suna'nın Kapak Resmi

Stefan Zweig in hangi kitabini okumaya baslayayim ? Okuduklarim satranc , bir kadinin yirmidort saati , bilinmeyen bir kadinin mektubu , mürebbiye

Uğur Mumcu'ya saygiyla...

"Gerçekte vicdan özgürlüğü, gerçekte demokrasi laik toplumda meydana gelir.

Çünkü anti-laik toplumda dince kutsal sayılan kavramlar, siyasal amaçlar için her gün sömürülür. ya da Türkiye'de olduğu gibi Arap sermayesi tarafından Türkiye'de kurulan banka sistemlerinde olduğu gibi mali çıkarlar açısından sömürülür. Bu bir sömürüdür. Mustafa Kemal de dinin gerçek yerine oturtulması, Allah ile kul arasında bir kutsal duygu olarak korunması amacıyla laikliği getirmiştir. İngiliz emperyalizminin, Arap kapitülasyonunun aracı olmaması ve siyasi sömürü aracı olmaması için. "

Uğur Mumcu

suna, bir alıntı ekledi.
23 Oca 20:17

" Şimdi kiremitleri döven bir yağmur tufanı başlıyordu, bir an içinde her taraf karararak odaya bir mevce-i zulmet giriyordu. Perdeleri indirdi. Adeta üşüyordu. Köşeye çekilerek üzerine bir örtü aldı. Dışarıda yağmur bütün şiddetiyle devam ediyor, oluklardan akan suyun şırıltısı ona tatlı bir rüyanın zemzemelerini getiriyordu. Gözlerini kapadı ve odanın derin loşlukları içinde sanki bir gece açılarak, onu siyah kanatlarıyla ihata etti."

Siyah Gözler, Cemil SüleymanSiyah Gözler, Cemil Süleyman

“Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar.”

Osho

suna, bir alıntı ekledi.
22 Oca 23:12

O günlerde kendisine en çok, Jack London’ı örnek aldı. Günde on sekiz saat bir lokantada soğan ve patates doğrayan, kalan 4 saatinde kitap okuyup öykü yazan, geceleri en fazla 2 saat uyuyan, Jack London...

Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi ErsözHata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi Ersöz

Nazım Hikmet : Herkese selam, sana hasret.

Orhan Veli : Bekliyorum

Öyle bir havada gel ki,

Vazgeçmek mümkün olmasın.

Oktay Rifat : Başkaları gitmiş olur gidince,

Bir sen yakınsın uzakta kalınca…

Gülten Akın : Hüznümle vedalaşmayı, bana öğretmediler.

Özdemir Asaf : Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

Ece Ayhan : Onu sevmenin sözcükleri olmamıştır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca : Öyle öncesin ki yok gibisin Yeşilden bile önce

Nurullah Ataç : Kimsenin zevkine karışılmaz, kedileri illa herkes sevsin demeyeceğim, ama ben, kedi sevmeyenlerle anlaşamam.

Behçet Necatigil : Seni özlemek istiyorum ben,

Ben seni yaşamak istiyorum,

Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum

Ve seni sende yaşamak sadece…

Turgut Uyar : Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç.

Cemal Süreya : Aklının ucuna oturup kendimi bekledim;

Gelmedim, gelmedim, gelmedim…

İlhan Berk : Allah’a emanet ol dedi ve gitti.

Güldüm…

Zaten başka kimim var ki?

Edip Cansever : Doğanın bana verdiği bu ödülden Çıldırıp yitmemek için İki insan gibi kaldım Birbiriyle konuşan iki insan...

suna, bir alıntı ekledi.
17 Oca 20:25

“İçimizden bazıları arabadan inip bu ıssız viraneyi dolaşma cesaretini gösterdi. Akşam karanlığı çöküyor; havada ta ruha nüfuz eden bir rutubet var. Bu saat bir sıtma nöbeti saatidir; çenelerim birbirine çarpıyor; oturduğum yerde bir idam mahkûmu gibi büzülüyorum; hiçbir şey, hiçbir şey görmek istemem. Niçin? Ücra dağ başlarında, ormanlarda ve in koğuklarında o derece müthiş olmayan sessizlik, burada, bu yanmış köyde bu kadar korkunç, vahşî ve ihtilâçlı? Burası âdeta, ıssızlığın kaynağı gibidir; bütün Anadolu’yu; mahzun, dalgalı Gediz çayından hummalı Kızılırmak’a hummalı Kızılırmak’tan ölmüş koyungözü renkli Van gölüne kadar, bütün o sarp dağları, o çetin taşları, o çıplak tepeleri, o sarı yaylaları, o karanlık vadileri âdemin gölgesi gibi kaplayan ıssızlık hep buradan çıkıyor!”

