklıkla ve ihtişamla...
    Kumandasız hazır olup onu selamla!

    Gönlündeki yaraların kanını dindir...
    Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...


    #Hüseyin Nihal Atsız # 🖋️
  • Sanki birden bire çökmüştü kız, vakitsiz solan kır çiçekleri gibi...