• Az önce beraber yiyip içtiğiniz insan iki dakika sonra son nefesini veriyordu. Sizde bu olaya kayıtsız kalıyordunuz. O an ne yapabilirdiniz ki? Hiçbir şey!
  • Adı Tijen
    53 yaşında Yoga Öğretmeni

    Sabahları kesif idrar kokusunun olduğu, hayvan pisliklerine basmamak için seke seke gezdiği Cihangir'de oturmaktan gurur duyar. Halk ile en yakın temasını İspark otoparkçısından para üstü alırken yapan Tijen, çiftçilerin sorunları üzerine rahat 2 saat konuşabilir.

    Adı Nezaket
    Ev Kadını 34 yaşında.

    İmam Buhari her gece en az 10 defa uyanır aklına gelen faydalı bir şey yazardı. Sabah namazını bırak öğle namazını bile zor kılan Nezaket, hadis tenkiti yapar yediği kısır eşliğinde.

    Adı Haldun
    62 yaşında Emekli Asker

    10 kasim 09:05 civarı işe yetişmek üzere sokakta yürürken sizi görürse küfürü yersiniz. Sizi vatan hainliği ile soluksuz suçlayabilir. Aynı pencereden 15 temmuz'da tankları alkışladı ama hala 2 saat soluksuz vatanseverlik edebiyatı yapabilir size.

    Adı Kamil
    31 yaşında Kepçe Operatörü

    Kendisine sorulan kırk sorunun 36 tanesine "bilmiyorum" diye cevap veren İmam Malik gibi susmayı hiç düşünmez. Çünkü onun altından kalkamayacağı soru hiç olmadı. Bütün mevzular hakkında fikri olan Kamil'i en son "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye kafa tutarken gördüler.

    Adı Gökhan
    21 yaşında ODTÜ öğrencisi

    "Ben Kürt'üm" diyene "yaşasın halkların kardeşliği biji miji oley" derken, "ben Türk'üm" diyene "ahanda faşist saldırın" diyecek kadar kafası karışıktır. Ayağına geçirdiği Nike ayakkabısı ile Amerikan emperyalizmine rahat 2 saat kafa tutabilir.

    Adı Muzaffer
    42 yaşında Lokantacı

    Binlerce talebesi olan, kırk kadarı da müctehid mertebesine ulaşmış Ebu Hanife'nin gerçek adı ne desen yardımsız bilemez. Ama soğanların pembeleşinceye kadar kavrulma süresinde Ebu Hanife'den daha afilli (!) fetvalar verebilir onu haksız çıkartabilir.

    Adı Pelin
    32 yaşında İç Mimar

    Haftanın 3 günü kuaförde olan Pelin'in hayatındaki en büyük ekşın Bebek'te olan diyetisyeninin Kavacık'a taşınmasıdır. Ama o oturup 2 saat Türkiye'de kadınların ne kadar hor görüldüğü konusunda ahkâm kesebilir. Kendi başına gelmiş gibi olayı dramatize edip beş çaylarının "hisli kızı" olma fırsatını kaçırmayabilir.

    Adı Kevser Su
    23 yaşında Youtube Maymunu

    Örtünmeyi saç kıllarından ibaret zanneden Kevser Su, 20 dakikalık makyaj rutini videosu çekebilir. İçine sindiremediği ne varsa tüm ezikliğini 18 dakika boyunca "Şal bağlama Tüyoları" videosunda saklamaya çalışan Kevser Su'yu en son, Abdulfurkan Can'ın sakalından akan abdest suyunu şalı ile silmeye çalışırken gördüler.

    Adı Meltem
    41 yaşında Gazeteci

    Bağdat Caddesin'de sırf PR için oturan, hayattaki özgürlük kelimesinin anlamı onun için "şortla gezebilmenin" karşısına denk gelen Meltem, gazetede ki köşesinden "Suudi Arabistan'da kadınlar özgür olmalı" diye yazı yazabilir. Şortlu kadın saldırıları en haz aldığı ve kendince tatmin yaşadığı haber tipidir. Kapitalizmin kadını nasıl tutsak ettiğinden habersiz arkadaşları ile 2 saat kadın dergisi karıştırabilir.