Milli Savaş Hikayeleri, Yakup Kadri KaraosmanoğluMilli Savaş Hikayeleri, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

"Kırk gündür, mütemadiyen yağan yağmur, nihayet yapacağını yapmıştı. Sanki bulutlar, Beşparmak Dağı ile Samsun dağlarının arasına sıkışmış kalmış idi; başka bir tarafa gidemiyor, hep Balat Ovası’nı sele boğuyordu. Büyük Menderes de bu işe memnun, kabarıyor, şişiyor, nazlı nazlı akıyordu… İşte şimdi de çoşmuş, koca ovayı kaplayıverecekti. Senelerden beri bu onun adeti idi. Bazı seneler ise yarıntıyı patlatamaz, yarıntıyı aşamazdı. Böyle senelerde, Söke halkının ve Söke’nin bütün köylerinin yüzü gülerdi.” (Samim Kocagöz, Yarıntı)

suna, bir alıntı ekledi.
17 Oca 19:46

Garipler Sokağı iki mezarlık arasında tozlu, çamurlu yollarlarla uzanan bir sokaktır. Burda her meslekten insan vardır. Manav, kasap, kunduracı, arabacı, memur, ustabaşı, amele, işçi kız, dul, ihtiyar, çocuk… Burda herkes sabahın erken saatlerinde işine gider akşam olunca ellerinde yiyecek poşetleriyle evlerine dönerler. Gündüzleri gürültü, patırtı eksik olmaz. Kadın dedikoduları, çocuk sesleri birbirine karışır. Her evde bir zanaat erbabı yetişmiştir. Kadın, erkek, çocuk herkes elleriyle bir şeyler yapmasını bilir. Akşamları işten dönenler sokak ortasındaki kahvede buluşur. Bu sokakta kavga hiç eksik olmaz. Kavgalar tatlılıkla bastırılınca sokak tenhalaşır. Sokağın ortasındaki kahvede iyi günlerde sandalyeler sokağı boydan boya kaplar. Tavla, iskambil, domino, kumar oynanır, bol bol küfürler edilir.”

Garipler Sokağı, Oktay AkbalGaripler Sokağı, Oktay Akbal
suna, bir alıntı ekledi.
 13 Oca 22:43

“Taşlık karanlıktı. Kokulu karanlıkta çiçeklerin renkleri babaannenin ince uğultusuna karışıyordu.”Elini öpüver oğlum, baba-oğul arasında olmaz dargınlık.” Çiçeklerden çok taşlığın öte yanındaki kapı çekiyordu Şükriye’yi. Açsa mıydı? Dede orada mıydı ki? Yüreği çarparak kapının tokmağını çevirdi. Bir süre hiç bir şey göremedi. Odada bir nezle kokusu vardı yanlız. Gözleri alışınca yatağı seçti. İki iskemleyle tahta bir masa duruyordu yatağın yanında. Karşıki duvara babaannenin beyaz elbiseli bir gençlik resmi asılmıştı. Saçları örülüydü. Bir iskemleye dayanıyordu. Çizmeli bir adam oturuyordu iskemlede. Eski bir oda görmenin ezikliği çöktü Şükriye’nin üstüne. O sırada yataktaki gölge doğruldu: Kimsin sen?”

İpek ve Bakır - Bütün Yapıtları, Tomris Uyarİpek ve Bakır - Bütün Yapıtları, Tomris Uyar

Selçuk Ülger in Kavanozdaki yürek kitabi :

1955 güzü. Budapeşte'de bir klinik odasında Macaristan'ın ünlü Kalp doktoru Littmann Imre kulağındaki aygıtla, konuk şair Nâzım Hikmet'in sancılı yüreğini dinlemektedir. Şairin gözü doktorun masasındaki cam kavanoza takılır.

İlaçlı sıvıyla dolu kavanozda bir kalp vardır. Genç bir kadının kalbi… Daha sırtına geçirdiği gömleğini iliklemeden merakla kavanozdaki yüreğin sırrını sorar doktoruna şair. Ve “Kavanozdaki Yürek”in öyküsünü şair dostuna anlatmaya başlar doktor… “Bu kitabında selçuk, A. József'in şiirleriyle başlayan sıcak bir dostluğun onu şairin yurdu Macaristan'a götüren öyküsünü, yurdunun özgürlüğü uğruna 26 yaşında vurulup düşen ünlü şair Petöfı Sàndor’un Macar ovalarında bıraktığı anılarını ve aşkını anlatıyor. (…) Eğer Budapeşte'de Nâzım’ın ayak izlerinden yürümek isterseniz kitaba ad olan, Nâzım’ın hasta ve yorgun yüreğinin sağaltımı için uğradığı sokakta yürüyecek, bir kalp doktorunun masasında duran kavanozda gördüğü bir yüreğe yazdığı (belki bazılarınızın ilk kez okuyacağı) 'Kavanozdaki Yürek' şiiriyle ve şiirin sarsıcı öyküsüyle karşılaşacaksınız… Ayrıca, Nazilerin 1944 yılında toplama kampı yolunda kurşuna dizdiği genç şair Miklós Radnóti’nın paltosunun iç cebinde kanıyla ıslanmış halde bulunan Senar-Selçuk Ülger çevirisi son şiirlerinden biriyle tanışacaksınız…”

Metin Demirtaş , Kaynak yayinlari

Selçuk Ülger 'in kaleminden :

Budapeşte'de son günüm. Yurdumun büyük şairi Nazım Hikmet'in yıllar önce bu güzel kentte bıraktığı anılarına ve şiirlerine dokunmak için bu sabah erkenden yollara düştüm...

