• 478 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10
    -Uzun zamandır beni bu kadar ezen bir kitap okumamıştım-

    Kitabı kapsamlı bir şekilde kendi penceremden değerlendirmek istiyorum...

    Dostoyevski 1849 yılında önce idama mahkûm edilmiş daha sonra bu idam cezası sürgüne çevrilmişti. Ağır şartlardaki hapis hayatı ve sonrasındaki zorunlu askerlikte geçirilen toplam 8 yıldan sonra Dostoyevski ağır izler taşıyan bir ruh haliyle eserler vermeye devam eder. Ezilenler de bu sürgün hayatından kısa bir süre sonra (1861) kaleme aldığı eserlerinden biridir.

    Dostoyevski, Ezilenler'le eleştirmenlerden umduğunu bulamaz, ağır bir şekilde eleştirilir ancak okurlar tarafından beğenilir. Eleştirmenlerin özellikle kitabı hangi konularda eleştirdiklerine ulaşamamamla birlikte, kanaatimce işlediği konu ile o zamanki kültürel toplum ahlakına uygun bulunmadığın dolayı eleştirilmiştir. Bir genç kızın aklı ve sağ duyuyu ikinci plana atarak, yüreğinin peşinden koşması yani eserde Klasisizm'e karışı Romantizm'in savunulması eleştirmenleri rahatsız etmiş olabilir. Ama okurlar daha çok ortaya konulan ürünün hoşnutluk derecesine bakarlar ve bu eser fazlasıyla duyguları harekete geçiriyor, o zaman okur bunu beğenir. Özellikle şu ifadesi “En önemlisi akıl değil, onu yöneten huy, kalp, asil duygular, kültür...” bu konunun özeti gibi olmuş.

    Ezilenler, Dostoyevski'nin o sıralar çıkardığı dergisinin satışını canlandırır ve buradan elde ettiği kazançla çok istediği Avrupa gezisine çıkar (1862). Dostoyevski'den birçok şey taşıyan eserdeki baş karakterlerden biri olan yazar Vanya da yayıncısından kendisini rahatlatacak toplu bir para alıyordu: "Hikâyem bitti, yayınevi sahibi hayli borçlandığıma bakmadan, ganimeti eline geçirdiği için az çok, hiç değilse elli ruble bir şey verir. Epeydir elime bu kadar para geçmemişti. Özgürlük ve para!.."

    Vanya'ya değinmişken Dostoyevski ile ortak birkaç yönüne daha dikkat çekmek istiyorum: Dostoyevski, hayatının çoğu safhasında para sıkıntısı çekmişti. Hatta bazen daha yazmadığı eserinin parasını alıp yayıncısına borçlanırdı. Kumarbaz'ı da yayıncısının kendisine verdiği mühletin dolmasına 30 gün kala yazmaya başlayıp 29 günde bitirmişti. Yukarıdaki alıntıya ek olarak şu alıntı benzerliği daha net bir şekilde ifade ediyor
    " Yazıya neredeyse hırsla sarıldım, elimdekini ne yapıp yapıp bitirmem gerekiyordu. Aksi halde, beni iyice sıkıştıran yayınevi sahibinden taş çatlasa para alamazdım." Ancak buradaki örnekte Dostoyevski, Vanya'ya benziyor çünkü Kumarbaz 1867 yılında kaleme alınıyor.

    Dostoyevski gibi Vanya da elit çevreye katılmıyor: " İlk yapıtıyla kazandığı ünden sonra girdiği edebiyat çevrelerinde kişisel görünümüyle etkili olmayı başaramayan yazar, alışık olmadığı bu toplumsal ortamdan kaçmak için edebiyat çalışmalarını sürdürdü..."(Ezilenler, FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ, Bordo Siyah); ve Vanya, “Yüksek çevre” adını verdiğiniz topluluğa önce sıkıcı bulduğum, sonra da ilgimi çekeceğini tahmin etmediğim için girmiyorum. Ama yine de arada bir uğradığım oluyor..."