    Adı Kenan
    76 yaşında Emekli Bankacı

    Boynuna sardığı fuları, hafif botokslu yüzü ile Nişantaşı'nda bir kahveye 35 lira verirken "ekmeğe zam gelmiş" diyebilir. Bir kahveden vazgeçip bir mülteci sevindirmek aklına gelmez. Gelirse de defolsun gitsinler muhabbeti yapar Kanadalı dostları ile.

    Adı Semra
    57 yaşında Sendikacı

    Taksim Kadıköy gibi merkezi yerlerde ki eylemleri hiç kaçırmaz. Fabrika grevlerini avam bulduğu için gitmeyen Semra, Aydınlık gazetesi dağıtırken başına gelen olayları 2 saat boyunca soluksuz anlatır. Bir kahraman olduğuna ikna ve tatmin olmadan yakanızdan düşmez.

    Adı Berkecan
    21 yaşında Öğrenci

    İbni Cerir hergün 80 sayfa yazı yazardı. Ama günde 10 sayfa okumaya erinen Berkecan kadar hiç çok bilemedi. Berkecan, İbn Cerir'in en büyük şansızlığının kendi ile tanışamamış olduğunu düşünür

    Adı Muhlis
    39 Yaşında Bakkal

    En son karısı üçüncü defa evden kaçan oğlunu okumaya ikna edemeyen kendi evini idare etmekten aciz iki çocuk babası Muhlis, devleti yönetenlere oturduğu koltuktan akıl verebilir.

    Yazarını bilmiyorum ama kalemine sağlık.
  • 256 syf.
    ·10/10
    Beşiktaş ve ulke futbolunun sembolü olmus bir futbolcudur Hakkı yeten. Bu kitap ta aslinda anlatılanlar onun gercekten büyük bir insan ve futbol adami oldugunu göstermek açısından çok iyi. Akıcı dili sayesinde okunmakta zorluk yaşanmıyor. Bir roman tadında yazılmış. Sadece beşiktaşlılar degil tüm sporseverlerin okuması gereken kitaplardan. Tarafli tarafsiz herkesin dilinden objektif bir şekilde anlatılmış ben en çok fenerbahçeli olan Cemal Süreyya ve İslam Çupi nin yazdıklarını beğendim hatta en iyisi islam çupi nin yazdığı veda yazisidir. Onu buraya nakletmek istedim:

    BEŞİKTAŞ'IN ÖLÜMÜ(İslam Çupi-17 Nisan 1989)

    Hakkı Yeten bu dünyadaki ömür nöbetini bitirip dünyaların ikincisine göçtü.

    Hakkı Yeten Beşiktaş'ta varılamamış bir sembol muydu ,bir dürüstlük mertlik ahlakın simgesi miydi ,yoksa Siyah-Beyazlı tarihin önemli bir bölümünü kramponları ile yazmış bir futbolcu muydu ?

    Galiba hepsi...

    Benim neslimin ilk gençliği bir forveti,kerrat cetvelinin üstünde yapılan bir okul gibi ,hep tekdüze bir zihin idmanı ile geçiştirmiştir.

    Sabri,Hakkı,Kemal,Şeref,Şükrü...

    En usta kalemin bile kelime üretirken duracağı bu Beşiktaş'ın unutulmaz forvetinde Hakkı yeten takım kaptanı idi ve o zamanın futbol kelamı ile sağiç oynardı.

    Bir futbolcudan çok bütün bir Beşiktaş'tı Hakkı Yeten.

    Beşiktaşlı ve diğer kulüp taraftarları ,Beşiktaş'ın başkanını tanımaz Hakkı Yeten'i tanırdı. Beşiktaş'ın umumi kaptanı kim,Beşiktaş'ın asbaşkanı veya veznedarının ismi ne ,Beşiktaş'ın hangi antrenör çalıştırıyor çeşitli meraklar uyandığında millet bu bilinmezlerin üstüne acele bir sünger çeker patronun ismini bir hamlede söylerdi.

