• New York’un sessiz sakin kasabası White River’da bir keskin nişancı dehşet saçıyor ve öldürülen polisin telefonuna bir uyarı mesajı geliyor. Kimsenin kimseye güvenmediği soruşturmaya danışmanlık yapması için çağrılan Gurney'in ise elinde gizemli bir nottan başka bir şey yok.
    Bir parktaki oyun alanında ayak tabanlarına üç farklı harf dağlanmış iki cesedin bulunmasıyla işler daha da karmaşık bir hal alırken yetkililerin resmi açıklamalarıyla ters düşen Gurney, kasabayı labirent gibi sarmış olaylar silsilesini tek başına çözmeye kararlı. Yaklaşmakta olan fırtına herkesi yakmadan cevaplaması gereken bir soru var: Bu akıldışı bulmacada gözden kaçırdığı şey ne?

    “John Verdon şaşırtıcı olay örgüsü, katil avı ve akıllıca düşünülmüş karakterler yaratmada kendini kanıtlamış bir usta.”
    Publishers Weekly
    “Bir bulmacanın parçalarını yerleştirir gibi kitabın son sayfasına dek, katili bulacak olmanın tarifsiz hazzını suç romanlarına özgü gerçekçi gözlemlerle nasıl harmanladığına bakılırsa, bu serinin neden bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil.”
    Kirkus Reviews
  • İnsanî ilişkilerimizi yürütemememizin sebepleri;
    •Sürekli şikayet etmek. Memnuniyetsizlik... Bulunduğumuz şartlardan sürekli şikayet ediyoruz, hep daha iyisi olsun istiyoruz ama bulunduğumuz durumun belki de bizim için en iyisi olduğunu aklımıza getirmiyoruz.
    Bizim için yapılan herşeyde memnuniyetsiz olup çıktık. Hâlbuki karşımızdaki insanın bunu yaparken ne kadar çaba sarf ettiğini, nelerden ödün verdiğini düşünsek, memnun olup hatta minnettar bile oluruz. Ya hiç birşey feda etmemiş dahi olsa o insanın şahsına saygısızlık olmasın diye dahi böyle düşünmüyoruz. Herşeyde olduğu gibi birbirimize karşı da sürekli bir beğenmeme hastalığı, en iyi söz bana söylensin, en güzel kıyafetler bana alınsın, arkadaşlarım, kardeşlerim, ailem hep beni pohpohlasın. Bu da hep aynı şekilde olmasın, hep artsın bu şımartılmak vs. Ne oluyor ya hu bize. •İnsandan insan üstü beklentilere girmek.
    Hâlbuki insan; beşerdir şaşar diyerek bizde şaşırdığımiz zaman özür dileme erdeminden uzak durmazdık. Özür dilemenin insan olmanın en temel özelliği olduğunu bilmeliyiz. Biz nasıl insansak ve insanî hâl ve tavırlar sergiliyorsak, bazen hatalar yanlışlar yapabiliyorsak, ne oluyor bize ki karşımızdaki insanın hatasız, kusursuz olmasını bekleyip, en ufak bir hatasında siliyoruz...
    Bunu yapmamızın temel nedeni insan kavramına yüklediğimiz çok uçta olan kavramlardır.
    • İnsanlardan ümit kesmek;
    Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Ebu Leheb'den Tebbet Sûresi inene kadar ümidini kesmemişti. Ebu Talib için gayret etmesi de ortada. Bunun birçok örneği var. Müminlerin Annesi Aişe Validemiz(radiyallahu anha) 'e iftira atanlara bile 'Senin sicilin temiz değil artık senden pek bir hayır ummuyorum' demedi. Bunun en önemli şartı insanı insanlığıyla kabul etmektir. 👆👆 Bu şart küfür ile kâfiri; günah ile günahkârı ayırmamıza yardım eder. Fiili ve faili birbirinden ayırıp insandan ümidi kesmemeliyiz.
    Çünkü Allah insandan ümit kesmiyor. Son ana kadar da bu böyle olacak. Resulullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de hiç kimseden ümit kesmemişken *bize ne oluyor.*
  • Varılabilecek son nokta, bir noktaya dönüşmektir. Nokta mükemmeldir. İnsanın varlıktan ibaret  kalması gibi. Kusursuz bir hal. İnsanın varlık nedeni, hiçliğin merkezinde var olarak mükemmel bir  durağanlığa erişmek ve sonsuza kadar o halde kalmaktır. Buna yaratarak yok olmak denir.
  • ''Karamsarlığın son ucunda yaşıyordu. İsteksizliği kendisini bile rahatsız edecek bir hal almıştı.''
  • Not:Bu mektubun sahibi ismini vermek istemeyen bir kitap dostu :))

