solsoledo'nun Kapak Resmi
solsoledo yorumladı.
Gizem Şahin, Benim Adım Kırmızı'ı inceledi.
30 Oca 17:05 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Orhan Pamuk okumaya bu kitap ile başlamıştım. ilk 40-45 sayfada anlatım dili beni fazlasıyla boğdu. Biraz daha devam edince kitaba alışmaktan ziyade, direkt aşık olma seviyesine ulaştım. Kendimi olayların ortasında, karakterlerle dipdibe yaşarken buldum. Uzun zamandır beklediğim bir şeyi, bir sabah uyanıp yanıbaşımda bulmuş kadar mutlu oldum. Bence yazarın bütün kitapları mutlaka okunmalı. :)

solsoledo bir yorumu yanıtladı.
solsoledo, bir alıntı ekledi.
14 Oca 02:26

Bazarov'un Felsefesi
"Şurada kapladığım yer, benim bulunmadığım, benimle ilgisi olmayan evrenin geri kalan parçası ile karşılaştırılırsa ne küçük! Bu benim yaşam payıma düşen zaman parçası, benden önce geçmiş, benden sonra geçecek zaman ile ölçülürse hemen hiç gibi bir şey... Ama yine de bu atom içinde, bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor ve bir takım istekler duyuluyor... Ne korkunç iş! Ne boş şey!" (Bazarov)

Babalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç TurgenyevBabalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç Turgenyev
solsoledo bir yorumu yanıtladı.
Hakan S., İlyada'yı inceledi.
 09 Ara 2016

Bu ayki etkinliğimizin kitaplarından biriydi İlyada. Antik Çağ’dan günümüze ulaşmış en nadide eserlerden biri. Edebiyatın, yazılı tarihin başlangıcı niteliğinde bir eser. Homeros adında bir ozanın yazdığı söylense de yapılan araştırmalar, İlyada ve Odisseia’nın onlarca ozanın ortak ürünü olduğunu gösteriyor. Her kim yazdıysa iyi ki yazmış ve bu değerli eseri okuma fırsatı bulabilmişiz.
İlyada’yı okumaya başladığında insan birden afallıyor, nasıl bir deryanın içine düştüğüne şaşırıyor. Birisi sizi almış, uçsuz bucaksız bir denizin ortasına atmış gibi hissediyorsunuz. Yaptığınız ilk iş, Antik Yunan Çağı’nı araştırmak oluyor. Bunu yapmazsanız, okumalarınızın bir kısmı havada kalabiliyor. Çünkü İlyada çok büyük bir yazılı tarihin küçük bir kısmını oluşturuyor. Okuma esnasında bu durumu derinden hissedebiliyor insan. Ozanımızın hikayeyi anlatırken, olayları geçmiş olaylar ve kişilerle bağdaştırması da bunun en büyük kanıtı. Kim kimin oğlu, kim kiminle ne zaman kavga etmiş ya da evlenmiş gibi belirsizlikleri aştığınız anda karşınızda okuyabileceğiniz en iyi yazımlardan biri beliriyor.
Böyle bir eseri okurken neler hissettiğimi anlatabilmem olanaksız. Bunu içten söylüyorum. Bunaltıcı gündelik yaşamdan uzaklaşıp, kitabı okumaya başladığımda, kendimi büyük ve şaşalı bir dünyanın içinde buldum. Bir tarafta devasa dalgaların olduğu okyanuslar, bir tarafta büyük krallıklar, bir tarafta da tanrıların yaşadığı bir dünya… Derinlemesine detay içeren okumalar sayesinde insan bu farklı dünyaları zihninde canlandırabiliyor. Kuvvetli ve silahlı erkekler, uzun saçlı ve güzel kıyafetli kadınlar, kudretli tanrılar…
Hikayemiz böyle bir dünyada geçer. Tarihin en büyük savaşlarından birinin 51 günlük anlatısıdır İlyada. Zaten hepimizin bildiği hikayeyi burada anlatacak değilim, ben sadece okumam esnasında dikkatimi çeken birkaç noktaya değinmek istiyorum.
İlyada’nın yazımı şiirsel bir özellik taşıyor ama okuma esnasında bu özellik pek öne çıkmıyor. Düz yazının bütün lezzetini alabiliyor insan. Yani, İlyada şiirsel dille yazılmış, düz yazı lezzetinde bir yazımdır diyebiliriz. Kitap 24 bölümden ve yaklaşık 16000 dizeden oluşmaktadır. Her bir bölüm gidişatı daha da zevkli bir hale getiriyor. Bana göre kitabın temposu son bölümlere doğru inanılmaz derecede artıyor. En azından ben bazı bölümlerde kendimi savaşın tam ortasında buldum. Bu da anlatımın ne kadar etkili olduğunun göstergesi.
Ölümlü insanların savaşlarına ölümsüz tanrıların müdahaleleri de dikkatimi çeken bir diğer durum. Tanrılar açıkça taraf tutarak, savaşın gidişatına etki edebilmekte. Kitap iki ana dünya üzerine inşa edilmiş. Birisi ölümlü insanların yaşadığı dünya, diğeri ise ölümsüzlerin yaşadığı tanrılar dünyası. Destanın anlatımı da bu iki dünya arasında gidip geliyor. Tanrıların, yeryüzünde sevdiği ölümlülerle evlenmesi sonucu doğan yarı ölümlüler, tanrı değerinde olanlar gibi canlılar da kitaba farklı bir hava katmış. Gerçek ile mitler arasında gelip gidiyor insan.
Kitapta belki de en çok dikkatimi çeken şey benzetmeler oldu. Bazı zaman bir durumu betimlerken, doğadaki bir olaydan yararlanmış ozan. Birinin yürüyüşünü, buğday tanesinin rüzgarda süzülüşüne ya da bir ölümü, gündelik yaşamdaki bir duruma benzetmiş. Bu da kitabı, şimdiye kadar okuduğum kitaplardan ayırdı.
Kitabın başlangıcında verilen eşsiz bilgiler, kitabı okurken, okura oldukça faydalı olmuş. Azra Erhat’a, Türk Edebiyatı’na sağlamış olduğu katkıdan dolayı sonsuz saygılarımı iletiyorum. Okurken tarifi zor duygular yaşadığım İlyada’yı tekrardan bitirdiğim için mutlu olamıyorum. Böylesine büyük eserleri insan hayatında kaç defa okuyabiliyor ki…