    Hakkı Yeten...

    Anlatılmaz bir karizmatik kişiliği vardı; Hakkı Yeten'in...

    Kendi takım arkadaşları arasında yaydığı korkulu disiplin her dakika başı tazelenen bir nöbet almak şöyle dursun Hakkı Yeten'in rakip futbolcular ve hakemler indinde hiç bir futbolcunun bugüne kadar erişemediği anlatılmaz bir saygınlığı vardı.

    Kolaylıkla iddia edilebilir ki oynadığı sürece futbol olayını tek başına idare etmiş adamın ismi tartışmasız Hakkı Yeten'dir.

    Tartışmalı gollerde hakemlerin fikrine müracaat ettikleri  tek jüri idi Hakkı Yeten...Rakip oyuncular şayet Beşiktaş takımında bir futbol usulsüzlüğü görmüşlerse şikayet mercii yine Hakkı Yeten'dir.

    Şeref Stadı'nın  kale direkleri değişecekse ,kararı Hakkı Yeten verirdi.Duşların yanıp yanmayacağına ,idmanlara masörün gelip gelmeyeceğine ,hangi futbolcuya kaç para verileceğine,prim bareminin ne olacağına kimse karar veremez ,son söz her zaman Hakkı Yeten'in ağzından çıkardı.

    Rivayet o doğrultudadır ki hiç bir takım arkadaşı oynadığı sürece soyunuk görmemiştir Hakkı Yeten'i...Çünkü o yıkanıp giyinmeden hiçbir futbolcu duşa girmezmiş.

    Ben hatırlıyorum deplasman maçlarını...Oyun bitip yıkanma ve giyinme faslı kapandıktan sonra Hakkı Yeten ve takım arkadaşları yola koyulurken kaptanın elinde büyükçe ve şişkin bir torba dikkati çekerdi...

    Ne vardı ki o şişkin torbada ? Beşiktaş'a düşen maç hasılatını bile Hakkı Yeten taşırdı...

    ***

    Bir hafıza ıskası yapabilirim.
    1932 yılında Halıcoğlu askeri okul öğrenciliğinden soyunup siyah beyazlı formayı giydiği günden ölümüne kadar yani 57 yıl ,yaşayan en büyük Beşiktaşlıdır,Hakkı Yeten...

    Formaların evde Öküzbaş çivitine batırıldığı,maçlara yayan gidiliği ,futbolun bir amatör aşkla oynandığı ,kulüp renklerinin mukaddes bir emanet gibi saklandığı bir dönemin ilahıdır ,Hakkı Yeten...

    Beşiktaş'ta oynadığı sürece dış transfer teklifleri kulaklarında ışımış ,Fenerbahçe ve Galatsaray kulüpleri o zamana göre kendisine servetler sunmasına rağmen Hakkı Yeten bırakın Beşiktaş formasını değiştirmeyi ,oturduğu Beşiktaş semtini bile değiştirmemiştir.

    Futbol hayatına "The End" koyduktan sonra Hakkı Yeten,Beşiktaş'ta antrenörlük ,yöneticilik kulüp reisliği yapmış ve kendisine şeref başkanı payesi verilmiştir.

    Yaşamının son 15 yılında Beşiktaş'ın aktif dünyasından çıkıp kendisini emekli etmiştir Hakkı Yeten...

    İnanmış ve görmüştür ki ,İstanbul kendi gençliğinin ve futbolculuğunun İstanbul'u değildir.Futbol topu kendi vurduğu dönemlerdeki kadar temiz süt emmiş değildir.Profesyonelliğinin bini bir para kepazelikleri şişirmeye başlamıştır futbol topunu...