Şandor Petöfi, Attila József, Mikloş Radnoti, Andre Ady... gibi devrimci Macar şairlerin anıtlarıyla donatılmış parklardan, yine onların adlarıyla anılan bulvarlardan, köprülerden geçtim. Kentin en güzel köşelerine dikilmiş bu anıtların önlerinde, ellerinden tuttukları küçük çocuklarına şairlerini tanıtan ve onları saygıyla selamlayan anne babalar gördüm. Ve yine Tuna boyunca sıralanan parkların çimenliklerine oturmuş, bu devrimci şairlerinin şiirlerini onların anıtlarının ayakucunda okuyan bilinçli Macar gençleri...

İçimi coşkuyla dolduran bu güzellikleri imrentiyle izledim...

Gericiliğin kara girdabından bir türlü kurtulamayan güzel yurdum, Tuna kıyılarında da düştü aklıma...

Genç yaşında katledilmiş, memleketlerinden ayrı bırakılmış, yaşamları zindan edilmiş kederli şairlerimizden buruk bir yürekle defalarca özür diledim. En başta, ''Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım'' diyen Nazım Hikmet'ten...

Bu yakıcı sözleri bile ne kadar iyimsermiş meğer. 'Vasiyet' şiirindeki o küçük dileğini bile yerine getiremedik. Yıllarca hasretini çektiği, şiirini yazdığı Anadolu'nun bir köyünde hala bir çınar altı bulamadık o koca yürekli şairimiz için...

Öldükten sonra bile dönemedi ülkesine...

Vefasızlığımız, duyarsızlığımız yalnız Nazım Hikmet'e mi?..

Trakya'nın bir fundalığında katledilen ve kırık gözlüğü, kanlı gömleğiyle hala gömütsüz yatan Sabahattin Ali...

Uzun hapisliklerin ve çektiği işkencelerin sızılarıyla Seyranbağları Huzurevi'nin yoksul odasından bu dünyaya küskün giden Enver Gökçe...

Yobazların ilkel naralarla ateşe verdiği bir otelin merdivenlerine çökmüş, umarsızca ölümü bekleyen Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar...

Ve daha niceleri...

Nazım Hikmet'in anılarını ve şiirlerini aradığım güneşli Budapeşte sokaklarından, Tuna'nın bulanık sularına hüzünlü şiirler okumaktan başka bir şey gelmedi elimden...

Selçuk Ülger

“Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni!
Niye böyle geç kaldın?”

Nazim Hikmet

Nâzım'a bir güz çelengi

(...)
sana şili'nin kış krizantemlerinden bir demet
sunuyorum
ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
halkların kavgasını ve kavgamı benim
ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
yalnızım sensiz.
senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
yüzünden yoksun
dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
kuyu gibi kapkara zindanlardan
canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
ellerinde izi vardı eziyetlerin
hınç oklarını aradım gözlerinde
oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
yaralar ve ışıklar içinde.

şimdi ben ne yapayım? (...)

Pablo Neruda

" Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler. "

Pablo Neruda

“Gördüm babaların ağlamasını
Dalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya

Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısı duymak var ya kopmanın

Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor”

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Ben, dünyada dört kentin yeryüzünden silinmesinin dünyanın sonu olduğuna inanırım: İstanbul, Paris, Roma, Londra. Ne ölçüde doğrudur bilmiyorum: Paris’in bombalanmamasına Hitler’in Paris sevgisinin neden olduğu söylenir (Bombalamayı boyuna erteleyen Hitler’in bir generali için de söyleniyor bu. Paris’i asıl seven oymuş.).

İlhan Berk

Goethe' nin ilk şiir kitabi Arnette'ten ;

Seni hatırlarım, sulara günün
şavkı vurunca
Seni hatırlarım, dalgalara ay
Renkler verince.

Seni görür gözüm, uzak yollarda
Tozlar kalkarken,
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.

Seni işitirim boğuk seslerle
Su yükselince
Kırlarda sükutu dinlerim gece
Her şey susunca.

Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söner, yıldızlar ışır gökte, ah!
Burda olsaydın!

( Çeviri: Selâhattin Batu)

Herkesin üç kişiliği vardır: Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.

Alphonse Karr