    Bir kayıp ilanıyla karşılaştım bugün. Bir
    yerlerden ısırdı gözüm. Tanımıyordum bizzat ama uzaktan görmüştüm. Bulma ümidi sardı tüm benliğimi. Çünkü onu bulmam kendimi de bulmam demekti..

    Sevgili Dost;

    Hayattayım. Herkes gibi. Yaşamaya devam ediyorum. Her sabah yeni bir güne merhaba diyorum. Zahiren güçlüyüm, sarsılmaz görünüyorum. Ama bir sorun var, şu ki; nerden tutsam elimde kalıyorum. İçim yanmalı ki bu halden kurtulmalıyım. Ama önce tespit etmem lazım.
    Bir şeyler eksik. Adını koyamadığım bir şeyler. Kırılma noktalarımın sebebi belki. Düşüşlerimin duruşlarımın geri adımlarımın nedeni. İleri atılamayışlarımın, vazgeçişlerimin.
    Arayıştayım mecnun misali. Onun çöllerde gezdiği gibi içimin sahralarına koyuldum. Leylasını arar gibi, beni durduran tutan ve engel olan sebepleri bulma yolundayım.

    Sevgili Dost;

    Işık umuduyla birilerine sarılıyorum bazen. Konuşuyorum, konuşuyorum. Sonuçsuz. Onları da kendi karanlığıma sürüklüyorum. Bulamadığım gibi bir zihni daha siyaha boyuyorum. İş başa düşüyor yine kendimi seninle dolaşıyorum.
    Arayışların sonu boş olmaz biliyorum ve derdimi duama dökerek Rabbimden yardımını diliyorum..

    Sevgili Dost;
    Gözlerimle sebepleri takip edip kontrolüm altına almaya çalışırken unutuyordum. Tüm o sebepleri kontrol eden zaten biri var.. Ah biraz teslimiyet.. Bunu başarabilsek..

    Sevgili Dost;

    Nasıl da ilandakine benziyor sin, lam, mim harfleriyle bu kelime.. Ulaştıracak mı dersin bizleri selamete…
    …..

    Sevgili Dost;

    Allah’ın O’na yönelmemiz için vermiş olduğu imtihanları gördükçe, kolay olan Allah’a dönmek yerine, imkansıza, kusurlarımı görmezden gelmeye çabaladım hep. Aynı nokta. Teslimiyet eksikliği. Yapmam gereken kabullenmekti halbuki. Güzellikleri coşkuyla alıp bağrıma bastığım gibi, sıkıntıları, tatsızlık diye adlandırdıklarımı da göğüslemek, şükür ile alıp kabullenmekti. Elimin ulaşmadığı yerlere uzanmak için çabalayarak kendimi harap etmek yerine, semaya ellerimi açmalı ve yakarmalıydım sadece…

    Sevgili Dost;
    Kaybı buldum artık, şimdi onunla tanışmak vakti.
    …….