    Futbol kulüpleri bir amatörlük mabedi olmaktan çıkmış ,lüks otellerdeki dövizli kumar makinesine dönmüştür. Yönetimler hesabı verilemeyecek  para babalarının servetlerine teslim edilmiştir.Futbolculara profesyonel sistem, bin yüzlü bir karakter panayırının görülmez  iplerini vermiştir.

    Belki Hakkı Yeten çoktan ölmüş kendi dünyasının dışında bir dünyada yaşamaya bu kadar tahammül edebildi.

    79 uzun yıl şereflerle yaşanmış lekesiz bir hayatı Hakkı Yeten'ce bitirmenin adıdır belki de bu son ölüm...

    Nur içinde yat koca kaptanım !
  • İnsanlar yaklaşık yarım milyon yıldan beri dünya üzerinde varlar. Sabit yerleşimlerin gerekli temeli olan tarım, yalnızca oniki bin yaşında. Uygarlıklar yaklaşık altı bin yıl öncesinden daha fazlasına gitmez. Eğer insan varoluşunun bütününe 24 saatlik bir gün diye baksaydık, tarımın ortaya çıktığı zaman öğleden sonra 11:56, uygarlıkların
    ortaya çıktığı zaman da 11:57 olurdu. Modern toplumların gelişimi ancak 11'i 59 dakika 30 saniye geçerken başlayacaktı! Yine de bu insan gününün son 30 saniyesinde, belki de o ana kadar geçen bütün zaman içerisinde gerçekleşen kadar değişme gerçekleşmiştir.

    Modern dönemde de değişmenin hızı, eğer teknolojik gelişim oranlarına bakarsak ortaya çıkar. İktisat tarihçisi David Landers'in gözlediği gibi,

    'Modern teknoloji yalnızca daha çok ve daha çabuk üretmez; dünün zenaat yöntemleriyle hiçbir şekilde üretilemeyecek olan nesneleri de ortaya çıkarır. Yerlilerin kullandığı en iyi el çıkrığı hiçbir zaman, eğirme katırının ürettiği iplik kadar güzel ve pürüzsüz olamaz; onsekizinci yüzyıl Hıristiyanlığının bütün dökümhaneleri, modern bir çelik fabrikasının ürettiği gibi büyük, düzgün ve
    birörnek çelik levhalar üretemez. En önemlisi, modern teknoloji, sanayi öncesi dönemde düşünülmesi çok zor olan şeyleri yaratmıştı: kamera, motorlu araba, uçak, radyodan yüksek hızlı bilgisayara kadar bütün bir elektronik aletler dizisi, nükleer enerji santrali ve neredeyse sonsuza kadar giden başkaları... sonuç, üretim düzeyinde devasa bir artıştır; tek başına bu bile insanın yaşam biçimini, ateşin keşfinden bu yana, her şeyden çok değiştirmiştir. 1750'de İngiltere'de yaşayan birisi, maddi nesneler bakımından Sezar'ın lejyonerlerine, kendi torunlarından daha yakındı. (Landers 1969)
  • Kaybolduktan 35 Yıl Sonra Geri Dönen Uçak




    Yıllar evvel ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolan sıradan bir yolcu uçağı.
    Uçağı bulmaya kendini adamış eski bir gestapo şefi.
    Federal Alman hükümeti tarafından örtbas edilen belgeler. Kaybolmasının ardından geçen 35 yılın sonunda sanki birkaç saat evvel havalanmış gibi Brezilya’da bir hava alanına indi. Bu uçak 35 senedir neredeydi? Ayrıca kaybolduktan yıllar sonra havaalanlarına iniş yapan başkaca uçaklarda var…




