• Seni kaybettiğim dünyalarda bulmak istiyorum. O dünya; HZ.FATİH' in kılıcının altın kapması Estergon dönüşünün gönülleri yakması veyahut Tuna'nın bir Itri bestesinde musiki gibi çağlayıp akması olabilir geçtiğim 
    yıllardaki parlak aynalar geleceğimi aydınlatır benim bir elim geleceğin MİLLİYETÇİ TÜRKİYE sinde ise YAVUZ 'un beyaz atının yelesindedir öbür elim... 
    Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda Ayşem; ne meyhane tezgahları ardında mum gibi 
    yanıp sönen kızlarımın gözlerinin karası, ne yoksulluktan ve fakirlikten ölen yiğitlerimin verdiği yürek yarası, nede başı kabak; yalın ayak dolaşan insanımın ciğerlerini hilton gecelerin de içkilerine meze yapıp yiyen kahpelerin ağız kavgası var... 
    Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda; bir KURAN,bir KILIÇ ve bir BOZKURT üçünün ördüğü koca bir dünya koskoca bir tarih var Ayşem... 
    Tut ki seni karanlığın ta ötesinde bir yere hapsetsinler ömründe güneşi hiç görmeyeceksin; ama ben o güneşi yanıma aldım seni kurtarmaya geliyorum Ayşem... 
    Ne sezar, ne hitler, ne posbıyıklı stalin, nede faresuratlı mao; çözemez, çözemez, çözemez senin derdini Ayşem... 
    Senin derdini; batılılık delisi sömürge aydınları robert koleji mezunu özgürlük budalaları ve kafalarını çirkin kapitalistlere satmış deve kuşlarıda çözemez... 
    Senin derdini Ayşem; senin gibi konuşan, senin gibi düşünen, senin gibi yaşayan, velhasıl kelam bizler ÜLKÜCÜLER çözeriz senin derdini... 
    Anamın anlattığına göre Koca Türk Dünyası'nın küçük bir köyünde doğmuşum senin için doktor yada ilaç 
    ekmek yada su ne ise benim için MİLLİ DEVLET, KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ odur... 