    Ve şimdi…

    Tevekkülün getirdiği huzurdayım. Esbabın peşinde koşmaktan yorulan ruhum burada sükunet buluyor. Tadını çıkarıyor sakinliğin. Ya Muhavvilel hal diyor sadece. Çabalamıyor kendini heder edercesine. Sükuta sığınıyor rahata sarılıyor burada. Ya Mukallibel Kulüb diyor. En güzelinin Cenab-ı Hakkın elinde olduğunu biliyor.
    Demek tabiat bataklığı yalnızca inanç değilmiş. Öyle işlemiş ki hücrelere Allahuekber diyenlerin dahi kalbinde serpilmiş. Ona buna yönlendirmiş. Hakiki merciden gaflet ettirmiş. Perdelere takıp arkasındaki eli gizlemiş. Maddeye perestiş ettirip hakikati görmeyi engellemiş.
    Oysaki bilseydi bu kalp herşeyin zincirinin Allah’ın elinde olduğunu. Ağlar mıydı bu kadar.. Herşeyin anahtarının yanında olduğunu görebilseydi. Esbaba müracaat eder miydi bu derece..

    Şunu düşünmeli Sevgili Dost;

    Sormalı insan kendine.
    Kaderde yazılan bu ise, yaşanan yaşanılanlar içinde en güzeli en hayırlısı ise bu itirazlar hala niye?
    Artık kendimize gelme vakti. Yeter ağladığımız. Hesap kitap tutup sorgulayıp yargıladığımız.
    Gözyaşlarımızı silip teslimiyeti tevekkülü anlamak yaşamak vakti.

    Sevgili Dost;

    Teşekkür ederim eşliğin için. Son bir adım kaldı. Gel beraber teslim edelim dünyaya onu. İlanları kaldırıp ismini asalım her yere. Teslimiyet diyelim, teslimiyet. İşte, aradığınız o kelime.
  • (Spoiler içerir)
    Öncelikle bu kitabı okurken;
    Fransız ihtilalinin meydana geliş aşamalarına
    İster istemez şahit oluyorsunuz.
    Dönemin monarklarının ve aristokratlarının lüks ve şatafata düşkünleri ve ülke iflasın eşiğindeyken bile bu düşkünlükten ödün vermemeleri ve buna paralel olarak halka ağır vergilerin dayatılması sonucu;açlık ve yoksulluğun bi toplumu nasıl korkunç hale getirilebileceğinin kanıtıdır fransız ihtilali.
    Öyle bir hal aldı ki giyotin denen bir idam aracı icad edildi ve halk hızını alamayıp zamanla insan kanına susayan birer canavara dönüştü..
    İşte böyle bir ortamda bir çok suçsuz gibi soylu bir aileden gelen Charles Darnay da ailesinin işlediği günahların bedelini ödemek için idama mahkum edilecektir, kayınpederi Dr. Manette başta olmak üzere bir çok dostu onun giyotine gitmesini engellemeye çalışacaktır. Bana sorarsanız çok süpriz olmayan ama içimde ukte bırakan bir son oldu. Aynı zamanda amaçladığım gibi bana bir çok şey kattı bu kitap..
    iyi okumalar dilerim..
  • Merhabalar Aklından Bir Sayı Tut kitabı ile yazarın kalemini çok beğenmiş ve diğer eserlerini de okumuştum en son kitabı olan Fırtınada Yanacaksın kurgusu ve üslubu çok iyi bir şekilde kaleme alınmış.Konu olarak Dave Gurney emekli bir dedektiftir dört yıl geçtikten sonra dedektiften White River’da olaylar çıkaran nişancıyı bulmak,beyaz ve siyahi polislerin birbirini öldürdüğü bir ortamda güvensizliğin dehşetin olduğu bir ortamda Dave Gurney’e başvururlar.Gurbey kanıtların yetersiz ve şüpheli olduğunu düşünerek üzerlerinde düşünmeye karar verir.Araştırmalarının sonucu olarak beyaz bir polisin siyahi bir polisi öldürmesiyle başlayan ırkçılık,kaos,cinayetlere yer verilmiştir.Ahmet Ümit’in Kırlangıç Çığlığı’nda olduğu gibi katil çok akıllı ve Dave Gurney Nevzat Başkomiser gibi tam katili yakaladım derken olaylar tam içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.Kitabı ilk 30 sayfadan sonra elinizden bırakamayacaksınız
    Kitapta en beğendiğim alıntı ;
    “Saygısızlık öfkenin anasıdır.”
    Keyifli Okumalar Dilerim