    4 Eylül 1954 uzun boylu, pardesülü, fötr şapkalı gizemli bir adam aceleci adımlarla elinde valiziyle Aachen havalimanına gelir. 513 Numaralı uçuşla Santiago Amerika’ya bir bileti vardır. Valizini teslim ettikten sonra uçağın kalkış saatini beklemeye başlar. Derken bir anda aceleyle ayağa kalkar ve arkasını dönerek havaalanından çıkıp gider. Bu gizemli yolcu kimdi? İsmini deepweb de çok aramama rağmen bir türlü bulamadım. Eğer siz bir yerlerde bulabilirseniz Lütfen yorumlara yazın. Uçuş saati geldiğinde Trans World Airlines’ a ait Lockheed L-049 Constellation modeli Star of Lisbon isimli uçak 88 yolcu 4 personel olmak üzere toplam 92 kişi ve birde gizemli adamın valizi ile rutin uçuşunu gerçekleştirmek üzere sorunsuz şekilde havalanır. Gece yarısına doğru uçak Atlantik okyanusu üzerindeyken kaptan pilot Miguel Victor Cury Aachen’de ki kule ile bağlantıya geçerek Yoğun bir türbülansa girdiklerini ve uçağın elektrik sisteminde kesintiler olduğunu rapor eder. Daha sonra telsiz kapanır. Yaklaşık 30 dakika sonra telsizde yine kaptan pilot vardır. Sesi korkmuş ve hırıltılı duyulurken önlerinde masmavi bir ışık bulutu gördüklerini söyler. Bu uçakla kurulan son irtibat olmuştur. Bir faha uçaktan kimse haber alamadı. Uçağın radarda kaybolduğu tam konum ve civarında 1 hafta süren aramalar neticesin de yaklaşık 450 km çapında alan pek çok ülkenin katılımıyla ortak oluşturulan arama kurtarma ekipleri ve askeri donanmalarca tarandı. Uçağa dair en ufak bir iz yoktu. Eğer okyanusa düşmüş olsaydı ufakta olsa bir parçaya muhakkak su üzerinde rastlanırdı. Uçak sırra kadem basmıştı. Uçağın soruşturma dosyasını Münih kayıp büro departmanı üstlendi ve dosyanın başına da son derece sert ve inatçı bir mizaha sahip olan eski gestapo şefi Paul Kramer atandı. Uçağa dair elde fiziksel bir kanıt yoktu. Kramer bu yüzden yolcu listesi üzerinde çalışmaya başladı. Yolcular sıradan insanlardı. Ancak listede olup da uçağa binmeyen gizemli yolcu dikkatini çekti. Bilet almak için verdiği ikamet adresi İtalya’nın bir liman kenti olan Triesteydi.