    Vanya rutubetli bir evde yaşamak zorunda kalır aynı zamanda hastalıklı bir bünyeye sahip zaman zaman iki gün yataktan kalkamaz hale gelir :"Yukarı çıkar çıkmaz birden başım döndü, odanın ortasına yığılıverdim. Yelena’nın çığlığını hatırlıyorum, ellerini çırparak, düşmeme engel olmak için bana doğru atıldı. Sonrasını bilmiyorum..." , "ihtiyar doktorumun son defa, “Yoo, bu çalışmaya dayanacak sağlığın yoktur azizim, buna imkân yok!” dediğini duyar gibiyim. Aynı şekilde Dostoyevski de hastalıktan çok çekmiştir: "Dostoyevski’nin hayatı boyunca büyük ıstıraplar çektiği sara nöbetlerinin, romanlarındaki hastalıklı tipleri yaratmasında ne gibi katkısı olmuştur ."(DOSTOYEVSKİ’NİN KUMARBAZ ROMANININ HAYAT-ESER AÇISINDAN İNCELENMESİ, Dr. Selahattin ÇİTÇİ). Bu arada sara demişken eserde küçük meleğim Nelly de sık sık sara nöbetlerini geçirir. Daha bunlar gibi başka ortak özellikler de bulunabilir. Belki Dostoyevski'nin iç dünyaları yansıtmasındaki başarısının altında bu benzerliklerin de etkisi yatmaktadır.

    Şimdi genel portreye geçmek istiyorum, eserde neler var:
    Birinci sırada Vanya var, her yere, çevresindeki her ezilene yetişmek için çabalayan ama aynı zamanda kendisi de bir ezilen olan, muhteşem bir insan. Belki de gerçek hayatta karşılaşmamız pek mümkün olmayan insan ırkının ütopya hali. Böyle bir insan olabilir miyiz ya da böyle bir insan herhangi bir çağda yaşayabilir mi, yaşamış mı? Bilmiyorum. Ama onun ruhunu bedenime aktardığımda inanılmaz huzur buluyorum. Belki de bu huzurun nedeni istediğim ama yapamadığım davranışların toplamının Vanya'da olmasından geliyor! Vanya aşka yeni bir boyut kazandırıyor; benim olmasan da seni yine aynı şekilde seveceğim, beni bırakıp gitsen de hep senin yanında olacağımın örneğini gösteriyor; sen değerlimsen o zaman benim varlığım senin mutluluğun için harcanmalı diyebilen adamı örnekliyor. Bir ezilen gördüğünde yüreğinin titrediği asil bir insan örneğidir. Vefanın temsilidir. Gerçekten merak ediyorum, acaba Dostoyevski neyi düşünerek Vanya'yı oluşturmuştur; bastırılmış duygularının dışa vurumu mu bu, yoksa özlem duyduğu insan örneği mi?

    İkinci sırada küçük Nelly var, gördüğü acımasızlıklarla kalbi mühürlenen, artık her insanı acımasız, zalim olarak gören, her uzatılan eli tehdit olarak algılayan asil yürek Nelly. Anne sevgisiyle yoğrulmuş acı bir hayat ve bunu değiştirmek için çabalayan küçük bir beden. Hiçbir şeyi olmadan dünyaya meydan okuyan Nelly. Ruhumda oluşturduğu sarsıntıları anlatamam. Ama Dostoyevski Nelly ile hayata tapanlara çok ağır dersler vermiştir. Kitabı okuyup da Nelly'nin dünyasından geçmeyen ve geçerken de titremeyen biri -ben Ezilenler'i okudum- demesin. Aklı başında vicdanı yerinde olan her insana hayatı onlarca kez sorgulatır, Nelly. Nedir bu hayata tutunma sevdası, her şeye rağmen, yarını sadece hayal olan bir hayat için ruhunu rezalete sürüklemek hangi planın parçası?

    Ve çürük ruhları yüreğinde cezalandıran kadın, Nelly'nin annesi. Gerçekten ne kadar iddialı, birini yüreğinde cezalandırmak. Çürük ruh düşüncesinde, bu ne delice bir harekettir bu ne delice bir insandır!..