    ...
    Aşık Sefai
  • Kimi annaya ,bellaya ,kimi mariaya
    Kimide kızıl saçlı nataşaya yazdı
    Oysa ben bir Türk yiğidiyim
    Türk' e sevdalı olduğum için
    Ayşem sana yazıyorum...
    Ben seni kongoda ölen sevgilisini
    İstanbul'da arayan teksaslı bir dişi gibi değil
    Aşk eşittir burjuva güzellerini
    Diskoteklerde arayan zübbeler gibi değil
    Hele kafalarındaki kirli duyguları
    Nataşa adlı rus kızında sembolleştiririp
    Kızıl ruble arayanlar gibi aramıyorum Ayşem...
    Ben seni; belki bir ana ceylanın
    Vurulmuş yavrusuna su aradığı gibi...
    Belki bir Anadolu delikanlısının
    Kaçırmak için güzel Zeynep'ini
    Gecenin alaca karanlığında aradığı gibi seni arıyorum Ayşem...
    Ama muhakkak bütün iyilikleri bütün güzellikleri
    Bütün özlemlerimi sende bulacağımı bilerek
    Engin denizin kudurmuş dalgaları gibi
    Önümdeki engelleri teker teker aşarak
    Yüce ALLAH'IN izniyle seni arıyorum Ayşem...
    Seni kaybettiğim dünyalarda bulmak istiyorum.
    O dünya;
    HZ.FATİH' in kılıcının altın kapması
    Estergon dönüşünün gönülleri yakması
    Veyahut Tuna'nın bir Itri bestesinde
    Musiki gibi çağlayıp akması olabilir
    Geçtiğim yıllardaki parlak aynalar
    Geleceğimi aydınlatır benim
    Bir elim geleceğin MİLLİYETÇİ TÜRKİYE'sinde ise
    YAVUZ 'un beyaz atının yelesindedir öbür elim...
    Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda Ayşem; ne meyhane tezgahları ardında mum gibi
    Yanıp sönen kızlarımın gözlerinin karası
    Ne yoksulluktan ve fakirlikten
    Ölen yiğitlerimin verdiği yürek yarası
    Nede başı kabak; yalın ayak dolaşan insanımın ciğerlerini Hilton gecelerin de içkilerine meze yapıp yiyen kahpelerin ağız kavgası var...
    Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda;
    Bir KURAN,bir KILIÇ ve bir BOZKURT
    Üçünün ördüğü koca bir dünya koskoca bir tarih var Ayşem...
    Tut ki seni karanlığın ta ötesinde bir yere hapsetsinler Ömründe güneşi hiç görmeyeceksin;
    Ama ben o güneşi yanıma aldım
    Seni kurtarmaya geliyorum Ayşem...
    Ne sezar, ne hitler, ne posbıyıklı stalin
    Nede fare suratlı mao; çözemez, çözemez,
    Çözemez senin derdini Ayşem...
    Senin derdini; batılılık delisi sömürge aydınları
    Robert koleji mezunu özgürlük budalaları
    Ve kafalarını çirkin kapitalistlere satmış
    Deve kuşlarıda çözemez...
    Senin derdini Ayşem;
    Senin gibi konuşan
    Senin gibi düşünen
    Senin gibi yaşayan
    Velhasıl kelam bizler
    ÜLKÜCÜLER çözeriz senin derdini...
    Anamın anlattığına göre
    Koca Türk Dünyası'nın küçük bir köyünde doğmuşum
    Senin için doktor yada ilaç
    Ekmek yada su ne ise benim için
    MİLLİ DEVLET, KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ odur...
    Sen benim için; Kırım' lı Bike
    Azerbaycan' lı Aybala, Yerköy' lü Fadime
    Hepiniz bizim için birsiniz.
    Çünkü
    Bizim kanunumuzda akvaryumlu meyhanelerde
    Sevgilinin kömür karası gözlerine şiir yazmak yok
    Biz çoktan erittik ÜLKÜ denen nazlı gelinin duvağında
    Sülün gibi kızların göz bebeğini Ayşem...
    Bizim kanunumuzda geri bıraktırılmış insanımızı
    Esir milyonlarca soydaşımızı
    Tutsaklıktan kurtarmak için
    Bu geri kalmışlığa son vermek için
    Birlikte mücadele etmek var...
    Bu; ne benim sana ağlayarak
    Nede dizlerine kapanarak bir yalvarışımdır...
    Bu; parmakları çelikten
    Yürekleri Estergon demirinden
    Yüz binlerce, milyonlarca MÜSLÜMAN TÜRK ÜLKÜCÜSÜ 'NÜN
    Sana durdurulmaz emridir...
    Kendine dön, kendine dön Ayşem...

    Aşık Sefai
  • Türkiye'nin resmi dili çoğunluğun ana dili olan Türkçedir. Türkiye'nin bölünmezliğinin, ilelebet varlığının harcı Türkçedir. Yabancı dili gerekene öğretmek yerine eğitim dilini İngilizce kılmak Türkçeyi yok etmek, Türkiye'yi parçalamak, Türk Dünyası'nda dil ve kültür birliğinin yeniden gelişmesini önlemek, Türk adını tarihten silmek, Türk gençlerini câhil, ezberci, acenta ve kalıp kafalı ve sömürge ruhlu etmek içindir. Tarihin en korkunç ve haince oyunlarından bu oyuna âlet olanlar iyi düşünsünler.
    Oktay Sinanoğlu
    Sayfa 91 - Otopsi Yayınları
  • Sömürge dünyası ikiye bölünmüş bir dünyadır. Ayrım çizgisi, hudut, kışla ve karakollarla temsil edilir. Sömürgelerde sömürgeleştirilenin resmi ve kurumsal muhatabı, sömürgecinin ve baskı rejiminin sözcüsü, polis ve ordudur.
    Frantz Fanon
    Sayfa 44 - Versus yayınları
  • Artık din uğruna canlarını feda eden azizler yerini, uzak ülkeler kaşifleri; despot, kan dökücü ve talancı şövalyelerin yerini sömürge askerleri aldı. Bu, değişiklikler eski düşmanlığın yalnızca yeni bir biçim kazandığını gösteriyordu.

    Doğu dünyası, artık haç adına değil, uygarlık ve insanlık uğruna saldırıya maruz kalıyordu. Müslümanlar artık dinlerinden dolayı ayıplanıp aşağılanmıyor, ama buna karşılık, Batı'nın ihtiraslarını tatmin eden pazarlarda bulunması zorunlu varlıklar olarak kabul ediliyordu.