    Yapılan incelemede adamın havalimanından ayrılıp aynı gün trenle İtalya’ya gittiği anlaşıldı. Bunun üzerine Kramer gizemli yolcunun ikamet adresine gitmek üzere İtalya’ya doğru yola çıktı. Adrese vardığında buranın eski bir katedralden eve çevrilmiş bir yer olduğunu fark etti. Görünüşe göre evde kimse yoktu. Arama yapmak için İtalyan polisine izin başvurusunda bulundu, başvuru sonucunu beklerken Fedaral Alman hükümeti apar topar dosyayı kapatarak uçağı kayıp ilan etti ve Kramer geri çağırıldı. Federal hükümetin kayıp bir uçak vakasına müdahale etmesi son derece sıra dışıydı. İnsanlar uçağın bir şekilde düştüğünü ve bulunamadığını düşünüyordu. Sonralarındaysa bu olay unutulup gitti. Tarihler 12 Ekim 1989’u gösterdiğin de yani olaydan tam 35 sene sonra Brezilya’nın Porto Alegre havaalanının radarlarında uçuş planında olmayan bir uçak belirdi. Uçak alçak irtifada ve standart süratin altında yavaş yavaş havaalanına yaklaşıyordu. Kuleden yapılan telsiz çağrılarına hiçbir cevap vermedi. Uçağın silüeti uzakta belirdiğinde etrafında yıldırım benzeri mavi ışıklar dolandığını gören kule yetkililer tekrar telsiz iletişimi kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Ne olduğuna bir anlam veremediler bir elektrik arızası olduğunu düşündüler ve uçağın iniş yapmasına izin verdiler. Garip şekilde bir anda ortaya çıkan bu uçak İnişe geçtiği esnada etrafında ki şimşek benzeri ışıklar bir anda kayboldu ve ardından naif biçimde başarılı bir iniş yaparak pistin sonunda durdu. Fakat bir şeyler yanlıştı. Uçak rölanti vaziyette çalışır durumdaydı Pilot motorları stop etmemişti. Uçaklar sadece kalkış esnasında piste ilk çıktıklarında motorlarını rölanti de çalıştırırdı. Protokole göre indikten sonra aprona yanaşarak motorlarını stop etmek zorundaydılar. Ayrıca yanlış olan başka şeylerde vardı. Bu uçak pervaneliydi ve çok eskiydi Pervaneli motorların yolcu uçaklarında kullanımına 25 sene önce son verilmişti. Uçak çağın getirdiği teknolojik koşulların çok gerisindeydi yinede oldukça yeni görünüyordu. Üzerinde Trans World Airlines yazısı vardı oysa bu havayolları 1956 senesinde kapanmıştı. Bu 513 sefer sayılı star of lisbon uçağıydı ve görünüşe göre 35 sene sonra geri dönmüştü? Fakat bu nasıl olabilirdi? Olaya anlam veremeyen yetkililer havalimanı güvenlik personelinden bir ekip kurarak uçağı incelemeleri için yolladılar. Uçağa giren araştırma ekibi kaptanın telsiz mesajlarına neden cevap vermediğini hemen keşfetti. 88 yolcu ve 4 mürettebattan geriye sadece iskeletleri kalmıştı. Kaptan Miguel Victor Cury’nin iskelet haline gelmiş eli hala uçuş lövyesinin üzerindeydi. Havalimanı yetkilileri Brezilya hükümetiyle bağlantıya geçerek durumu aktardılar.



    Hükümetse uçağa kesinlike dokunulmamasını söyledi. Aynı gün akşam saatlerinde Brezilya hava kuvvetlerinde bir ekip uçağı yakınlardaki bir hava kuvvetleri üssüne götürdü. Gazeteler konuyu haberleştirdi ve olay dünya çapında yankı buldu. Amerika’nın Weekly World News gazetesinin ünlü muhabirleri Irwin Fisher aracılığıyla olayı araştırmaya başladı. Bilim adamlarından fikir alındı. Çoğu fizikçi aynı görüşteydi. Uçak bir solucan deliğine girerek zaman yolculuğu yapmıştı. Fakat bu konuda kamuoyuyla paylaşılan bir delil yoktu. Weekly World News gazetesi yetkililerden cevap alabilmek adına pek çok defa Brezilya hükümetine başvuru yaptıysa da bir sonuç alamadı. 1996’da paranormal araştırma uzmanı Celso Atello Uçağın Ambarlara çekilmesinden sonra neler olduğunu öğrenmek üzere kapsamlı bir araştırma yaptı. Ayrıca cenazeler uçaktan ölenlerin ailelerinden kalan bireylere de teslim edilmemişti. Uçak ordu ambarlarına çekildikten sonra bir grup uzman uçağı incelemiş ayrıca Brezilya hükümeti Alman arşivlerinde bulunan uçağın soruşturma dosyasının kopyasını talep etmişti. Ekip yolcuların 1954 ten kalma eşyalara sahip olduğunu görmüş kimliklerini tespit etmişlerdi. Ayrıca uçağın kara kutusunda yapılan incelemede kaptanın 1954 te yaptığı son telsiz konuşmasından sonra başka bir şey kayıt edilmediği anlaşıldı. Kargo bölümünü açtıklarında çoğu valizin sağa sola savrulmuş ve eşyaların ortaya saçılmış olduğunu gördüler. Ortalık adeta bir müzeyi andırıyordu çünkü etraftaki tüm eşyalar çok eskiydi. 1954 tarihli gazete ve dergiler, koleksiyon parçası plaklar gibi binlerce demode eşya vardı. Ayrıca iskeletlerin bulunduğu koltuklarda hafif yanık izleri göze çarpıyordu. Metal kısımların bazı kesimlerinde de hafif erimeler tespit edildi. Uçakta eser miktarda radyasyonda bulundu. Ertesi günü Paul Kramer’in 1954 te üstlendiği dosya Almanya’dan geldiğin de Esrarengiz adamın valizi için uçağa tekrar girildi fakat kargo bölümünde valize rastlanmadı. Acaba Kramer hayatta olsaydı bu olay karşısında nasıl bir tepki verirdi? İncelemelerin ardından iskeletlere otopsi yapıldı. Ortaya cevap yerine daha fazla soru çıkmıştı. Çünkü otopsi sonucuna göre insanlar 1954te bulundukları yaştaydı daha da ilginci ise yeni ölmüşlerdi. İnsanlar bir anda yüksek enerji ile içten yanarak buharlaşmışlardı. Belki de uçak iniş yaptığı esnada henüz herkes halen hayattaydı ve o mavi şimşekler kaybolurken uçağın içinde ki insanları da öldürmüştü. Brezilyalı yetkililer cesetleri ve eşyaları yakarak yok etti. Uçağı da üzerindeki yazıları boyayla kapattıktan sonra bir uçak mezarlığına koydular 1995 senesinde uçak parçalara ayrılarak sırlarıyla beraber yok edildi. Atello’ya göre uçak kesinlikle bir zaman yolculuğu gerçekleştirmişti ve yolcular uçak indiği sırada ölmüşlerdi ve 35 sene geçmesine rağmen hiç yaşlanmamışlardı. Konuyla ilgili pek çok bilgi ve belge toplayarak bir kitap yazdı. Kitabın içerisinde uçağın askeri hava üssüne çekildikten sonra yapılan incelemeler de çekilen fotoğraflara da yer verdi.