    Üçüncü sırada eleştirmenleri ayağa kaldıran Nataşa var, akıl mı, kalp mi? Üzülerek, ezilerek kalp kalp diyen kadın. Bir tarafta güçlü aile bağı diğer tarafta yüreğine taht kuran insan. Benliğini kendine bağlatan insan, aklının ısrarla yapma yapma dediği şeyi ezile ezile yapan kadın. Vanya da sevdiği için her şeyi yapıyordu ama o bunu yaparken sadece kendisi acı çekiyordu oysa Nataşa sevdiği için her şeyi yaparken kendisini sevenleri de perişan ediyor. İşte onun için Nataşa'nın sevgisi kabul görmedi. Hep hayalimde Nataşa gibi seven bir kadın vardı. Oysa sıkı pazarlığa tutuşan sert ortaklar kaynıyor her tarafta!.. Anladım ki o sadece hayalmiş... Vazgeçtim, resetledim hayallerimi...

    Bir ailenin direği, haysiyetli, onurlu ama güçsüz ama çaresiz ezilen bir baba, Ihmenev. Yıkılmadım, yıkılmam dedikçe içinden bir parça düşen adam. Acısını kapılar ardında yaşayan ama çevresine umursamaz görünmeye çabalayan adam. Sana da çok zor yerden gelmiş...

    Ve diğerleri...

    Dostoyevski'nin Ezilenleri, asil ruha sahip olan insanlardır. Buradaki ezilenler iradeleriyle bu duruma düşüyorlar, bu kararlar onlara aittir. Bana göre bu kitabın en önemli mesajıdır bu. Ya ruhunun asaletini kaybedeceksin ya da ezileceksin. Bunu yapacak kadar güçlü değilim diyenlere, küçük Nelly'den daha mı güçsüzsün, demiş Dostoyevski. Belki de bu mesaj bana yabancı gelmediğinden bu kadar hırpalandım... Mesajı anlamayanlar için olayı daha sade hale getirilmiş biraz uzun ama olayı çok güzel bir şekilde dile getiriyor bu paragraf:

    " Hiçbir idealim yok, olmasını da istemem, asla özlemedim bunu. İdealsiz de çok hoş bir ömür sürülebilir. En somme[kısacası] siyanür asidine başvurmak zorunda olmayışıma seviniyorum. Biraz daha erdemli olsaydım, belki ahmak filozof gibi (kesin Alman’dır), o nesnesiz yapamazdım. Yoo! Hayatta o kadar güzel şeyler var ki. Mevki, rütbe, büyük oyun; kumara bayılırım. Hepsinin üstünde de kadınlar...

    ...rahatım yerinde oldukça “evet efendim”ciliği bırakmam, sureti haktan görünerek bunları savunurum. Sırası gelince herkesten önce sırt çevirecek de ben olacağım... Hayatımda hiçbir davranışımdan ötürü vicdan azabı duymadım. Rahatım bozulmasın, yeter bana! Benim gibiler sayılmayacak kadar çoktur, hepimiz de huzur içindeyiz. Evrenin kuruluşundan beri varız biz. Günün birinde dünya batacak olsa biz yine üste çıkmanın yolunu buluruz. Hem biliyor musunuz, bizim gibi insanların ömrü uzun olur. Buna hiç dikkat ettiniz mi? Seksen, doksan yaşına kadar yaşarız! Şu halde bizzat tabiat bizi korumaktadır. "

    Dostoyevski ikinci olarak bir kararın kendisini ve antisini bu eserde birlikte veriyor. Kararın kendisi uygulandığında ortaya çıkan sonuç, Nelly'nin dedesinin kendi kızı için verdiği karar ve sonuçları, sonra da bu kararın antisi olan Ihmenev'in Nataşa için verdiği karar ve sonuçları...


    Bu kitabı iyi ki okudum ve herkesin de okumasını isterim. Kitapta duygu yoğunlu çok yüksek -düşünmek istemezseniz, düşünmezsiniz duygularla yetinebilirsiniz- ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Giriş kısmında okuru çok dolandırmadan birazcık betimlemelerle oyalarken, birden Vanya'nın hikayesiyle sizi tünele sokuyor zaten sonrasında ışığı görene kadar etrafınızla bağınızı kesiyor...

    Genelde bir incelememi yazdıktan sonra o eserle ilgili yapılmış incelemelerin çoğunu okurum ama bu defa öyle yapmayacağım bu kitap hakkında hissettiğim bu duygularla kalmak istiyorum...
  • Yaşamımın yıllarını bir yol boyunca aralıklı olarak duran, birbirine tellerle bağlı, telefon direkleri gibi görüyordum.
    Sylvia Plath
    Can Yayınları