    Ancak kitabın basımına ve dağıtılmasına asla izin verilmedi. Yıllar sonra konuya ilgi duyan bir gazete Atello’ya ulaşarak bilgi edinmek istedi. Atollo’nun elindeki neredeyse tüm materyallere izinsiz şekilde devlet tarafından el konulmuştu. Gazete konu hakkında uzun bir makale yazarak olayı tekrar gündeme getirdi. Makalenin sonundaysa Celso Atello’nun şu sözlerine yer verdi. Halkın bu uçakla ilgili her şeyi bilme hakkı vardır ve hükümet olup biten her şeyi kamuoyuyla paylaşmak zorundadır. Bu uçak bir zaman tüneli içine girdi ve mucizevi şekilde 35 sene sonra çıktı. Olay delillerle sabittir, tüm dünyaya anlatmak yerine örtbas etmeyi seçtiler. Böyle bir şey dünyamızı görme biçimimizi ve bilim anlayışımızı sonsuza kadar değiştirebilir. Bu sır gibi bilgileri, özellikle uçuş 513’te ölen insanların akrabalarından saklamak bir insanlık suçtur. Aslında 513 numaralı uçuş bu konuda tek örnek değildir. Buna benzer birkaç olay daha delil ve belgeleri ile havacılık tarihine geçmiştir. Pan Amerikan hava yollarına ait 914 sefer sayılı uçakta 1955 te Newyork’tan Miami’ye gitmek üzere havalanmış benzer şekilde kaybolmuş, aradan geçen 37 yılın ardından 21 mayıs 1922’de Venezuella Karakasta yerel havalimanının kulesiyle irtibata geçmiş ve izin alarak iniş yapmıştı. Uçakta 4 mürettebat 57 yolcu bulunuyordu. Uçak indikten kısa süre sonra tekrar havalandı ve yeniden ortadan kayboldu. Hava alanı çalışanlarından oluşan görgü tanıkları yolcuların halen genç göründüğünü söylemişlerdir. Ayrıca Uçağın pilotu kuleyle telsiz bağlantısı kurarak nerede ve hangi tarihte olduklarını sormuştur. Uçak ardında 1955ten kalma bir takvim bırakarak sırra kadem basmıştır.